İşte buna dayanamıyorum ben... Hak etmeyen bir sürü isim kolundan, bacağından, poposundan, kıyafetinden, sansasyonundan dolayı sürmanşet haberlerle pohpohlanırken gerçek müzisyenlere, gerçek yeteneklere, müziği notasıyla, şarkı sözüyle, enstrümanıyla veya enstrüman gibi kullanabildiği sesiyle yapanlara haksızlık edilmesine dayanamıyorum.
Gazetede Yalın’ın konserinde yalnız kaldığı, “Bodrum Antik Tiyatro’yu dolduramadığı” haberini görünce de aynı duyguyu hissettim, hatta ‘şoka girdim’ desem daha doğru olur. Girdim, çünkü ben de oradaydım. Yalın konserlerini de Kenan Doğulu, Ferhat Göçer ve diğer özel sanatçıların (hepsini yazmıyorum ama iki elin parmaklarını geçmezler) konserleri gibi kaçırmam aslında...
Bu kez, kısa süre için geldiğim Bodrum’da önceden verilmiş bir sözüm olduğu için konsere kalamadım ama kızlarımı konsere ben bıraktığım için de Tiyatro’nun halini gördüm.
OTURACAK YER YOK!
Dışarda araba kuyruğu tek bir boş yer bırakmayacak şekilde neredeyse şehre kadar uzanırken içerde iğne atsanız yere düşmeyecek bir kalabalık vardı. Hani “Ajda’yı 700 kişi izledi” diyorlar ya bu kez içerde en az 1000-1500 kişilik bir kalabalık vardı.
Antik tiyatronun sahneye uzak köşeleri her konserde (sahne görünmediği için) boş kalıyor, burada izlediğim diğer konserlerde de aynı durumu kendim gördüm. Diğer yerler tümüyle doluydu. Nazlı, Yasemin ve arkadaşları biletlerini önceden almalarına rağmen oturacakları yeri zor açabildiler.
Bu nedenle “şok haber”in nasıl yapıldığını araştırdım. Bir yerel muhabir arkadaşımız her nedense tamamen dolu olmayan köşenin fotoğrafını çekerek haberi böyle yazmayı uygun görmüş.
Şimdi, nedenini bilmiyoruz ama bütün yılını konserlerine hazırlanarak, yeni güzel şarkılar yazarak geçiren, kendini müziğe adamış genç sanatçılara yapılan bu tür hataların onları çok üzeceğini, motivasyonlarını kıracağını biliyorum.
Kızlarım konserden “Unutulmazdı. Yalın sahneye de çok alışmış artık, müthiş bir performans sergiledi” diye döndüler ve iki gün boyunca sık sık konserden söz ettiler. O kadar ki, her Yalın konserinde yaptıkları gibi “Keşke” şarkısını bana telefonla dinletmeleri yetmedi... Konser bandını buldurdum ve izledim.
Tamamiyle haklılardı (zaten ikisi de müzik kurdudur), yüzlerce kişilik hayran korosunun tüm şarkıları (en yeni şarkısını bile) birlikte söylediği nasıl rahat bir iletişim, nasıl evrensel düzeyde bir yetenek ve sahne hakimiyetidir, zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. (Hâlâ “Keşke” ile “Zalim” bence 1 numaradalar ama “Kalamadım” da süper olmuş.)
Ben Türkiye’nin yetiştirdiği ve dünyanın her köşesinde zevkle izlenebilecek düzeyde müzik yapan bu özel yeteneklerle gurur duyuyorum. Onları ayakta alkışlamak da en büyük zevkim oluyor.
Kolay ve çok sayıda yetişmiyorlar, dikkat edelim de üzmeyelim onları... Başarılı isimlerimizi kuyudan aşağı çekmek milli özelliğimiz olmasın!
Dişli “daha hassas” çalışmalıymış!
Haberleri arka arkaya okuyunca veya dinleyince hep “güler misin, ağlar mısın” deme ihtiyacı hissediyorum. Artık okumadan söylemeye başladım onun için, nasılsa birazdan söyleyeceğime eminim...
Mesela rüşvet skandalıyla gündeme gelen AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin (yalan söylediği de kanıtlandıktan sonra) “mal varlığının açıklanamayacağı” açıklanıyor. Daha ona ‘Nedenmiş, bu durumda da, mal varlığı açıklanmazsa ne zaman açıklanacak ki’ derken arkadan Başbakan’ın Şaban Dişli’yi “uyardığı” haberi geliyor.
Aldığı paraya derhal el konması, partiden ihraç edilmesi, üç günde rüşvet sayesinde 10 milyon dolar haksız rant elde edilen arsa satışının da iptal edilmesi gerekirken rüşvet alan siyasetçi “u-ya-rı-lı-yor.”
Bir yanda önemli iş adamları, gazeteciler, kurumlar çoğunun yalan olduğu ortaya çıkan bir iddianameyle hakarete ve iftiraay uğrar, bazıları cezaevine girer çıkar veya orada ölürken diğer yanda belgeli, kanıtlı rüşvete karışan siyasetçi uyarılıyor.
Ne demiş Erdoğan uyarırken:
“Ticari konularda hassas olun, ilişkilerinize dikkat edin” demiş.
Peki Dişli gibi devletin en onurlu görevlerinden birini yaparken rüşvete yeltenenlere bu gibi sözler ne ifade eder?.. Hiiç...
Bir dahaki sefere “daha hassas” davranıp 1 milyon dolar yerine en az 2 milyon dolara “iş bağlamaları” gerektiğini düşünürler belki...
Hadi gel de deme güler misin, ağlar mısın?

