Depremden bize ne?

Alper Uruş iyi bir habercidir... Bunu "okullarda şiddet" araştırması yaparken bize verdiği destek sırasında yakından izlemiştim...

Haberin Devamı

Alper Uruş iyi bir habercidir... Bunu "okullarda şiddet" araştırması yaparken bize verdiği destek sırasında yakından izlemiştim. O haberi daha önce gazete için hazırlamıştı, okulları biliyordu ama ne yapacağını, öğrencileri nasıl konuşturacağını da öyle iyi biliyordu, öyle profesyonel çalışıyordu ki tüm TV ekibi hayran kalmıştı.

Dün Vatan' da Boğaziçi Üniversitesi' ndeki uluslararası deprem konferansında yalnızca 4 tane izleyici olduğu haberini okurken 'yine tam zamanında ve yine iyi bir haber hazırlamış' diye düşündüm.

Kaç kişi ölür?
Her bölgesi fay hatları üzerinde, en büyük ve en güzel şehrinde her an deprem beklenen bir ülke ve bomboş bir salon... Diğer ülkelerin en iyi deprem uzmanları konuşmak için gelmiş ve ne bir belediye başkanı var dinleyen, ne bir siyasetçi, ne de bürokrat.

Bu uzmanlardan birinin "Amerika'da da böyle oluyor" demesi Türkiye'deki sorumsuzluğu, ilgisizliği hafifletmez. Amerika da, Japonya gibi deprem sorununu çözmüş, bu tehlikeye açık yerleşim merkezlerinde tüm binalarını garantiye almış bir ülke... Bizim gibi önlem düşünüp binaları güçlendirme çalışmaları yapacağına "Deprem olursa kaç kişi ölür" hesabı yapan bir şaşkın değil...

Acaba o başkanların, siyasilerin ve bürokratların daha önemli hangi işi vardı konferans saatinde? Milyonlarca insanını depremlerde kaybeden ve kaybedeceğini bilen bir toplumun "göreve getirdiği" insanları neyle meşguldüler?

Bu kez onları depremden sonra değil, önce suçlamakta olduğumuzu, halkın endişesini bilmelerine rağmen bu işi hafife aldıklarının farkında olduğumuzu kendilerine bir kez daha duyurmak istiyorum.

Ve bekliyorum, haydi yine doğru söyleyeni dokuz köyden kovsunlar. Haydi yine saldırıya geçsinler ama bu yöntemin faydası yok...

Aynı ilgisizlik sonucunda okullara inen şiddet, televizyonların gençlere kötü örnek olduğu açıkça görülen mafya dizileri ve içi boş programlarla doldurulması ve diğer sorunlar da çözülemiyor.

Yönetim boşluğu giderek iyice hissedilir şekilde artıyor. Susarsak onlar da sonsuza kadar susacak ve sorumsuzluğu sürdürecekler. Bunu da medyaya hatırlatmış olayım!

Merkez Bankası başkanı şaşırtmacası
Meğer o önerilmemiş de başkası önerilmiş. Meğer Başbakan medyayı yanıltmakta, eğlenmekteymiş. Eh doğrusu sıra buna gelmişti...

Sorunlar öyle hafif ve bu hafiflik öyle büyütülüyor ki dalga geçmenin tam zamanı. Meselenin aslını anlayınca buna açıklama arayan gazetecilere şaşırıyorum. Merkez Bankası' na o başkan adayı değil de bu başkan adayı önerilmiş ne fark eder?

Başkanlığa ve diğer görevlere, tüm kuruluşların tüm görevlerine getirilenlere bakın çoğunun eşi türbanlı... Bunu söyleyince "Vay efendim eşi türbanlı olanı seçmeyecek miyiz" hezeyanıyla ayağa fırlıyorlar. Oysa beyler ('beyler' diyorum zira türban aslında kadınlara ait bir mesele ama ortada konuşan kadın yok, hepsi erkek) bu tartışma "Eşi türbanlı olan seçilecek mi, seçilmeyecek mi tartışması değil, Mehmet Keçeciler' in MSP zamanında türbansız biri partiye giremez, yaklaşamazdı" demesi gibi türbansız olanların AKP'ye de yaklaşamaması...

"Türban takmazsak eşlerimiz bizim yüzümüzden yükselemez" düşüncesiyle her geçen gün daha çok kadının tesettüre girmesi...

Dininden, inancından, özgür iradesinden filan değil, "gelecek endişesinden" kapanması.

Belki o kadınlar başını örtünce daha makbul Müslüman, daha dindar fert olacağını düşünmüyor, ama türban baskısı başladı ve bu noktaya geldi mi kaçış imkansız...

Ortada tablo gayet açıkken Başbakan' ın garip espri anlayışı gerçekten komik kaçıyor. Ama ne yazık ki millette gülecek hal yok!

"Her açıdan" türban!
Sevgili okurlarım, Pazar sabahı 11.40'ta STAR'da, Her Açıdan isimli programımda bu konuyu Ahmet Hakan, Zekeriya Beyaz ve Nazlı Ilıcak'la tartışacağız. "Kim zenci, kim beyaz" ve "Türban ve din üzerinden yapılan bölücülük nasıl önlenebilir" merak ediyorsanız izleyin.

DİĞER YENİ YAZILAR