Dün Brüksel'de yapılan toplantıdan ve görüşmelerimizden sonra 'AB İlerleme Raporu'nda ileri sürülen şartlara tepkisel bir yaklaşımın ve Avrupa ülkelerine kızmamızın yanlışlığını anladığımızdan söz etmiştim.
Orada biz Avrupa ülkelerinin ve özellikle Fransız toplumu gibi Türkiye'nin AB'ye girmesine ısrarla karşı çıkan toplumların ülkemiz, insanımız ve AB'den beklentilerimiz hakkında tümüyle yanlış fikirlere sahip olduğunu, bu ülkelerin siyasetçi ve gazetecilerinin ağzından öğrenirken, bu siyasetçilerin bazılarının da tam aksine Türkiye'de olup bitenleri çok yakından izlediklerini gördük.
Örneğin Avrupa Parlamentosu Üyesi ve Alman Yeşiller Partisi eski Başkanı Angelica Bear; Türkiye'de şiddet olaylarını, töre cinayetlerini, zina yasası çıkışını, sığınma evlerinin sayısını (bizim kadar iyi bildiğini) anlattı.
Bunu yaparken "Uluslararası Af Örgütü ne göre polisin de bu olayları önlemede hiçbir rolü olmadığını söylemeyi, Avrupa'da kadınların ve Yeşiller Partisi'nin gücünün çok fazla olduğunu, gelecek hafta İstanbul'da "Yeşiller Toplantısı" yapılacağını ve yasalardaki değişikliklerin uygulamaya yansıdığını görmek istediklerini açıklamayı unutmadı.
Avrupa'ya kadın
Avrupa Kadın Lobisi Başkanı Lydia la Riviere Zijdel, bu lobinin Avrupa'da 4,5 milyon kadını biraraya getirdiğini, AB için eşit ve adil bir dünyanın önemini Türkiye'nin ise bütün reformlara karşın hâlâ insan ve özellikle kadın hakları açısından hâlâ çok geride olduğunu, gelişmenin ancak 'Avrupa-Türkiye dayanışması' ile sağlanacağını anlattı.
Anna Karamanou ve Claudia Roth'un Türkiye'yi Türkler kadar savunan konuşmalarını unutmamak lâzım. Özellikle Karamanou "Barış ve eşitlik için Türkiye'nin mutlaka AB'ye girmesi" gerektiğini birkaç kez vurguladı.
Aynı şekilde Yunanistan'ın eski 'first lady'si Margarita Papandreunun Zeynep Oral'la birlikte yaptığı konuşmada gösterdiği olumlu yaklaşım, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (OSCE) Başkanı Hella Deign'in "AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu, değerleri paylaşmak ve demokrasiyi birlikte geliştirmek" istediklerini söylemesi, çok sayıda Avrupalı tarafından izlenen toplantıdaki kazanımlardan biriydi.
Asla vazgeçmeyin
Kısacası, kendilerinin de belirttiği gibi kadınların AB'de önemli bir gücü ve görüldüğü gibi belirgin bir desteği var. Ama aynı zamanda uyumadıkları ve gelişmeleri belki de erkeklerden daha dikkatle ve tarafsız bir gözle izledikleri de gayet açık.
Büyükelçilikte, sempozyum sonrası verilen resepsiyonda AB'nin kadın parlamenterleri ve gazetecilerle uzun konuşmalar yaptık. Bir yandan son derece lezzetli köfteler, dolmalar sunulurken biz bunları görmeyecek kadar derin sohbetlere dalmıştık.
Yarın da onları anlatacağım.
Avrupalı değilsiniz!
Türkiye'nin AB üyeliğinin önceki gün Fransız Meclisi'nde tartışıldığını, Başbakan Raffarin'in "Demokratik ve istikrarlı bir Türkiye'nin AB'nin yararına olduğunu" söylemekle birlikte yakın bir gelecekte üyeliğinin mümkün olmadığının açıklanmasını istediğini... Fransa Demokrasi Birliği Başkanı François Bayrau'nun ise 'Türkiye coğrafi ve kültürel olarak Avrupalı değildir, üstelik Irak, İran ve Suriye'yle komşudur, üye olduğu takdirde AB'nin bu ülkelerle ortak sınırı olacaktır. Tam üyelik verilmemeli" dediğini de.
İşte bu açıklamalar gerçeğin ta kendisi. Avrupa'nın çoğu Türkiye'yi "şartları yerine getirse" de istemiyor. Kısacası bize "Siz bize benzemiyorsunuz, bizden değilsiniz ve 70 milyon nüfusla değişmeniz de çok zor" diyor.
Biz ise bir yandan AB'ye girmek için çırpınırken öte yanda "Ama biz söyleyiz, böyleyiz, bizi olduğumuz gibi kabul etsinler" söylemlerine sarılıyoruz.
Etmeyecekler! Olduğumuz gibi istemiyorlar. Şimdi sorun; "Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin" atasözümüzü hatırlamakla, istenmeyip dama çıkmak arasında bir tercih olacak.
Yani, hem kapısında "Beni al" diye yalvanp, hem de "değişmeyeceğim, olduğum gibi kabul et" diyemeyeceğiz.
Onun için de popülizmi ve din üzerinden siyaset yapmayı bir yana bırakıp, çalışmamız gerekiyor.
Onlar 'takiyye'yi, iki taraflı oyunları bizden daha iyi anlıyorlar, unutmayalım!
Not: Sevgili okurlarım, mübarek Ramazan ayına girdik. Hepinize hayırlı, huzurlu bir Ramazan diliyorum.
Değişmesi gereken taraf kim? Biz mi, Avrupa mı?
Dün Brüksel'de yapılan toplantıdan ve görüşmelerimizden sonra 'AB İlerleme Raporu'nda ileri sürülen şartlara tepkisel bir yaklaşımın ve Avrupa ülkelerine kızmamızın yanlışlığını anladığımızdan söz etmiştim
Haberin Devamı

