Dikkat, erkeklik şovunun cezası var!

Şüphesiz bunu hiç tahmin etmemişti erkek yazar. Sonuçta unvanı "yazar" di ve yaşadığı yerde yazarın kalemini veya dilini ölçüsüzce, silah gibi kullanma hakkı olduğuna inananlar vardı.

Haberin Devamı

Şüphesiz bunu hiç tahmin etmemişti erkek yazar. Sonuçta unvanı "yazar" di ve yaşadığı yerde yazarın kalemini veya dilini ölçüsüzce, silah gibi kullanma hakkı olduğuna inananlar vardı. Bugüne kadar hep böyle gelmiş, böyle geçmişti; istediği kişiye ağzına geleni söyler, gerekirse hakaret eder, sindirir, sustururdu. Hele karşısında muhatap olarak bir kadın varsa...

Bir kadın varsa ona Avukat Eren Keskin'e yaptığı gibi "Gördüğüm yerde taciz etmezsem namerdim" benzeri cümleler kullanabilir, cinsellik içeren hakaretlerde bulunabilirdi. Erkekleri bile korkutan sindiren birinin karşısında kadın milleti ne yapabilirdi ki?

Bu alışkanlıkla, aynı cüreti bir kadın meslektaşına da göstermekten çekinmedi erkek yazar... Türkiye'de erkeklik anlayışı da bu değil miydi zaten; erkek dediğin karşısındakinin kim olduğuna bakmadan gerektiğinde tokadı, hakareti sallayacak ve susturacaktı...

Tecavüzlerin, kadın cinayetlerinin cezasız kaldığı bir ülkede hakaretin, sözlü cinsel tacizin lâfı mı olurdu?

Ama işe bakın ki, etrafa korku salmış, kendi davet ettikleri dışında kimselerin "teke tek" karşısına çıkmak istemediği, medya patronlarının bile (her nedense) aynı safta olmayı tercih ettiği bu yazardan çekinmeyen ve cezalandınlması için eyleme geçen de kadın meslektaşı oldu. Fatih Altaylı haddini fazlasıyla aşarak yaptığı, hiçbir saygı anlayışına sığmayan haksız ve yanlış tepkisiyle kendini yargı önünde buldu.

Aldığı cezanın yeterli olup olmadığını tartışmayacağım, zira genel olarak yargıda birçok ciddi, hayati olayda kararların hakim insiyatifine bırakıldığı, adalet sisteminin tartışıldığı ülkemizde manevi zararların karşılanıp karşılanmadığı çok uzun tartışmalar gerektirir.

Asıl ceza!
Bununla birlikte Eren Keskin davasının ve benim açtığım davanın kazanılması erkeklerin bundan sonra kadınlara şiddetin sözlü olanını da uygulayamayacaklarını, buna yeltendiklerinde sözel şiddete de fiziksel şiddet kadar önem verileceğini ve yargı karşısında hesap vermek zorunda kalacaklarını öğrenmeleri açısından çok önemlidir. Hatırlayacaksınız, TCK tasarısı ile ilgili yazılarımdan dolayı iki kanun hazırlayıcı profesör tarafından bana davalar açıldığında "Tasarı değiştirilip düzgün kanunlar hazırlandığı takdirde bu dava kazanılmış olacak, asıl dava tazminat değil" demiştim. Bu davada da durum aynen öyleydi.

Kamuya mal olmuş isimler için, bu tür olaylarda önemli olan (her ne kadar verilecek cezaların caydırıcı olması mutlaka gerekli ise de) tazminatın miktarı değildir, olayın yargı ve kamuoyu tarafından doğru değerlendirilmesidir. Ki bunu fazlasıyla gördük...

Hakimin elinde hakaretin yayınlandığı günden başlayarak üç-dört gün içinde gelen bine yakın okuyucu "tepki" maili, diğer yazarların tenkit yazılan, Gazeteciler Cemiyeti ile Basın Konseyi'nin kınama kararları vardı.

Teşekkürler!
Aynı şekilde o gün Türkiye'nin en değerli kadın hukukçuları beni açacağım davada gönüllü olarak savunacaklarını bildirdiler. Ceza kanunu tasarısındaki şiddet le ilgili maddeler nedeniyle açılan davalarda olduğu gibi bu davada da desteklerini esirgemeyen Sayın Onay Alpago, Canan Arın, Hülya Gülbahar, Sema Kendirci, Gönül işler, Şerife Özdemir ve Müjdat Gültekin'e, yerinde kararlarıyla Gazeteciler Cemiyeti ile Basın Konseyi'ne sonsuz teşekkürler. Yalnız ben değil, biz ve bizden sonraki kuşakların kadınları "şiddet" söz konusu olduğunda onlara minnet duyacaklar.

Ve siz sevgili okurlarım, dostlarım, sağduyunuz ve sevginizle beni yalnız bırakmadığınız için size de teşekkür ediyorum.

Kenetlenerek her sorunu zaman içinde çözebileceğimize sayenizde inanıyorum. Sağ olun, varolun.

DİĞER YENİ YAZILAR