O kadar çok olay ve sorun arka arkaya ortaya çıkıyor ki birini ele alsan diğerine yer kalmıyor. Mesela iki gün önce Gazeteciler Cemiyeti’nin sitesi “hack”lendi ve “gazeteci tutuklamalarındaki hukuksuzluğu” anlatan açıklamanın yerine “Ergenekon davasının sorumlusu olarak hükümetin gösterilmeye çalışıldığı” yazılarak “gazeteciler tutuklanamaz mantığıyla hareket eden bu varlıklar gazeteciliği bir ‘ilahlık’ olarak görmekteler” dendi..
Her şeyden önce; “ileri demokrasi”ye geçtiğimizin her daim tekrarlandığı bir dönemde bırakın “ileri”yi, “normal demokrasi”de görülmeyecek bir yöntem ve baskı, önemli bir basın kuruluşunun ifade özgürlüğüne ciddi bir darbedir bu.. Kimsenin “gazeteciler tutuklanamaz” mantığıyla hareket etmediğini, bu davanın başından beri hukuka, yasalara aykırı şekilde dinlenen, evleri baskın gibi aranan, yıllarca cezaevi köşelerinde (görüşleri nedeniyle cezalandırıldıklarını düşündürür şekilde) duruşma bekletilerek cezalandırılan herkese yapılanlara karşı çıkıldığını ‘gözleri gören’ herkes biliyor.
DÜNYAYI DA ‘HACK’LEYECEKLER Mİ?
Ama son zamanlarda bu “dava”nın sadece yazıları ve kitapları, birilerinin karanlık işlerini açıklamaları, ‘gerçek derin devleti ortaya çıkarma’ yönünde katkıları olan gazetecilere yoğunlaşması ve “bir darbe hazırlığı (iddiası) ile hiçbir ilgisi olamayacak” isimlerin tutuklanması elbette, en doğal şekilde içerde ve dışarda büyük tepki yarattı. Dünyanın her köşesinden, Batı medyası, siyasi ve basın kuruluşları tarafından da büyük tepki geldiğine göre bu hackerlar “dünyayı, Batı’yı da mı” hackleyecekler?
İNTERNET OYLAMASINA GÜVENME!
Bu hackleme işleminin suyu da tabii yine Türkiye’de çıkarıldı zaten, sahtekarlık deyince hiç kaçırmayız, sıkılmamız yoktur ya.. Sadece bu olaylarda değil basit bir müzik yada TV programı, sanatçısı vb ile ilgili anketlerde de belli bazı şirketlerin veya şahısların anlaştığı hackerlar devreye giriyor ve elektronik anketleri anında o kişi veya “şirketin sanatçısı” lehine değiştiriveriyorlar. Yabancı bir sanatçı için yapılmış ankette “ismi değiştirerek oyların yerli bir isme aktarıldığı” bile açıkça anlatılıyor. Bu olayları hem şirketlerden “hackerların adıyla birlikte” dinledim, hem de birine bizzat kendim ağızlarından duyarak şahit oldum. Anketi yapanlara açıklayacağımı söylediğim için o ödülü veremediler. Kısacası Türkiye’de elektronik hiçbir oylamaya GÜ-VE-Nİ-LE-MEZ!
BENİM HAKKIM VAR, SENİN YOK!
Gazeteciler Cemiyeti olayının arkasından Bolu’da üniversitede konuşma yapan Mümtazer Türköne’ye yumurtalı protestoda bulunan öğrencilere rektör yardımcısı (rektör olur artık) ve Türköne tarafından hakaret edildiği, Polislerin öğrencileri yine yerlerde sürükleyerek tekme tokat dövdüğü haberi geldi. Tutuklanan herkesi ve gazetecileri de özgürce suçlayan, daha duruşmaları yapılmadan TV’lerden “mahkum eden” ve sanki eşi değil de kendisi siyasetçiymiş gibi parti savunan (Apo’nun da paşa yapılmasını önermişti) akademisyene öğrencilerin tepki göstermesi de doğaldır oysa..
Yumurta atmak tabii ki hoş değil ama görülmemiş bir tepki de değil.. Eğer akademisyen üniversite öğrencilerine “parazitler benim demokratik hakkımı engelleyemez” diye hakaret etmeyi “demokratik hak” görüyorsa (neticede çok genç ve fütursuz yaşta olan) öğrencilerin her tür protestosunu da “onların demokratik hakkı” olarak görmek zorundadır. Hele de tekrarlayıp durduğu “ileri demokrasi” de! Aksi takdirde nasıl demokrasi bu; hep bana, hep bana?
HANGİ PARTİ OLURSA OLSUN..
Gazetecilere Özgürlük Platformu dün İstanbul’da yine kalabalık bir protesto yürüyüşü yaptı.. Bir kez tutuklandı mı orada unutulan ve “bir arada bulunarak psikolojilerini korumalarına” bile engel olunan gazeteciler için bu kez vazgeçmemek önem taşıyor. Bu antidemokratik uygulamaların “yurt dışında yapılan konuşmalarda unutulmaması, duyurulması, Türkiye’nin başka ülkelere örnek olmak için önce kendi demokrasisini kaybetmemesi gerektiğinin vurgulanması” da çok önemli.. Yargı denetiminin, özgürlüğünün de ortadan kalktığı bir dönemde medyanın görevleri, yerinde tepkileri, denetimi her şeye rağmen sürmelidir çünkü.. Belli bir parti değil söz konusu, hangi parti döneminde olursa olsun sürmelidir!
Türkiye’de deprem.. Hafifletmeyin!
Japonya depreminden sonra yine görülmeye başlandı, bazı uzmanlar “Türkiye’de bu şiddette deprem olmaz” filan diye çıkıyorlar ortaya.. Oysa Japonya’da da ‘8.3’ün üstünde’ bir deprem beklenmiyordu ama 9’a yakın şiddette oldu, uzmanlar da kahin değil sonuçta.. Ama Japonya (dün Vatan’da da anlatıldığı gibi) önceden tüm sistemi kurduğu, insanları eğittiği için 15 saniye öncesinden her tür önlem devreye girdi, vatandaşlar telefonlarıyla tek tek uyarıldı, panik çıkmadan elden gelen yapıldı..
Türkiye ise 17 Ağustos’tan bu yana laf üretmekten başka bir şey yapmadı. Ne binalar hazırlandı, ne doğalgaz, ne elektrik, ne metrolar.. “Erken uyarı sistemi olmasa 300 bin Japon ölürdü” denilen sistem de başlatılmadı.. Türkiye gibi bir yoğun yağmurda bile sellerin felakete dönüşüp insanları yuttuğu ülkede artık yalnızca oy kavgalarını, didişmeyi bir tarafa bırakıp bu depreme yoğunlaşmak için Meclis neyi bekliyor? Ne önlem aldıklarını açıklamalarını bekliyoruz!

