Başbakan Tayyip Erdoğan'ın üniversite rektörlerine, bir başbakan ağzından bugüne kadar duyulmamış şekilde neredeyse "edepsizlik ediyorlar" şeklinde konuşması yine ülkenin gündemini altüst etti. Bir yanda Irak meselesi ve ABD'yle, öte yanda AB'yle ilişkilerin dengelenmesi gibi çok ciddi sorunlar ve bekleyen kararlar ortadayken bizim yine ağız dalaşıyla uğraşmamız, kelimelerle oynamamız şaşılacak bir şey değil aslında. Eski alışkanlığımızdır. Okyanusu geçmemiz gerekirken derede boğulmak bize özgü, tarihten gelen bir davranış tarzıdır.
Bizi şaşırtan, son hükümetle birlikte bu konudaki yeteneğimizin artık kendimizi de aşıyor olması, o kadar.
Eh, Başbakan rektörlere "edepsiz" diyecek kadar ileri gidince kendisinin de ne "küfürbaz"lığı kaldı söylenmedik, ne "zurnacılığı"... Daha neler görüp duyacağız bakalım. Türkiye'de eğlence programı izlemek gerekmiyor eğlenmek için artık, Hükümet'in çekişmelerini izlemek yetiyor, işin tek üzücü yanı böylesine ciddiyetten uzak bir ülke görüntüsünün dünya tarafından da izleniyor ve açıkça dalga geçiliyor olması.
Üslup!..
Önceki gün hükümet-üniversite sorunu hakkındaki görüşünü sormak üzere Sayın Süleyman Demirel'i aramıştım, sanıyorum o sırada Başbakan'ı ziyarette idi. 29 Eylül Pazartesi günü Eisenhower Vakfı'nın kuruluş yıldönümü için ABD'ye gidecek ve bu arada birkaç üniversitede konferans verecek olan Demirel dün beni aradı ve eksik olmasın giderayak sorularımı içtenlikle cevapladı.
Demirel, özellikle de halef-selef durumunda olduğu için Cumhurbaşkanı Sezer'le ilgili konuşmalarında ve hükümete ilişkin yorumlarında bugüne kadar hep aşırı dikkatli bir üslup kullanmıştır. İlk kez her ikisine de açık eleştiri içeren bir konuşma yaptı dün... Aynen veriyorum.
* AKP iktidarının lise ve üniversitelerde yapmak istediği değişiklikler konusunda hırçın ve aşırı kararlı bir üslubu var. "Tartışalım" diyor ama tartışma zeminini ortadan kaldırıyor. Bu tutum "eğitim yoluyla, gelecek kuşaklan siyasi olarak şekillendirme çabası" olarak görülüp endişe yaratmaya da başladı. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bir siyasi partinin, yüzde 35 oyla -ki bu ülke sathında düşünüldüğünde %26 oydur- Meclis'in yüzde 66'sını işgal etmesi onların zannettiği kadar büyük basan değildir. AKP Hükümeti kendini fevkalâde güçlü sayıyor oysa ortada temsil adaletsizliği var. Dört kişiden birinin oyunu almışken sanki bütün milletin oylan arkasında gibi davranmak Jakobenizm dir. Millet iradesi her şeyin üstündedir ama devletin kurumlan var. Onlar da meşruiyetini millet iradesinden alıyor. Ahenk lâzım. Bu ahengi düşünmeden "Biz halktan oy aldık, devlet kurumlarına, üniversitelere, herkese istediğimizi yaparız. Biz her şeyiz" demek mümkün değildir.
Bip sesi...
Tam bu sırada telefondan sık sık gelen "bip" seslerinin rahatsız edici olduğunu farkediyor ve Sayın Demirel'e "Sesler için özür dilerim. Hep oluyor, galiba telefonu dinliyorlar" diyorum. Hemen atılıyor;
"Benim telefonumu kimse dinlemez."
* Neden efendim?
"Çünkü dinlerlerse bir şeyler öğrenirler. Ben ülkenin kötülüğü için değil, iyiliği için konuşurum."
Bu sözler üzerine benim gülmeye başlamamla o da dayanamayıp gülüyor. Ve devam ediyor;
"Siyaset, ne yapmak istediğini bilim erbabına anlatmalıdır..."
* Ama anlatamıyor, uzlaşabilecek gibi görünmüyorlar...
"İş çığırıdan çıkınca kimin ne söylediği anlaşılmaz hale gelir. Toz duman havasıdır. Deniz bitti anlamına almamak lâzım, siyaset "bitti" demez, yol bulunur."
* Siz cumhurbaşkanı olsaydınız nasıl bir yol bulurdunuz?
(Hafifçe kızdığı sesinden farkediliyor.)
"Ben orada oldum. Ne yaptığım orta yerdedir."
* Şu anda Cumhurbaşkanı'nın yerinde siz olsaydınız "üniversiteler-hükümet" sorununu nasıl çözerdiniz demek istedim...
"Ben olsaydım bu sorun yaşanmazdı, kiminle olsa yaşanmazdı."
* Cumhurbaşkanı'nda da hata olduğunu mu ima ediyorsunuz?
"Daha fazla konuşturamazsın beni!"
Demirel olsa ne yapardı?
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın üniversite rektörlerine, bir başbakan ağzından bugüne kadar duyulmamış şekilde neredeyse "edepsizlik ediyorlar" şeklinde konuşması yine ülkenin gündemini altüst etti
Haberin Devamı

