Ramazan’dayız ya, bugüne kadar Müslümanlıktan haberi olmayan ve de dinini yeni keşfeden bir topluma da dönüştük ya istismarın haddi hesabı kalmadı.
Ekranların ve gazetelerin hali zaman zaman müthiş oluyor. Bakıyorsunuz daha kısacık süre önce teşhir meraklarını bastıramayan ve üstelik bunu şöhretine şöhret katmak için malzeme olarak kullanan, magazin kameralarının neredeyse çıplak görüntülediği bir takım “sanatçı”lar türban taksak mı takmasak mı yarışına girmişler... Önce poponuzu, memenizi kapatın, kazayla yakalanmış numaralarıyla milleti aptal yerine koymayın, insanların duygularını kullanmayın, hele de Allah’ı aldatacağınızı sanmayın diyesi geliyor insanın.
Bakıyorsunuz biri “Vay benim risottoma nasıl şarap koyarsın” diye şefi kovdurtmuş. Abicim risotto dediğin zaten ayıptır öğretmesi şaraplı, kremalı pilavdır. Gerçi şarap pişince şaraplığı kalmaz, alkolü uçar ama olsun, şaraplı pilav istemiyorsan risotto almayacaksın. “Madem yüzmeyi bilmiyordun niye çıktın minareye” durumları yaratmayacaksın. Gösteriş ve yağcılık yapmayacak, insanları işinden etmeyeceksin.
Sonra efendim bakıyorsunuz biri gitmiş içkili lokantanın en alâsında yemeğe; “Bana mescit gösterin, namaz kılacağım” diyor. Buna imkân bulamayınca da başlıyor din dersine:
“Dindar adam her zaman, her yerde ibadet eder”miş de, “Allah sadece ibadet esnasında düşünülmez”miş de, “Allah’ın hoşuna gidecek şekilde yaşayacakmışsınız” da... Sanki bir kendisi dindar, bir kendisi Allah’ı aklından çıkarmıyor, sanki “vaaz ver” demişler.
Bakalım Allah içkili lokantaya gitmenden hoşlanıyor mu, nereden belli?
Bakalım senin “dindar” olarak namazının saatini, yerini düşünmen, olmuyorsa “içkili lokanta” yerine evinde “kaza namazı” kılman daha uygun değil mi?
Sonuncu olayı TV’de görünce ‘eh, bu kadarına pes artık’ dedim yani, dinin, inancın bu boyutta istismarına dayanılmıyor... Yapan sanatçıyı severim, müziğini takdir ederim o başka, yaptığı yanlış.
Saat 20.40... İstanbul’da iftar vakti geçeli bir saatten fazla olmuş. Yayın canlı ve üstelik sezonun ilk programı... İyi olması için bin gayret gösterilmiş. İki kadın sanatçı var, şimdilerde biri öbürüne “hık demiş burnundan düşmüş” şeklinde benzedi ki benzediği sanatçının duruma sinir olduğuna hiç şüphe yok... Neyse, biri Ramazan olmasına rağmen straples giymiş, diğerinin elbisesi daha da dekolte... Göğüsler olanca gösterişiyle ortada. Ve sonra daha dekolte olan henüz orucunu bozmadığını söylemesiyle birlikte ellerini açıyor, gözlerini kapıyor ve duaya başlıyor.
İnanın bana “çimdikleyin beni, doğru görüyor olamam” filân dedim. Canlı yayın, ekip herkes durmuş bekliyor, o “dua” ediyor. Saat 20.40’ta iftar duası...
Bele kadar açık, göğüsler ortada kıyafetiyle... Bir yandan da gözler kapalı, eliyle “beni beklemeyin, ne haliniz varsa görün” yapıyor.
Hani devamlı “gel de yazma” diyen yazar esprisi vardır ya, “gel de yazma” oluyor insan bunları görünce... Aklınızı mı kaçırdınız toplu olarak?
Yanlış anlamaya, öfke kusmaya meraklıların sayısı çok diye susayım diyorum ama Ramazan’ın bile popülizm için kullanılması da dayanılır gibi değil. Yapmayın lütfen, yapmayın!
Hiç değilse Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun sözünü düşünün; “Dindarlığın bile ‘dengeli’ olanı makbuldür” diyor.
Galata Köprüsü’nde balık tutarken polis tarafından alınıp götürülen ve sonra da hakkında dava açılan, bu arada “taciz edildiğini” söyleyen kadın hakkında basın açıklaması geldi.
Aslında bu açıklamayı daha önce görmüştüm; kadının elbisesini açtığı veya kıyafetinin uygunsuz olduğu gibi suçlamalar vardı ve taciz iddialarının gerçek dışı olduğu belirtiliyordu.
Eğer bu tür haberleri daha önce duymamış, polisin de gerektiği durumlarda nasıl korunduğunu görmemiş, bilmemiş olsaydık inanmak kolay olurdu.
Ama maalesef şimdi öyle değil. Yalnız ve kimsesiz bir kadının bu ülkede polis karşısında bile zor duruma düşebileceği, düşürülebileceği ihtimalini unutamayız.
Umuyorum ki İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu olayı da “dövülen şüpheli genç” olayı gibi tarafsız ve saygın bir şekilde ele alır, suçlular varsa cezalandırır.
Hakim de tüm ihtimalleri düşünerek ve iyi dinleyerek karar verir.
Bunlar yapılmadığı takdirde giderek halkın güvenliğini güvenlik güçlerine karşı koruyacak birimler arayacağımız günler de gelebilir çünkü!

