Yine bol bol konuşuyoruz. İhmallerimiz sonucunda ortaya çıkan her üzücü olayda yaptığımız gibi; Tipik "Türk vatandaşı sendromu".
Önce yan gel yat, uyaranları "bunlara da ne oluyor böyle" diye şaşırarak izle ve keyfini bozma. Ama arkadan ağla. Buna "timsah gözyaşları" diyor bazıları.
Milletin kesesinden çalanların baştacı edildiği, milyar dolarlar batıran patronların ağız kulakta eşi görülmemiş yeni dev alışveriş merkezleriyle ortaya çıktığı, yaptığı siteler depremde yıkılan müteahhitlere Bayındırlık Bakanlığı tarafından aynı bölgede yeniden inşaat izni verilen bir ülkede NEYE AĞLIYONUUZ?
Ağlasak ağlasak hiç ders almadan aynı felaketleri tekrar tekrar yaşamamıza ağlama hakkımız var bizim... Yoksa ahırların bile sağlam kaldığı bir depremde depreme dayanıklılığı kontrol edilmediği için 200 öğrencinin üstüne çöken okulun, yüzlerce insanın yaralandığı, öldüğü apartmanların arkasından değil.
Okulu yapan müteahhide ihale yasağı konmuş ama "fazla para istediği için"... Hiç kimse, anlı şanlı (YİBO) Yatılı İlköğretim Bölge Okulu isimleri verilen okulların inşaatını denetlememiş, sağlamlığını, depreme dayanıklılığını kontrol ermemiş ve anlaşılan müteahhit malzemeden çalarak ucuza çıkarttığı, kalite kurallarına uymayan, deprem garantisi olmayan binasında kurnazlıkla devleti iki kez çarpmış. Vicdan olsaydı "Bu vicdan azabı ona yeter" derdik ama olsaydı zaten bir okul binasında bu insafsızlığı yapamazdı.
Okul müteahhitlerinden birinin yakınları, bir apartmanın müteahhidinin eşi ve çocuğu da enkaz altında kalarak yaşamlarını kaybetmişler. Görüldüğü gibi dikkatsiz-likliğin, ihmalin veya açgözlülüğün cezasını insan kendi canı yanarak da ödeyebiliyor.
Tayyip Bey'in sözü
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bakanları dün hemen deprem bölgesine gitmişler. Gerçi ben TV'de halkın bir AKP milletvekilini uzun uzun yuhaladığını izledim ama diğerlerini görmedim. Belki onlara daha nazik davranmış "geldiğinizden beri kadrolaşmayla türban tartışmalarınız dışında bir icraatınız olmadı. Ne depremin, ne de sürünen halkın beklemeye tahammülü olmadığını düşünmediniz" dememişlerdir.
Tayyip Bey depremzedelere "Kontol ve zemin etüd çalışması yapılmamış, malzemeden çalmış, suçluları bulacağız" sözü vermiş. Bu da herhalde, kendi Belediyeleri döneminde, Erdoğan ile bugün bakanlıklara doluşturulan belediyeci arkadaşlarının izniyle (veya göz yummasıyla) inşa edilmiş binlerce yapının hepsinde deprem beklenen İstanbul'daki okul, hastane, hava alanı ve tüm binalarda kontrol ve etüd çalışmaları yapılmıştır anlamına geliyordur. Gelmiyorsa bunun hesabını biraz zor verir. O da Allah muhafaza İstanbul'da hesap soracak adam kalırsa tabiî.
Başbakan Erdoğan ve hükümeti deprem hazırlıklarına, önlemlerine öncelik vermek, "550 proje" diye çarşı, pazar, havuz, alt geçit, üst geçit inşaatlarına milyar dolarlar harcayan (sonra da bu geçitleri kapatarak insanların trafikte telef olmasına sebep olan) belediye başkanlarını da ciddi şekilde uyarmak zorunda!
