Demokrasi isteyenin turnusol kağıdı!

Haberin Devamı

Atasözlerine bayılırım, bilirsiniz... Şu anda hemen akla 2 atasözü geliyor: “Lâfla peynir gemisi yürümez” ve “Ainesi iştir kişinin lâfa bakılmaz”... Demek ki neymiş sorun şu anda? Lâflarla eylemlerin birbirini tutmaması...

Türkiye’de her iki lâfın birine “demokrasi, demokratikleşme, millet iradesinin oraya buraya; örneğin yargıya yansıması, özgürlüklerin artması, hak ve eşitlik vs. vs.” diye başlayanların, konu “gerçek demokrasinin gerekleri”ne geldiğinde susup kalmaları ya da “Bu konu gündemimizde yok” demeleri çok ama çook dikkat çekicidir. Toplumun da özellikle bu noktada dikkat kesilmesi gerekmektedir.

Örneğin; bir yanda yukardaki cümleleri -sanki sizden başka demokratikleşme isteyen veya demokrasiden anlayan yokmuş gibi- tekrarlayıp beyinlere kazırken; öte yanda kadın vatandaşlara (toplumun yarısı) eşit siyaset ve iş hakkı getirecek “pozitif ayırımcılık” maddesini Anayasa taslağından çıkarıyorsanız...

Eğer “millet iradesi” lâfını sakız gibi çiğnerken, “yargıya yansısın” derken, önce Meclis’e yansımasına; “milletin ön seçimle kendi vekillerini seçmesine” engel oluyor, hepsini liderlere seçtirerek; milletvekillerini lider kuzusu yapıyor, liderleri ise padişah yetkileriyle donatıyorsanız...

Eğer bunun üstüne bir de millet iradesinin Meclis’e doğru şekilde yansımasını yüzde 10 barajıyla önlüyor ve milyonlarca oyun çöpe gitmesine neden oluyorsanız...

Eğer her vatandaş, her kesim istisnasız olarak işlediği suçun cezasını çekerken, milletvekillerine şahsi suçları için bile hukuk karşısında dokunulmazlık sağlıyorsanız...

Bu kadarı bile yeter, bunlar olurken hiç kimse ağzına “hak, eşitlik, özgürlük, demokratikleşme” masallarını alamaz, insanlar aptal değil çünkü...

Seçim Kanunu’nda “milletvekili seçimi”yle ilgili değişikliğe hiç dokunmayıp “şeffaf sandık, cep telefonu yasağı” gibi komik değişiklikleri öne sürerseniz kimseyi inandıramazsınız. Tüm yetkiyi zaten kendinizde topladığınız halde bir yandan “yüksek yargı da benim olsun” derken diğer yanda demokratik meclislere ve sisteme sahip AB ülkelerini örnek gösteremezsiniz.

CHP ve MHP ne istiyor?

Perşembe akşamı bir arkadaşım, bindiği 5 ayrı taksinin şoförünün de “CHP ve MHP, Anayasa değişikliğine karşılar. Ama kendilerinin istediği değişikliği söylemiyorlar” dediğini anlattı. Millet bekliyor yani...

Dün baktım “CHP’den Anayasa atağı” haberi gelmiş. “Yargı, kadın hakları, sendikal haklar, dokunulmazlık” gibi konularda doğru öneriler getirmişler. Ama ne “milletvekillerini halkın seçmesi” var, ne de “yüzde 10 barajı”...

Ayrıca -bir mazeret bildirmiş olsalar da- BDP’nin “baraj düşsün” önerisine Anayasa Komisyonu’nda çekimser kalmışlar. “Ak Parti’nin sözlerini yerine getirmeyen bir parti olduğu görülsün” istemişler. Oysa AKP buna niyetli olmadığını zaten tekrarlayıp duruyor. Komisyon Başkanı Burhan Kuzu’nun “BDP önerisine sıcak bakıyor havası yaratması”na gelince... Onun her an söylediğinden vazgeçebileceğini de herkes biliyor. Daha kısa süre önce “Anayasa değişikliği gündemimizde yok” diyen kendisi değil miydi? Üstelik Anayasa Komisyonu Başkanı olan bir siyasetçi bu değişikliğin yapılacağını bilmiyor muydu yani? (Yoksa mesele herkesi hazırlıksız yakalamak mıydı?) Kısacası CHP ve MHP’nin oyları bilinmek zorundaydı.

Şimdi iki muhalefet partisinden “yüzde 10 barajı ve milletvekillerini halkın seçmesi” ile ilgili açıklama beklemek milletin hakkıdır.

***


Economist yine saçmaladı

Son aylarda ama özellikle son günlerde ABD ile Avrupa medyasının Türkiye’deki olaylarla ilgili bilgisizliği ve bu bilgisizlikten (ya da devamlı yanlış bilgilendirilmekten) kaynaklanan hataları tahammül sınırını aşmış durumda. Aynen Türkiye’de özellikle bir gazetenin ve bazı önde gelen siyasetçilerin ifadeleriyle “yargı ve orduyu birlikte hareket ediyor” gibi göstermek, ülkedeki tek laik kurumlar bunlarmış ve dahi adeta laik olmak bir suçmuş gibi vurgular, “yüksek mahkemeleri muhalefet partileriyle özdeşleştirme”ler kısacası her türlü salaklık mevcut.

Son ‘The Economist’ dergisi de birçok anlamsız cümleyi alt alta sıralamış, şuna bakın mesela: “CHP gibi laik düzenin kalesi olan Anayasa Mahkemesi’nin seçilmiş yetkililerin generaller üzerindeki otoritesini beyan eden her hamleye karşı çıkmak gibi bir refleksi var.”

Ne demek yani bu? Böyle bir yorumu herhangi bir Avrupa ülkesine yapabilir mi, yoksa Türkiye’yi açıkça bir Afrika ülkesi filân mı sanıyor?

Tarafsız birileri yabancı medyaya ve parlamentolara olayların doğru yansımasını sağlamalı artık. Bugüne kadar önem vermediler ama bugün çok büyük önem taşıyor.

***


Her Açıdan’da beyin fırtınası

Yine çok hızlı ve çok net bir Her Açıdan izleyeceksiniz bu hafta... Merak ettiğiniz soruların cevabı; Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Bahçeşehir Üniv. Anayasa Hukuku Öğr. Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum ve Galatasaray Üniv. Ceza Hukuk Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ümit Kabasakal’ın stüdyodan, DSP Genel Başkanı Masum Türker’in ise telefonla katılacağı programda verilecek. Hepinizi bekliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR