Dersim olayları enine boyuna tartışıldı, arşivler de açıldı. O günlerde “devlet kararı” ile yapılan müdahale için bugünlerde “devlet yerine” Başbakan Erdoğan özür diledi. Daha uzun yıllar da tartışılacaktır ve Dersim’de o müdahale öncesinde ne tür “terör” faaliyetleri olmuş bunlar da anlaşılacaktır.
Ama unutulmaması gereken bir şey var; “Uludere’de 35 vatandaşın öldüğü bombalama olayı”nın ne olduğu da anlaşılamadı. Genelkurmay veya Hükümet ya da “Başkumandan” Cumhurbaşkanı Gül net bir açıklama yapmadı, yanlış istihbaratı kimin verdiği, bu olayda örneğin ABD’nin rolü öğrenilmedi. Öyle ya terör konusunda, anlık istihbarat konusunda “eskisinden daha da sıkı işbirliği yapacaklarını” açıklamamışlar mıydı, bu istihbarat onlardan mı geldi, yoksa “herşeye karşı” gözleri sımsıkı kapalı ve Türkiye’yle dalga mı geçiyorlar?
TARİHE KARŞI SORUMLULUK
Dersim’de “devlete karşı ayaklanan, çevreyi yakıp yıkan, askerleri katleden, terör yaratan” ve bunu “devletin Dersim’i kalkındırmak istemesi nedeniyle, bunu önlemek için” yaptıkları söylenen Seyit Rıza ve (çoğu zorla katılıma mecbur edilen) aşiretlere müdahale edildiğini tarihçiler anlattı. Bu olayların önlenmesi için yapılan operasyonda masum insanların da öldüğü, öldürüldüğü biliniyor. Herhalde arşivlerde de vardır.
Şimdi düşünmek lazım, bugün Dersim olayı için arşivlerin açılması istendi, eğer Uludere olayı açıklığa kavuşturulmazsa yarın o olayın arşivleri istendiğinde açanlar ne bulacaklar? TSK’yı neyin yanılttığı, olay ile terör ilişkisi ve herşey açıklanmalıdır. Evet, Türkiye’de her gün bir öncekini unutturacak dehşet olaylar getiriyor, doğru ama bu unutulacak şey değil.
SUÇLAMAKLA OLMAZ
Ana Muhalefet Partisi veya medya konunun takipçisi oluyor diye onları suçlamak, “BDP ve PKK ağzıyla konuştular” diyerek kolaya kaçmak ve aynı zamanda haksızlık yapmak yerine Uludere operasyonunun açıklanması gerekiyor. Bunun aksini yapanlar gelecekte “Dersim olayının detaylarını yıllar boyu halkla paylaşmayanlar”la aynı kefede olacaklar!
TV’de ‘ulan’..
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu katıldığı bir TV programında CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Büyükanıt da yargılansın” sözüne karşılık “Bana ne ulan geziyorsa git savcıya söyle, ver eline belgeleri atsın içeri” demiş.
Bu tür hakaretlerin TV’de yapıldığı daha görülmemişti, sanatçılar arasında olsa bile tartışması günler sürüyor. Meclis’in en önemli komisyonunun Başkanı tarafından, Meclis’in Ana Muhalefet Partisi Lideri’ne “ulan” denmesi ise herhalde yine tarihte bir ilktir (dünya tarihinde ilk de olabilir).
MUHTIRAYI YAZAN KİŞİ
Büyükanıt 27 Nisan muhtırasını yazan ve “Ben tek başıma yazdım” diyen Genelkurmay Başkanı’dır. İnsanların “ihtimaller, iddialar”la “darbeci, terörist” diye tutuklandığı, yıllarca hapiste kaldığı bir ülkede “muhtıra yazan ve TSK’yı 21’inci yüzyılda da darbe yapabilir şüphesine sokan, böylece iddialara pekala bir zemin hazırlamış da olan” kişi için “ver belgeleri savcıya içeri atsın” demeye gerek yoktur.
