Deniz Feneri tekzibine cevabımdır!

Haberin Devamı

Sevgili okurlar, bildiğiniz gibi dün bu köşede Deniz Feneri Derneği tarafından “Artık Avrupa adaletine muhtacız” başlıklı yazıma gönderilen tekzip yayımlandı. Bu tekziplerin (mahkeme kararı olduğu için) aynı köşede yayımlanması zorunlu, onu da biliyorsunuz.

Diyorlar ki; Ruhat Mengi, Adalet Bakanı’nın “Deniz Feneri Derneği’nin İçişleri Bakanlığınca denetlendiğine dair basın açıklaması”nı “Adalet Bakanı’nın soygun yapmış bir kuruluşu koruduğu” şeklinde yorumlamıştır. Yazının devamında Sayın Mengi “Türkiye’nin Adalet Bakanı’nın denetlendi dediği şirketin denetlenmediğini ve o süre içinde soygun yaptığını Almanya Mahkemesi’nin ortaya çıkarmasından daha onur kırıcı bir durum olabilir mi” şeklinde yine müvekkilim derneği kasteden suçlayıcı, iftira nitelikli ifadelere yer vermiştir (...) Bu suçlamanın devletin yetkili organlarınca denetimine rağmen yapılmış olması sayın yazarın haksız ve kötü niyetli olarak yazıyı kaleme aldığının açık göstergesidir.

Her şeyden önce iki not düşelim, daha sonraki notları da “tarihe düşmüş” olacağız.

1- Olay çoğunlukla Almanya’da geçmiştir, paraları yatıranlar Almanya’da yaşayan Türklerdir bu nedenle Almanya’da açılan davada Mahkeme “Yüzyılın en büyük bağış soygunu” denilen olay ve suçlular için hükmünü vermiş, Almanya’daki dernekle Türkiye’de aynı isimli derneğin birlikte çalıştıklarını, bağlantılı olduklarını, “isimlerini vererek” asıl suçluların Türkiye’de olduğunu açıklamış, kararlarında belirtmiş, bunlar medyada yer almıştır.

Bu durumda, Türk mahkemelerinin “aylardır davanın Türkiye’de her nasılsa bir türlü açılamamış olmasına” dayanarak Alman Mahkemesi tarafından belgelerle, şahitlerle alınmış karara rağmen bu konudaki bir yazıya tekzip gönderilmesini kabul etmesi olacak iş değildir. Buna rağmen nasıl olabildiği koca bir soru işaretidir.

2- Ruhat Mengi 20 yıllık basın hayatında (ve tüm hayatında) kimseye iftira atmamış, haksız ve kötü niyetle tek bir yazı yazmamış veya davranışta bulunmamış, gerçeğe dayanmayan bir açıklama yapmamıştır.

Keşke bu tekzibin altına bu yıl Kurban Bayramı’nda Deniz Feneri Derneği’ne yapılan kurban derisi bağışlarının neden dörtte bire düştüğünü de ekleselerdi. Eğer bağış yolsuzluğuyla, milyonlarca euroluk soygunla bir ilgileri yoksa bugüne kadar aldıkları bağışın yüzde 75’i nereye gitti? Halk neden onları Almanya’daki dernekle özdeşleştiriyor?

Mahkeme kararlı gerçekler!

RTÜK Başkanı Zahit Akman (ki kendisi hâlâ yerinde oturmaktadır) da aynı şekilde hakkında verilen bilgilere, bu yolsuzlukta oynadığı rolün Mahkeme tarafından açıklanıp “asıl faillerden biri” olarak gösterilmesine rağmen hemen avukatlarıyla yargıya koşup tekzip kararları çıkarmıştı.

Onun gibi “fail gösterilen TV yöneticileri” de aynı şeyi yapabilir. Çünkü aslında bir günde (haydi 1 haftada diyelim) gelecek olan dosyanın Almanya’dan gelmesi aylar aldı. Adalet Bakanlığı -her nedense- bu konuyu bir türlü halledemedi. İnterpol tarafından arananların dosyası 1-2 günde gelirken, bizi Avrupa’ya rezil eden “100 yılın yolsuzluğu” dosyası gelemedi. Yürüyerek veya kağnıyla getirseler yine gelirdi ki sonunda Alman yargısı “Almamakta ısrar ederlerse biz getirip vereceğiz” bile dedi.

