Demokratlığı hastalık zannetmek!

Haberin Devamı

Geçen hafta Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın intihar eden son albayın cenazesinde “Susmak mümkün değil” dediği konuşması, Genelkurmay Başkanı’nın ise “Ordunun morali bozuk, askerimin moralini bozanla savaşırım” sözlerinin de geçtiği konuşması hakkında Emekli Koramiral Atilla Kıyat 14 Şubat’taki Her Açıdan’da uzun ve detaylı açıklamalar yaptı.

Bugüne kadar orduyla ilgili öne sürülen “darbe plânı” iddialarını deneyimli bir komutan olarak değerlendiren Kıyat önce olayları “bir futbol maçının tarafları” şeklinde futbol diliyle, herkesin kolayca anlayabileceği şekilde anlattıktan sonra Balyoz Plânı gibi harp oyunları raporlarından yola çıkılarak darbe plânı olduğu iddia edilen plânları açıkladı. Kendisinin de defalarca “ordunun bir savaş halinde nasıl karşı koyacağına” hazırlanması için “düşman komutanını oynadığını” anlattıktan sonra “cami bombalama, kendi uçağını düşürme” gibi iddiaların “çirkin ve akıl almaz iddialar” olduğunu söyledi ve bunları tek tek nedenleriyle anlattı.

The Economist’in bile, daha önceki yazılarında da “bilinen bazı Türk gazetelerinden ve gazetecilerinden etkilendiği” açıkça görülecek şekilde TSK’ya yaptığı hakaretlere karşın yine de Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u “hukuka, demokrasiye saygılı, modern bir general” olarak tanımlamasına rağmen o gazeteler ve özellikle “darbeden çok orduya karşı” bir gazete, henüz yargıda olan tüm iddiaları “gerçek” kabul ederek ve üstüne eklediği kendi yorumlarıyla TSK’ya kurum olarak, toptan saldırılarını bugüne kadar sürdürdü.

Başbuğ’un örneğin “Koç Müzesi’ndeki denizaltıya bomba kondu” iddiası için “Keşke hemen imha edileceğine polise haber verilseydi. Denizaltılarda patlayıcı bulunur, belki bir köşede unutulmuş da olabilir, ne olduğu anlaşılırdı” şeklindeki sözlerini sürmanşet “İşte Başbuğ’un itirafı” olarak verdi... Bunların hepsi “ne olduğu anlaşılana kadar” aylarca ülkeyi karıştıran, darbe iddialarını 2003 yılında da bırakmayıp bugüne kadar taşıyan, toplumun huzursuzluğunu arttıran ve tabii birilerinin de fazlasıyla yararlanmasına neden olan, ne kadarı doğru, ne kadarı yalan bilinmeyen haberler. Onun için insanların olaylar hakkında bilgi edinmesi büyük önem taşıyor.

Program sırasında konuşmacılar “Kozmik odaların aranmasının günlerce basında halkla paylaşıldığını ama sonuçta ne bulunduğu hakkında tek bir satır haber çıkmadığını” da vurguladılar ki bu konuda halktan gelen soruların da arkası kesilmiyor.

KIYAT “SORUMLU” DEDİ

Bugün aslında yazı günüm değil , çok yoğun bir tempo içinde olduğum için haftada bir gün dinlenmeye çalışıyorum, bununla birlikte önemli bir hatayı düzeltmek için yazmaya karar verdim.

Atilla Kıyat, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a devamlı olarak “Sabrınız taşarsa ne yaparsınız” sorusunun sorulduğunu ve soranların çoğunun “darbe”yi telaffuz edeceğini umduklarını ama onun “hukuk içinde kalarak” cevap verdiğini söyledikten sonra bu durumda olabilecek önemli bir gelişmeyi “ne hükümet, ne de ülke böyle bir durumu kaldıramaz” diyerek anlatmıştı.

Yaptığı açıklamada “TBMM’ye karşı sorumlu olan Başbakan” sözlerindeki sorumlu kelimesi VATAN gazetesindeki haberde maalesef atlanmış. Geç saatlerde hazırlanan haberlerde bazı hatalar olabiliyor ama burada o kelime çıkınca ifade “TBMM’ye karşı olan Başbakan”a dönüştüğü için anlamda ciddi bir fark yaratıyor. Kendi programımla ilgili, ayrıca Başbakan’ı ilgilendiren bir haber olması nedeniyle tekrar izledim ve düzeltmeyi yapıyorum.

BASKININ ALÂSI

Bu arada... Baskılar sadece kurumlarla sınırlı kalmayıp şahıslara ve hatta ülkenin önde gelen bilim adamlarına sıçramaya başladı. Başbakan Erdoğan’ın tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın konuşmasına kızmasından sonra bazı yağcılar da ortaya atılıp Ortaylı’nın tarihten, darbelerin görüldüğü tüm ülkelerden söz ederek söylemiş olduğunu aptalların bile anlayacağı “Sivil siyasetin kendini geliştirmediği ortamda darbe kaçınılmazdır” sözünü alarak; “kaçınılmazdır dedi, bu şöyle demektir, böyle demektir” gibi uzman muhbir çalışmaları yapıyorlar.

Tarihi bile uzman bir tarihçiden daha iyi bildikleri (!), hedef göstermede de uzman oldukları, bu zavallı davranışı da demokratlık ve gazetecilik zannettikleri için anlayışlı olmak gerekiyor.

Malûm, günümüzde ağzını açıp konuşanı “darbeci”, “demokrat”lığı ise “psikolojik bir hastalık” zannedenler var.

DİĞER YENİ YAZILAR