(Not: Haftalardır bu çarşı, geçit gayretini yazmaktayım. Dün Hürriyet'te Yalçın Bayer'in sütununda yer alan altgeçit-üstgeçitlerin nasıl bir rant kapısı olduğunu açıklaması beni çok aydınlattı. Geçit merakının nereden geldiği anlaşılıyor.)
Bu kadarına ancak "pes" denir!
Vatan Gazetesi'nin Londra muhabiri Jan Devletoğlu Perşembe günü, depremden sonra farkettiği garip bir durumu haber verdi. Şöyle diyor Jan;
"İngiliz televizyonları Türkiye'de, Bingöl'de olan depreme geniş yer verdi. Özellikle çöken okulda enkaz altında yaşamını yitiren çok sayıda öğrenci onları fazlasıyla etkiledi. Oysa bu arada Türk TV'lerine baktığınızda zaman zaman verdikleri haberler dışında programlarda hiçbir değişiklik yok. Eğlence programları, şarkılar, danslar, göbek oyunları her zamanki temposunda devam ediyor. Sanki bir gece önce ülkede büyük bir felâket yaşanmamış gibi!"
Perşembe günü ve akşamı aynı durum benim de dikkatimi çekmiş, akşam saatlerinde bir yarışma programında (galiba program hostesleriydi) saten, dansöz kıyafeti gibi şıkır şıkır süslü kostümler içinde göbek atan ve pek mutlu, pek eğleniyor görünen bir grup genç kızı gördüğümde "Pes doğrusu" demiştim.
Hatırlayacaksınız, tesadüfen Perşembe günkü "Göbek atın, eğlenmek hakkınız!" başlıklı yazım da tam bu konu üzerineydi. Tüm kanalların 24 saat eğlence, kadın, magazin programı yapmalarından insanları "uyuşturucuya alıştırır, madde bağımlısı yapar gibi" eğlence programı bağımlısı haline getirmelerinden söz etmiştim.
Sorumsuz bir medya
Artık bu kadarına birilerinin gerçekten "DUR" demesi gerekiyor. Medya, (üçüncü dünya ülkeleri denen en geri kalmış olanlar dahil) hiçbir ülkede bu kadar sorumsuz davranmaz. Hiçbir ülkede bütün değerler tek bir değer "para" uğruna bu kadar gözardı edilmez ve topluma saygısızlık yapılmaz.
Televizyon kanalları sadece Türk toplumunu hiçe saymakla kalmıyor, bugüne kadar bize yakıştırılan imajlar yetmezmiş gibi diğer ülkeler gözünde "hasta toplum" imajı da yaratıyorlar.
Bir çok okurum bu konuda bir kampanya başlatılmasını istiyor uzun süredir. Ne kadar haklı olduklarını görmüyor musunuz.
Kızılay haklı!
Bingöl'de Kızılay çadırları için çıkan olaylar da depremin kendisi kadar üzücü. Kendilerine çadır verilmesi için adeta bir ayaklanma havası yaratan, taşlarla araçlarla saldıran yüzlerce Bingöllü ancak güvenliğin havaya ateş açması sonucu durdurulabildi.
Dün, Kızılay Başkanı Ertan Gönen'in konuşmasını izledikten sonra hatanın Kızılay'da değil Bingöl Valisi'nde olduğuna inandım.
Güvenlik kuvvetlerinin olayları durdurmak için havaya ateş açmasına gelince... Zaten acısı olan kendini kaybetmiş insanlara bu muamele kabul edilebilir bir davranış değil. Bu adamları oraya göndermeden önce kimse bir konuşma yapmıyor, onları uyarmıyor mu Allahaşkına?
Deprem ve herşey!
Yine bol bol konuşuyoruz. İhmallerimiz sonucunda ortaya çıkan her üzücü olayda yaptığımız gibi; Tipik "Türk vatandaşı sendromu". Önce yan gel yat, uyaranları "bunlara da ne oluyor böyle" diye şaşırarak izle ve keyfini bozma. Ama arkadan ağla. Buna "timsah gözyaşları" diyor bazıları
Haberin Devamı