Belgeye filan gerek yoktur, belge ortadadır. Savcıların herkes için fezleke, tutuklama Allah ne verdiyse düşünüp bu konuya dokunmaması ise Ana Muhalefet’ten önce iktidarın ilgilenmesi gereken konudur (ne hikmetse kendi döneminde her tür iddianın ayyuka çıktığı Hilmi Özkök de dokunulmaz, hiç sorumluluğu yok, hoş doğrusu!).
Bunlar bir yana, topluma örnek olması gereken konumdaki Burhan Kuzu’nun TV’de “herhalde ağzından kaçmış olan” söz için özür dilemesi gerekir. Bunu sokakta birine söyleseniz kavga nedeni olur, özürsüz geçilecek şey değildir yani!
Meclis’e 32 bin ‘hayvan hakları’ dilekçesi!
Tam da “Artvin ve Ardanuç Belediyeleri’nin sahipsiz hayvanları zehirleyerek katlettikleri ve çöpe attıklarını” anlatan, bu belediyeler hakkında soruşturma açılması için Valiliğe başvurduklarını bildiren mektubu okuyordum. Bir yandan beddua ederek.. Son zamanlarda böyle bir alışkanlık oldu bende, onun da cezası yok ya beddua ediyorum. Umarım hayvanlara zarar verenler de sürünürler.
Neyse, tam okurken ajansların verdiği gündemde “32 bin hayvan severin, Türkiye’de hayvanlara karşı kötü davranış, şiddet, tecavüz ve her tür işkencenin ‘kabahat’ kapsamından çıkarılıp, hukuksal olarak ‘suç’ kapsamında işlem görmesi için Meclis’e başvurduğu” haberine gözüm ilişti. Bu ağzı dili olmayan hayvanlara yapılan kötülükler 32 binin çok üstünde insanımızı kahrediyor eminim. Konunun peşini bırakmamak, aynı zamanda sokak hayvanlarının korunması için çözüm üretmek şart.
Hiç sıra gelmeyecek gibi görünüyor ama Meclis’te hiçbir partiden, hiçbir milletvekili yok mudur bu sorunları takip edecek? Yüzlerce kişi sadece sohbet ve dinleme için mi oradadır? Hayretle izliyoruz kendilerini. Helal olsun o 32 bin kişiye, insanlığın gereklerini hatırlatıyorlar hiç değilse!
Nedir bu GSS?
Yağmur gibi mektup yağıyor, insanlar “Genel Sağlık Sigortası” adı altında, çalışmayanlardan bile her ay alınacak yüklü bir paraya büyük tepki içinde.. “Evleri tek tek kontrol edeceklermiş, beyaz eşyalarımız da mı hesaba katılacak, asgari ücretin 701 lira olduğu ülkede bu para nasıl istenir, üç kuruş para alan emekliler nasıl ödesin, zaten yılbaşından sonra zamlar üstümüze çöktü”, bu sorulardan yüzlercesi geliyor.
DEPREM VERGİSİ GİBİ..
Gelir testine gitmeyenlere her ay 212.76 lira borç çıkarılacağı, üstüne borç cezası ekleneceği, evlere haciz geleceği de yazılıyor, “Deprem Vergisi” gibi nereye gittiğinin belli olmaması ihtimali de.. Bu konunun detaylı şekilde açıklanması lazım. Herkes başına ne geleceğini bilmek zorunda..
Bu gidişle “nefes alma sigortası” veya vergisi de gelir mi, bunu bile düşünüyor insan!
Herkes tutukluluğa karşıysa neden bitmiyor?
Bülent Arınç daha önce de söylemişti, bu kez “lamı cimi yok, milletin oy verdiği insanları içerde tutamazsınız” dedi. O tutuklu milletvekilleri için söylüyor ama tüm hukukçular diğer tutukluların da yıllarca içerde duruşma süreci beklemesinin insan hakları ihlali olduğunu söylüyor.
Artık dünya buna itiraz ediyor. Peki “Parlamento çözüm bulacaktır” deyip beklemek ve dön baba dönelim aynı konuşmaları tekrarlamak yerine parlamento neden hemen harekete geçip gerekli düzenlemeyi yaparak bu çözümü üretmiyor? Hukuka saygıyı yeniden tesis etmiyor?
Ben anlamıyorum, ayıp değil ya!

