TBMM eski Başkanı Bülent Arınç “Deniz Baykal’ın çarşaflı kadınlara rozet takması”nı değerlendirmiş ve “Bu bir tabunun yıkılmasıdır” demiş.
Hepsi bu kadar değil bugüne kadar vatandaşların kıyafetlerinden dolayı ayırımcılığa uğradığı ile başlayarak ve Cemil Çiçek’in sözünü alarak bunun “demokratik tövbe” anlamına geldiğini, “bu noktadan geri adım atılamayacağını” da söyledikten sonra Manisa’da eğitim tugayında türbanlı kadınlara yapılan ayırımcılığı hatırlatmış.
40 yaş altındaki asker yakınlarının başı örtülüyse törene alınmadıklarını, 40 yaş üstüne ise izin verildiğini...
Şimdi tabii tugay meselesi dışında söyledikleri tamamen “durumdan yararlanma” anlamı taşıyor. Çünkü CHP veya laik rejim gereği “devlet alanlarında dinî kıyafet ve ibadet” yasağının korunması gerektiğini düşünen diğer partiler “dinî inancım veya gelenekler gereği örtünüyorum” diyen kadınlara karşılar, bunları dışlıyorlar diye bir durum söz konusu değil. Hiçbir zaman olmadı.
Bu ülkede her zaman insanlar “okul, üniversite, devlet daireleri ve orduya ait mekanlar dışında” her yerde hangi kıyafeti istiyorlarsa onunla dolaştılar.
Hatta kıyafet devrimine aykırı olduğu halde cüppe ve sarıklarıyla dolaşanlara bile karışılmıyor. Bursa’dan bazı kadın okurlardan gelen mektuplarda “cüppeli, sarıklı, şalvarlı ve eli asâlı” grupların yollarda genç kız ve kadınları durdurarak onlara “din ve örtünme” dersleri verdikleri, başı açık kadınları aralarına sıkıştırarak “ölüm var hanıım” diye bağırdıkları, tepki gösterenlere erkek-kadın dinlemeden ellerindeki asâlarla vurdukları anlatılıyor.
AYIRIMCILIK HANGİSİ?
Kısacası bırakın türbanlıyı, cüppeli-asâlılar bile “son derece” özgürler... Hatta başkalarının özgürlüğünü zedeleyecek, onlara saldıracak kadar özgürler.
“Vatandaşlara kıyafetlerinden dolayı bir ayırımcılık” söz konusuyla bu ancak AKP’nin kıyafete, türbana bakarak yaptığı “dindar kadın-dindar olmayan kadın” ayırımı olabilir.
Onun için, her ne kadar bugüne kadar “dinin, inancın siyasi olarak istismar edilmesine” karşı çıkan bir partinin lideri olarak Baykal’ın “çarşaflı açılımı” haklı eleştirilerle karşılaştıysa da bunun “demokratik tövbe” ile alâkası yoktur.
Çünkü CHP zaten “laik-demokratik rejime ve kurallarına saygılı” her parti veya kişi gibi insanların kıyafetine her alanda değil “bu kıyafetlerin ve devamında ibadetlerin sadece kamusal alanda kullanımına, böylece devletin tüm dinlerden bağımsızlığının, din işlerinden ayrılığının bozulmasına” karşı çıkmıştır.
Yani genel bakışla ortada bir tutarsızlık veya değişiklik yoktur ama tepkiler “siyasi bir partinin dinî kıyafetli üye reklamı yapmasına” gelmiştir.
Manisa’daki eğitim tugayında görülen “40 yaş altı-40 yaş üstü” ayırımını veya “türbanlı asker yakınlarının içeri alınmaması”nı o günden beri yazmak istiyordum.
TSK’nın kuralları biliniyor ama oğlunun veya yakınının bir törenine gelen örtülü kadınların içeri alınmaması ya da “başını açmasının istenmesi” de demokratik bir ülkede göze, kulağa, mantığa çok yanlış geliyor. Bu iznin verilmesi ve “dinî kıyafet yasağı”nın sadece “okul, üniversite öğrencileri ve devlet memurları” için geçerli olması gerekiyor.
İşte bu yapılmadığında din ticareti-siyaseti yapanlara “başörtülü anneler dışlanıyor” deme hakkı doğuyor.
Laikliği zedeleyen adımlar, şeriata geçen her ülkede “kadının türbanı, tesettürü” ile başlatıldı ve yürüdü, sonunda aynı kadınlar dinci diktatörlerin tutsağı oldu ama yine de...
Sınırların dikkatle, asker annelerini de mağdur etmeden çizilmesi çok önemli...
Bülent Arınç yanlışlarını sürdürmeye devam edebilir ama TSK yapamaz. Yapmamalıdır!
Demokratik tövbe yok, sadece istismar var
Haberin Devamı

