“Denetleme kalksın” baskısı!

Haberin Devamı

Dün AB temsilcilerinin “Türk yargısı”na yaptığı saygısızlığı ve hatta AB Dış Politika Temsilcisi Solana’nın iyice küstahlaşarak “Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili kararını verirken mantıklı olsun” dediğini yazdım.

Sanki kendilerinin koskoca Türk Devleti’nin en yüksek mahkemesine akıl-mantık tavsiye edecek yetkileri varmış gibi, kendi ülkelerinde yargıya müdahale edebilirlermiş gibi Türkiye’de ağızlarına geleni (medyalarını da arkalarına alarak) söyleyebiliyorlar.

Bunu bir AB ülkesine hiç yapmadılar; ne 2004’te Belçika’da, ne 2003’te İspanya’da, ne 2001’de Almanya’da... Herhangi bir vatandaşının bile parti kapatma davası açabildiği Portekiz’e de hiç itiraz etmediler.

Bizimkiler ise tutturmuşlar “Avrupa’da kapatma davası yok, bu bir utançtır” diye... Yani ortada Anayasa’ya karşı işlenmiş bir suç varsa (var demiyorum, varsa diyorum) bizimkilerin hukukunda suçlu değil, ceza sorgulanıyor. Bunun adı da ‘demokratlık’ oluyor.

Avrupa’da birçok ülkede kapatma davası var... O yoksa partiye başka cezalar var, örneğin “Anayasal düzenin düşmanlarını maddi araçlardan yoksun bırakmak” üzere mal varlığına el koyma var.

Bu konu öyle netameli hale geldi ki, aynen laik rejimin önemi, laikliğin her ülkenin kendi şartlarına göre farklı uygulanması, bu nedenle dinî kıyafet, ibadet vb. özgürlüğüne üniversite, okul ve kamu dairelerinde getirilen sınırlamaların da farklı olması gibi konulardan söz etmek gibi...

Nasıl ki orada genel olarak rejimden ve uygulamalardan, kurallardan bahsetseniz bile birileri (slogan ya) çıkıp; “Sizin dinle, türbanla ne alıp veremediğiniz var, siz Müslüman mısınız” gibi alakasız sorular sorabiliyor, burada da hukukun korunması, Anayasa’ya ve yüksek yargıya saygıdan söz ettiğinizde hemen; “Hımm, demek siz AKP’nin kapanmasını istiyorsunuz. Darbeci misiniz, Ergenekoncu musunuz, AB’ye de karşı mısınız, CHP’li misiniz” gibi anlamlı (!) yorum ve sorularla karşılaşabiliyorsunuz.

BEYİN YIKAMA

Tekrarlana, tekrarlana beyin yıkaması yapanlar var çünkü... “Hiçbir şeyci” olup da ülkenizin geleceğiyle ilgili endişe duymanız veya hukuka saygı ve güven yok edilir, her çoğunluk iktidarı istediğini dayatmaya kalkarsa bunun tüm vatandaşlar ve Türkiye için felaket demek olacağını anlatmanız mümkün değil.

Avrupa’da kapatma davalarının fazla görülmemesinin nedeninin “yasaları bilen partilerin Anayasa’ya aykırı hareket ettiklerinde de kapanacaklarını bilmeleri, Almanya gibi bazı ülkelerde devletin (tehlikeleri önceden anlamak için) bazı partilerin içine çok sayıda ajan yerleştirebildiğini bilmeleri (bakınız NPD davası), demokrasinin ve laikliğin artık özümsenmiş olması, ayrıca Avrupa’daki laik ülkelerde dinin siyasallaştırılarak devleti ele geçirme, toplumu dönüştürme tehlikesinin de bulunmadığı” gerçeğini anlatmamız mümkün değil.

Neyse ki Barroso nihayet ne anlatılmaya çalışıldığını, büyük hatalarını fark etti ve:

“Yargıya müdahalenin uygun olmayacağını” teslim etmek zorunda kaldı.

AB’Yİ İSTİYORUZ ama ne kalın kafalı adamlarmış bunlar yahu!

Venedik Kriterleri’ni çıkaran Venedik Komisyonu’nun orijinal adının “Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu” olduğunu da mı bilmiyorlar?

DİĞER YENİ YAZILAR