Deniz Baykal, Erdoğan’la neden görüşmüyor?

Haberin Devamı

Dün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı arayarak ona “Kendisiyle görüşmek ve Kürt açılımına destek almak için gerekirse mektup yazacağını söyleyen, ‘şurası yanlış dese düzeltiriz, görüşmeyi reddediyor’ diyen” Başbakan Erdoğan’la görüşmemekte neden ısrarlı olduğunu sordum. Zira açılım henüz “açılmadığına” göre Baykal neden görüşmeye bile razı olmuyor, bunu herkes gibi ben de merak ediyorum.

Deniz Baykal “Başbakan benimle konuşmak için gösterdiği gayreti ‘açılımı millete açıklamak için’ gösterse çok daha iyi olacak. Bunun yanlış bir süreç olduğunu gördüğüm için parçası konumuna gelmek istemiyorum” diyerek söze başladı ve şu açıklamayı yaptı: “Başbakan ‘alt kimlik, üst kimlik’ tartışmasına giriyor ve burada ‘hepimiz Laz’ı, Çerkez’i, Türk’ü, Kürt’üyle eşitiz’ diyerek Türk milletini alt kimlik haline getiriyor. Oysa Türk kimliği üst kimliktir, milli kimliktir. Bulgaristan Türklerinin kimliği Bulgar devleti tarafından alt kimlik sayılır, aynı şekilde Yunanistan’da da öyledir, diğer birçok ülkede benzer bir durum mevcuttur... Doğrusu budur. Türkiye’de de bütün etnik kimliklerin hukuku eşittir ama hepsi ‘Türk milletinin parçasıdır’ bunu ayırt etmek, kavram kargaşası yaratmamak gerekir. Şimdi Başbakan ‘kısa, orta, uzun vadeli açılımlar yapacağız’ diyor. Uzun vadede yapacağı ile ‘Anayasa değişikliğini’ kastediyor. ‘Türk milleti’ tanımının Anayasa’dan çıkarılması ve ‘Türk dili’ ile ilgili düzenlemelerin değiştirilmesi.

İçişleri Bakanı ‘Anayasa değişikliği yok’ diye açıklama yapmıştı, kendisi ise olacağını söylüyor. Biz hangisine inanalım ve bunun nasıl parçası olalım?”

Açılımın Türkiye’yi etnik ayrışmaya zorladığını, Türk milleti içinden ayrı bir Kürt milleti çıkarma çabası olduğunu, bu sürecin en büyük sıkıntısını, tedirginliğini ise Kürt kökenli vatandaşların çektiğini söyleyen Deniz Baykal “bu şartlar altında görüşseler bile bundan olumlu bir sonuç çıkamayacağını” da sözlerine ekledi. Bu açıklamaya göre Başbakan’ın mektup yazmaktan ve devamlı “Baykal benimle görüşmüyor” diye şikayet etmekten vazgeçerek açılımı açması gerekiyor.

*****


Böyle cezaya böyle memleket!

Münevver Karabulut’u hunharca öldürdüğünü itiraf eden Cem Garipoğlu 18 yaşından küçük olduğu için cezası hafifleyecek. Uzmanlar “müebbet hapis” cezası alsa bile 12-15 yıla ineceğini söylüyorlar. Demek ki bu ruhsal sağlığının da ciddi şekilde bozuk olduğu, kolayca ve en soğukkanlı şekilde cinayet işleyebileceği açıkça görünen genç katil 29-30 yaşlarında serbest kalacak. Ve kim bilir başka kimlere zarar vermek üzere toplum içine salıverilecek.

Bir çocuğa tecavüz ettiği kendi ifadeleriyle de ortada olan yaşlı bir sapığa ise 13 yıl ceza veriliyor ama bunun 8 yıla ineceği söyleniyor. Demek ki hâlâ başka çocukların (ve ailelerinin) hayatını karartabilecek bir yaşta o da salıverilecek.

Bu en ağır suçlulara ceza indirimleri nasıl yapılabiliyor, adaleti uygulamama hakkı kime ve nasıl verilebiliyor bunu topluma anlatmaları lazım. Çünkü ceza indirimi nedenleri olan “tahrik, kıskançlık” gibi nedenler daha ilk günden sapıklar ve katillerin kurtarılması için öne sürülür oldu.

Örneğin; “erkekliğime laf etti”, “ters ilişki teklif etti”, “cep telefonuyla (veya bilgisayarla) sevgilisiyle mesajlaşıyordu, mesajları gördüm, kıskandım”, “Bana sevgilisiyle beraber olduğunu (ya da olacağını) söyledi” benzeri tahrik nedenleri anında söyleniyor veya birileri daha sanık yakalanmadan medyaya bunları sızdırıyor.

Oysa Almanya’da genç eşini öldüren ve “Kıskançlığa kapıldım, şeytana uydum” diyen katile Alman hakim “Asıl şeytan sensin” cevabını vererek ömür boyu hapis cezası verdi.

Peki hukuk değerleri, adalet kavramı “evrensel” olduğuna göre Almanya’da ve diğer Batı ülkelerinde verilebilen ağır cezalar, Türkiye’de suçlu lehine nasıl değiştirilebiliyor?

Ve bu arada birkaç gün öncenin haberi: Ankara’da yılbaşı gecesi doğalgaz faciasında hayatını kaybeden 7 öğrenciden ev sahibi olan öğrencinin annesine “baca temizliğini yaptırmadığı için” ölüme sebebiyet vermekten 15 yıl hapis cezası isteniyor. Suçlunun -binaya gelip kaçağı fark etmelerine rağmen- kontrolleri yapmayan, daireleri uyarmayan Başkent Gaz A.Ş. olduğu defalarca açıklanmasına rağmen, zaten evladının kaybıyla ölmekten beter olmuş bir anne suça ortak edilerek hayat boyu maddi-manevi en ağır azaba mahkum ediliyor.

Söylesinler bize, bu korkunç çelişkilerle adalete nasıl inanalım? Söylesinler, bu kafayla cinayet, tecavüz, ihmal ve tüm suçlar nasıl biter?

*****


Bayram Her Açıdan’ı!

Herkes Ramazan Bayramı’nı gezerek tozarak geçirecek değil ya, sabah saatlerinde bayramlaşmayı tamamlayıp öğleyin bizimle olmaları ve ülke gündemini yakından izlemeleri pekâla mümkündür.

Onun için ben de aynı planı izleyerek Her Açıdan’ı aksatmamaya karar verdim. Bayram programında;

Kürt ve Ermeni açılımları ile ilgili en kritik gelişmelerden ABD’nin bu olaylarla ilgisine, maaşlarına minimum artış yapılan memurlar ve az gelirlilerin yeni zamları nasıl karşılayacağından “kriz ve işsizlik gerçekte hangi boyutta” sorusuna, Yunanistan’ın en çok satan gazetesinin Türkiye’de ciddi eleştiriler alan “Mustafa” filmini “Atatürk’ün biyografisi” olarak dağıtmasından “İslâm âleminde aynı büyük iftira ile karşılaşan üç ünlü kimdi” sorusunun cevabına ve son gündemin ‘yargı bağımsızlığını’ da içeren en önemli maddelerine kadar yine hepinizi ilgilendiren çok konu var.

Programın konukları: HYP Genel Başkanı-İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Bahçeşehir Üniv. Öğretim Üyesi-Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum, Uluslararası Politika Uzmanı, Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal ile Marmara Üniv. Ekonomi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Altuğ katılıyorlar. Hepinizi bekliyoruz!

DİĞER YENİ YAZILAR