Demir Çeneli Melekler

Bu konu yalnızca kadınları değil, insan haklarına inanan her vatandaşı yakından ilgilendiriyor...

Haberin Devamı

Bu konu yalnızca kadınları değil, insan haklarına inanan her vatandaşı yakından ilgilendiriyor. İnsan hakları sağlanmadığı, uyarılar dikkate alınmadığı için Türk kadını yaşamın her alanında bilinçli olarak geri bırakılıyor, şiddetin her türlüsüne uğruyor, cinayetlere kurban gidiyor, Batman'da olduğu gibi intihara zorlanıyor.

Türkiye'nin önemli sivil toplum kuruluşu, kadın örgütü temsilcileri ilk kez Birleşmiş Milletler toplantısına katılamıyorlar' diyerek bitirmiştim dün.

Toplantı 27 Şubat'ta Newyork'ta yapılacak. Ve 1990'lı yıllardan bu yana her toplantıya Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı ile birlikte katılan, resmi delegasyonda davetli olarak yer alan, uçak biletleri de devlet tarafından ödenen kadın örgütü temsilcileri, hukukçular bu yıl ilk kez Bakanlık tarafından çağrılmamışlar.

Bu çok çok önemli bir olay ve nedenini sormak da sadece STK'ların değil, bugüne kadar sorunları onların gayretleriyle çözülen 35 milyon Türk kadının da hakkıdır. Aralarında TCK Kadın Platformu, TKB, CEDAW Sivil Toplum Yürütme Kurulu, KA-DER, Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Vakfı, KAMER Kadın Merkezi Derneği, TOGEDER, MOR ÇATI, Medya İzleme Grubu, İRİS Eşitlik Gözlem Grubu gibi büyük kuruluşlar yanında çeşitli illerden yerel kadın dernek ve vakıfları (54 kadın kuruluşu) ile üniversite öğretim üyelerinin ve hukukçuların bulunduğu 208 kadın hakları savunucusu ortak bir basın açıklaması yaptılar.

Açıklamada; "Medeni Kanun ve Ceza Yasası değişikliklerinin yapılmasında" ve diğer kadın sorunlarının çözümünde rol oynayan kadın örgütlerine Bakan Nimet Çubukçu'nün dava açması ve onlardan "Bazı kadınlara karşıyım" diye söz etmesinin "bazı kadınları" değil bütün kadınları, Türkiye'nin en büyük ve yaygın sivil toplum örgütlerini birleştirdiği anlatılıyor.

Zira bu dava Anayasalın 10. maddesinde yapılan değişikliklerle ilgili kampanya sırasında kadınlar lehine pozitif ayırımcılık uygulanması ve kota talebine karşı çıkan milletvekillerine yollanan fakslara karşı açılmış bir dava...

Kısacası, toplu olarak kadın hareketinin ortak bir kampanyasını durdurma amacını taşıyor ve muhatabı da "birkaç kadın" değil kadın kuruluşlarının yöneticileri...

Başbakan'a göre ''kota'' hakaret!
Başbakan "Kota kadınlara hakarettir"
diyor, neden; çünkü kota Meclis'teki kadın sayısını arttırmak için yapılan pozitif bir ayırımcılık. Peki bugüne kadar yıllardır TBMM'yi erkek milletvekilleriyle, hükümetleri erkek bakanlarla doldurmak, kadının siyasete katilim oranını İsla-mi rejimle yönetilen veya en geri kalmış ülkelerden bile daha düşük tutmak kadınlara hakaret değil de, onlara eşit haklar tanımak neden hakaret olsun? Tamamen yanıltmaca...

Bakan Nimet Çubukçu, görünüşe göre Tayyip Bey'in görüşünü destekliyor. Açtığı dava ve "cinsiyet kotasının hiç bir ülkenin yasalarında olmadığı" iddiasına bakarak bunu düşünmek mümkün... Aslında Sayın Çubukçu KA-DER'in kitaplarına veya intemete bir göz atsa kotanın İsveç, Fransa, Arjantin, Fas, Tayvan, Ruanda, Uganda, Hindistan, Güney Afrika ve daha bir çok ülkenin yasasında olduğunu görecek. Örnek verelim: Avusturya'da: Yüzde 33.9, Arjantin'de: Yüzde 34.1, Avustralya'da: Yüzde 24.7... Bu rakamlar hızla artacaktır, Türkiye'de ise baştan engelleniyor.

Olay sadece "kota"yla bitmiyor, bu toplantılarda STK temsilcileri yılların verdiği birikim ve deneyimleriyle kadınlar aleyhine yapılan tüm ayırımcı uygulamaları, yasaları tartışıyorlar. Diğer ülkelerin kuruluşlarıyla ortak kararlar alarak bildiriler yayınlıyorlar.

Kısacası bir ülkenin kadın bakanı değil, bütün hükümet onlara karşı olsa bile bu uluslararası toplantılara katılmaları engellenemez. Kendilerininkinden farklı görüşler sunduğu için sivil toplum temsilcileri susturulamaz.

Bu yıl BM toplantısına katılmalarının önlenmesi ise Türkiye'de "susturulduğunu" gösteriyor. Eğer bu ülke baskı rejimiyle değil demokrasiyle yönetiliyorsa ve eğer "Kadından Sorumlu Bakan" toplumun kadın kuruluşlarına karşı değilse (ki asıl bu hiçbir ülke de görülmemiştir) söz konusu karar değiştirilmelidir.

Tek bir görüşün, "Kotaya karşıyız" veya "Namus cinayetlerinde cezaların arttırılmasına karşıyız" görüşünün Birleşmiş Millet-ler'de 'Türkiye'nin görüşü" olarak empoze edilmesi kabul edilir bir durum değildir.

Ben sivil toplum kuruluşlarının yerinde olsam Demir Çeneli Melekler filmini Moviemax'tan alır ve mutlaka izlerdim. Bizde de zamanı geldi galiba!

DİĞER YENİ YAZILAR