Sivil toplum kuruluşları ile halktan gelen çok sayıda mail, telefon bir yana iki gündür nereye gitsem herkesin dilinde aynı konu...
“Suudi Kral’ına verilen Devlet Şeref Nişanı. Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan’ın onun oteline, Kral’ın ayağına gitme meselesi”...
Cumhurbaşkanı ve Başbakan için toplum tepkisinin ne kadar önemi var bilmiyorum. Artık kabul görecek sunma şeklini çok iyi öğrendikleri için bugüne kadar kim yapsa ülkeyi ayağa kaldıracak her olayı gayet güzel kabul ettirdiler. Bu da onlara “Ben yaptım oldu” veya “Ben yapınca nasılsa oluyor” güvenini verdi.
Ama devamlı söz ettikleri “demokrasi”de yalnızca “ikna edebildikleri kesim”in görüşüne bakarak yürümek var mıdır, yoksa her kesimin, sivil toplum kuruluşlarının tepkilerine, isteklerine değer vermeleri mi gerekir, bunu iyi düşünmeleri lâzım.
Gelen tepkilerden bir iki örnek vermek istiyorum.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) Başkanı Birten Gökyay “Gelişmelerden çok rahatsızız. Sabrımız deneniyor adeta. Nereye kadar? Bu ülkenin insanları bu kadar hakareti kaldırabilir mi? Anıtkabir’i ziyaret etmeyerek Türk halkına hakaret eden bir krala, üstelik Devlet Nişanı vermek için şartlar oluşmadığı halde yapılan bu uygulama kamuoyuna açıklanmalıdır” diyor.
Anadolu Ulusal Uyanış ve Dayanışma Platformu’na bağlı 97 örgütten gelen bildiri ise şöyle:
“Ulu Önder Atatürk’ün 69. ölüm yıldönümünde Türkiye Cumhuriyeti başkentini ziyaret eden Suudi Arabistan Kralı’nın Anıtkabir’e ziyarete gitmeyişi biz Türk analarını son derece rencide etmiş ve üzmüştür. (...)
Bizler ülkemize hiçbir üstün hizmet getirmemiş olan ve devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyareti anlamsız bulan S. Arabistan Kralı’na Devlet Nişanı verilmesini anlayamadığımız gibi, ülkemizin cumhurbaşkanını da Anıtkabir’den çıkıp, koşa koşa kral hazretlerinin oteline, onun ayağına gitmesine de bir anlam verememekteyiz. (...) Kral’ın boynuna takılan Devlet Nişanı’nı Türkiye Cumhuriyeti kadınları olarak geri istiyoruz”.
“GÖRGÜSÜZ KRAL”
Okurlarımız arasında ise yukardaki açıklamalara benzer itirazlar sonunda Gülendame Saygı gibi “Kırk yıldan fazla çalışmış bir emekli olarak ben ne o madalyayı alana, ne de verene hakkımı helal etmiyorum” diyecek kadar tepkili olanların sayısı az değil.
İnanın sadece gelen tepki yorumları birkaç yazıya yeter.
Bazıları gerçekten çok güzel... Örneğin Birol Sunar “Görgüsüz kral” başlığıyla “Hemen vakit kaybetmeden kendi resmini duvara asmış. Türk bayrağını da kenara. Yazıklar olsun” demiş.
Bazı siyasetçilerin ileri sürdüğü “Irak’a Komşu Ülkeler toplantısında rolleri oldu, Suudi Arabistan’la ilişkilerin iyi olması lazım, Hac kontenjanını 16 bine çıkarmak istiyorlar” gibi nedenlerin hiçbirini Türkiye’nin onurunu kıracak davranışlara mazeret olamaz.
Ayrıca “Protokolün esnetilmesi” ne demek? Diplomasi kuralları ya vardır, ya yoktur.
Her yanlışa ustaca bir kılıf uydurmaktan vazgeçelim artık. Ortaçağda değiliz, 21. yüzyıl yaşanıyor!
Hepimiz okşanmadık!
Müjde Ar sevdiğim bir sanatçı ve sevdiğim bir arkadaşımdır. Ama... Geçmişte bir erkekten şiddet gördüğünü “Adını söylemem. Hepimizin kesin bir okşanmışlığı vardır” sözleriyle açıklamasını doğru bulmadığımı söylemek zorundayım.
“Hepimizin kesin...” dediğinizde ya kadınların hepsini veya “çoğunluğunu” kastedersiniz ki bu da erkeklerin hepsini veya çoğunluğunu dayakçı, kadına şiddet uygulayan zavallılar konumuna getirir. Oysa yalnızca kendine güveni olmayan veya hasta ruhlu bir erkek kadınlara el kaldırabilir ve bu da “bazı” kelimesiyle anlatılır.
Şiddeti genelleştirmek “hasta”sı zaten yeterli sayıda olan Türkiye gibi bir ülkede çok sayıda insana zarar verecek tehlikede bir hatadır.
Ünlü olduğu için sözlerini dikkatle izlenen, toplum önderi konumunda olanların buna dikkat etmesi gerekir.
Müjde Ar’a hatırlatmak istedim.