Şimdi, durum bu iken ve Türk yargısının Adalet Bakanlığı baskısında olduğu bilinirken, suçlulara aylarca zaman kazandırılmışken burada karar “Alman yargısı yanılmış” şeklinde çıkarsa hiç şaşırmamak gerekir. Bu arada ilgili bazı şirketler hisse indirimine gitti, bazılarının adı değişti, gereken önlemler alındı.

Bu tekziplerdeki cesaretin nedeni bu mudur acaba?

Almanya’daki derneğin muhasebecisi Firdevsi Ermiş Alman yargısına gerçekleri açıklayıp serbest kaldıktan sonra neden ortadan kayboldu acaba? Buradaki duruşmada öncekinden tamamen farklı bir açıklamayla ortaya çıkabilir mi?

Özel devlet statüsü

Peki, Frankfurt Mahkemesi’nin Deniz Feneri e.V davası gerekçeli kararında “Deniz Feneri e. V’nin yapısı gereği Türk Deniz Feneri Derneği’nin bağımsız şubesi olduğu, sözü geçen TV kanalının da Avrupa’daki kanalla benzer bir ilişkisinin olduğu” neden vurgulanmıştır?

“Yardım ödemelerinin iki dernek tarafından birlikte organize edildiği, hatta çok düşük kapsamda Almanya’da hazırlandığı” neden belirtilmiştir?

Deniz Feneri Derneği’ne niçin “TBMM Üstün Hizmet Ödülü” ile ve “Kamu Yararı Statüsü” ile özel statü verilmiş, devlete ait depolar ücretsiz olarak yıllarca kullandırılmış, Milli Eğitim Bakanı Çelik konuşmalarında “köydeki her okulumuz bir Deniz Feneri olarak algılanmalıdır” gibi sözlerle bir derneğe devlet reklamı sağlamıştır?

Hepsi bu kadar değil, en büyük yolsuzluklar düzmece olaylarla toplumu yanıltarak, davaları geciktirilerek üstü kapatılıyor, unutturuluyor.

Almanya’daki Deniz Feneri e.V ile Türkiye’deki derneğin aynı logoyu ve sözü geçen TV kanalının Türkiye ve Avrupa şubelerinde aynı reklam ve tanıtım filmlerini (sadece banka isimleri değişerek) kullanmasını nasıl yorumlamak lazım?

Vicdanlarda beraat!

Başbakan Erdoğan’ın Alman Büyükelçisi’ne bu duruşmanın ve suçlu görülen 4 kişinin (aslında 3, acaba 4. kim) geleceğini sormasını, daha sonra Adalet Bakanı Şahin’in de aynı ilgiyi (!) göstermesini nasıl yorumlamalı?

Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği yöneticileri neden önce Almanya’daki derneği tanımadıklarını söyleyip, belgeler mahkemede ortaya çıkınca “Tanıyoruz, onlara zaman zaman destek verdik” dedi?

Alman mahkemesindeki iddianamede şahitler neden “Deniz Feneri e.V yöneticileri Türk Deniz Feneri yetkilileriyle günde 8-10 kez görüşüp kararları birlikte alıyorlardı” şeklinde ifade verdiler?

Alman Deniz Feneri’nin Türkiye’de deposu olmadığı halde gelen tonlarca yardım malzemesini (bununla ilgili 45-50 dosya var) nasıl ve kimlerle dağıttılar?

Sadece tekzip göndermekle olmuyor, Türk yargısı bu soruları onlara soracak mı bilmiyoruz ama cevaplamaları şart.

Yoksa burada beraat etseler de milletin vicdanında edemeyecekler. Bunu da iyi bilsinler!

DİĞER YENİ YAZILAR