'Dikta rejimi' dediğin nedir ki?

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan’ın ve diğer iktidar yöneticilerinin açıklamalarında otoriter, baskıcı bir yönetim anlayışını benimsemenin izleri sık sık görülüyor. Örneğin “iktidar partisi istese Anayasa’yı değiştiremiyor. Anayasa Mahkemesi engelleyebiliyor.” Veya “Meclis’in yüzde 65’ine sahip partinin kapatılması Yargıtay Başsavcısı’nın isteğiyle olabiliyor” gibi sözler... (İkincisinde Yargıtay Başsavcısı karar vermiyor, yine AYM’ye gidiyor ama “bir kişinin dudakları arasında” demek halkı yanıltacağı için bu söyleniyor.) Erdoğan’ın YARSAV gibi 1208 üyesi bulunan bir sivil meslek kuruluşuna “Üyeleri iktidarı eleştiriyor. Ben şimdi bu hâkimlere savcılara nasıl güveneceğim. Böyle saçmalık olmaz” demesi... Bununla da yetinmeyip açılım sorumluluğunu, BDP’yle anlaşmaları unutturma gayretiyle “CHP, MHP, BDP, o malûm medya (bu da eleştiren, bu nedenle güvenilmeyen medya oluyor) ve YARSAV”ı bir arada anması... (Daha önce birçok STK benzer baskılarla susturuldu. Artık hiçbirinin sesi çıkmıyor.) Hepsi referandum yolunda millete yanlışı doğru gibi yansıtma olduğu kadar “demokrasi hazımsızlığı”nı gösteren ifadeler. OYSA GERÇEK; Anayasa Mahkemesi denen kurum her demokratik ülkede, hangi çoğunluğa sahip olursa olsun iktidarları/parlamentoları denetlemek, yaptıklarının Anayasa’ya uygun olup olmadığını araştırmak için kurulmuştur (Hitler’in “parlamento ile” neler yaptığı görüldükten sonra...) OYSA GERÇEK; Batı demokrasilerinde de yargı ‘yanlışı görülen partilere’ kapatma davası açabilir. Avrupa’da kısa süre önce kapatılan partiler vardır. Kaldı ki AKP Anayasa Mahkemesi tarafından oy çokluğu ile “laikliğe karşı eylemlerin odağı” gösterilmesine rağmen kapatılmamıştır. OYSA GERÇEK; Türkiye demokrasi ise ve hele de iktidar “daha çok demokratikleşme”den söz ediyorsa YARSAV veya bir başka sivil kuruluş (kaldı ki burada ülkenin hâkim ve savcıları var) iktidarları eleştirebilir. Her meslek kuruluşunun üyeleri, her vatandaş bu hakka sahiptir. Ve bir başbakan eleştirenlere “onlara nasıl güvene-yim” diyemez. Onları ortadan kaldırmayı veya en olmayacak partilerle hatta terör örgütüyle birlikmiş gibi göstermeyi haklı bir davranış sayamaz. İşte referandum sonucunda “Evet” çıkarsa bu baskıcı çıkışların önünde duracak bir yüksek yargı da kalmayacak, artık bu konuların tartışılması bile imkânsız olacaktır. Beğenilmeyen her derneğin, her TV programının kapatıldığı, eleştiren herkesin cezalandırıldığı bir Türkiye isteyenler ‘Evet’ reklâmı yapmayı sürdürsünler. Pişman oldukları gün geri dönme şansları bulunmayacak.

*****


Onurlu insanların istifası

Bu ülkede çok kişi biliyor ki “Hele şu referandum geçsin, tüm kurumlar gibi yüksek yargının bağımsızlığı da ortadan kalksın ve iktidarın yönetimine girsin, bir de seçim atlatıldı mı ortada ne Ergenekon kalır, ne darbe ihtimali”... Yıllarca özgürlüğü elinden alınıp (teröristbaşı Apo kadar bile iyi şartları olmadan) mahkûm hayatı yaşatılan isimler bir bir bırakılır. Ama sonunda “Bakın biz darbeleri önledik, orduyu da (muhaliflerin tümünü de) demokratikleştirdik” propagandaları hiç sıkılmadan yapılacaktır o başka. Yüksek Askerî Şura’da devam ettirilen oyunlar ve baskılarla “Kara Kuvvetleri Komutanı olması beklenen Org. Hasan Iğsız” emekli edildi. YAŞ’ta tam birileri kendisiyle uğraşırken “İnternette bilmem ne yaptın” diye savcılığa ifadeye çağrılması aslında tabii ki tesadüf değil, bir skandaldır ama o karmaşada bunun bile üstünde durulamadı. Ve bırakın bir insanın hayatını adadığı işinde en üst rütbelere ulaştığı anda önünün haksızca kesilmesini, bunca emekten sonra emekliliğe “saygın bir geçiş” hakkı bile esirgenmiş oldu. Onun yerine Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na ismi önerilen Org. Atilla Işık’ın sürpriz şekilde emekliliğini istemesi, Balyoz soruşturmasına dahil edilen ama hakkında takipsizlik kararı veril-mesine rağmen YAŞ’ta terfisi engellenen Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Türker Ertürk’ün bu nedenle istifa etmesi yapılan baskıların ve haksızlıkların en açık ifadesidir. Kendilerine yapılan haklı suçlamalara bile en sert tepkileri veren, mağdur rolüne soyunup saat başı TV’lerden halka şikayette bulunan siyasetçiler bu haksızlığın onda birine uğrasalar kim bilir nasıl bağrışırlardı. Buna karşılık Tuğamiral Tür-ker Ertürk’ün olayları soğukkanlı bir şekilde aktaran, bu haksızlığa karşı bile sessizce veda eden konuşması takdire şayan değil midir?

DİĞER YENİ YAZILAR