Bazı gazetelerde ve köşe yazarlarında öyle bir faaliyet var ki gören de Türkiye’de her an bir darbe olacağını, TSK’nın da her gün hükümetin icraatlarına müdahale ettiğini zanneder.
Ülkede istikrar olmayışının tek nedeni askerin “siyasetin dışında” tutulamayışı... Askere karşı demokrasinin korunamayışı... Sivil-asker ilişkilerinin hastalıklı oluşu... Ve bunu düzeltmenin tek yolu da TSK’yı sivil yargı ile denetim altına almak...
Evet ben de askerin siyasete karışmasına en fazla karşı olanlardan biriyim, defalarca yazdım ve söyledim; darbelerle, muhtıralarla doğası bozulan demokrasinin toparlanması yıllar alıyor, acısını toplum çekiyor, ülke çekiyor. Bu ortamda uç görüşler daha kolay destek buluyor ve askerin “laik rejimi koruma” amacıyla yaptığı her çıkış laik rejimin kökünü kazıyacak akımların güçlenmesine neden oluyor.
Babam 27 Mayıs’ta Yassıada’ya gitmiş, ondan sonraki 20 yıllık siyaset hayatında her darbeyle demokratik seçimle kazandığı yerinden indirilmiş, 12 Eylül’den sonra da hep bu üzüntüyü taşıyarak geçirmişti yaşadığı yılları... Bu nedenle de “darbeye karşıyım” diyenlerden kat kat daha fazla karşıyım darbeye ve aynı derecede muhtıraya...
Bu yazılarım “orduya karşı” olarak algılandığı için de “ordunun sevmediği yazarlar” listesinde yer aldım.
Ama bütün bunlar benim bugün “demokrasiye, hukuk devletine saygısını” sık sık belirten, eylemleriyle de gösteren bir TSK’ya karşı “her an siyasete karışıyor, darbe yapmak istiyor” havası yayanları desteklememi gerektirmiyor.
HESABI BÜYÜKANIT VERMELİ!
Ordunun içinde birilerinin “antidemokratik düşünceleri, planları olması imkânsızdır” demiyorum. Her ne kadar Orgeneral İlker Başbuğ “Bu anlayıştaki insanların TSK’da barınamayacağını” söylüyorsa da onun bilgisi dışında bile böyle gelişmeleri, planları gizlice yürütenler mevcut olabilir. Ama ordu bu kişileri etkisiz kılabildiği, tasfiye ettiği, üstüne gittiği takdirde bu olayları bütün orduya maletmek de yanlıştır, haksızlıktır.
Bizde yapılan ne; bir üsteğmen veya albay için öne sürülen iddialarla tüm orduyu karalamak. Anında orduya karşı yazılar, açıklamalar, programlar döşenmek...
Oysa örneğin; günlüklerde çıkan, romantik isimlere sahip darbe senaryoları başarıya ulaşabilmiş mi? Hayır, ordu (eğer gerçekten bu planlar yapılmışsa) kendi içinde bunları etkisiz kılmayı da başarmış... Demek ki Türk ordusu da belli bir demokratik olgunluğa ulaşmış.
Ne zamana kadar; Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın tek başına, tamamen kendi sorumluluğunda yazdığı fıkra gibi muhtırasına kadar... Bugün hâlâ ordunun muhtıra-darbe suçlamalarıyla karşılaşmasında en büyük etkenlerin başında bu muhtıra gelmektedir. Ve birilerine hesap sorulacaksa asıl hesabı muhtırayı yazan Büyükanıt vermelidir. Neden kimse bunun üstüne gitmiyor?
Neden Büyükanıt hem muhtırayı, hem de “devlet geleneğinde asla olamaz” denilen ve içeriği açıklanmayan özel buluşmayı açıklamak zorunda bırakılmıyor? Demokrasiye zarar veren bu muhtıra neden yargıya gitmiyor da “Demokrasiye saygılıyız, sonuna kadar da böyle kalacağız” diyen -ondan sonraki- Genelkurmay Başkanı köşeye sıkıştırılıyor?
GERÇEK VE SAPLANTI
Bir partinin içinde yolsuzluk yapan milletvekilleri çıkınca suçu parti liderinin işlediğini mi yazıyoruz, yoksa o milletvekilinin yargıya gönderilmesini mi istiyoruz?
Ki asla gönderilmiyorlar... Ki dokunulmazlık zırhının arkasında korunarak asla hesap vermiyorlar. Bırakın siyasetçiyi İzmir’de Tepecik Hastanesi’nde 13 bebeğin ölümünde ihmali olan doktor ve hemşirelerin cezalandırılmasını bir Kaymakam önleyebiliyor.
Şimdi siz bu olayların tümüne tepkisiz kalıp; dokunulmazlık ve tüm suçların cezalandırılması konusuna, milletvekillerinin lider tarafından seçilmesine, korkudan ağızlarını açamamasına, partilerin diktatörce yönetilmesine, yolsuzlukların ve her tür yanlışın üstünün örtülmesine sesinizi çıkarmaz, Anayasa Mahkemesi’nin Meclis kararlarını denetlemesinden rahatsız olursanız, Anayasa’da yapılması gereken asıl değişiklikler yerine sadece “parti kapatmayı imkânsız kılma” gayretlerine ve hükümetin çıkarmak istediği her yasaya (hileyle, antidemokratik şekilde çıkarsa bile) destek verirseniz sonra da dönüp “Türkiye’nin tek sorunu, demokrasinin tek düşmanı askerin siyasetin içinde olması, bu nedenle demokratikleşemiyoruz” derseniz sözlerinize kendi fikirdaşlarınızdan başka inanan bulamazsınız.
Ordu elbette siyasete karışmasın ama demokrasiye darbe vurabilecek tek gücün de ordu olduğu zannedilmesin, millet buna inandırılmasın. Demokrasiye “demokrasinin kendisi kullanılarak” da pekalâ darbe vurulabilir. Örneklerini dünyada ve kendi ülkemizde öyle sık görmekteyiz ki!
Demokrasinin tek düşmanı
Haberin Devamı

