Değişimin her türlüsü!

Haberin Devamı

Gazete köşelerinde gazeteciler, yazarlar başka gazetecilere öyle bir baskı uygulamaya başladılar, “kendi görüşünü yazma hakkı”na öyle saldırıya geçtiler ki “Hitler Almanyasını aratmaz” desem yeridir. Hani “değişimi, dönüşümü” dillerinden düşürmedikleri kadar var, sadece medyaya bakmak bile değişimin geldiği noktayı görmeye yeter... Gelelim diğer değişimlere...

Sadece Türkiye içinde geleceğimizi çok farklı yönlere itecek değişim ve dönüşümler yaşanmıyor dışarda da birçok değişim var. Örneğin ABD’de bundan önce 10 kez geçmesi için çalışılıp önlenen “Ermeni soykırım tasarısı” Dış İlişkiler Komitesi’nden geçti. Bugüne kadar birçok ülkenin kabul ettiği soykırım iddiasını ABD’nin de kabul etmesi kim ne derse desin Türkiye’nin bu konuda yalnızlığa itilmesi açısından son derece önemli.

Kendi iç dünyasında kıyasıya kavgalarla zaman tüketen, kurumları birbirine düşmüş olan Türkiye şimdi sonuca kızıyor, Washington Büyükelçisini geri çekiyor.

Oysa bırakın ABD’de “her oylama öncesi yaptığı kulis faaliyetiyle tasarının kabulünün önlenmesi yönünde çalışan” Yahudi lobisini kaybetmek için her fırsattan yararlanmamızı, kendi yazar ve akademisyenlerimiz yıllardır Amerika’da ve diğer ülkelerde Ermeni iddiasının kabulü için “Türkiye tarihiyle yüzleşsin, soykırım yaptığını kabul etsin” diye konferanslarla, makalelerle çırpınmadılar mı?

Bunu yaparken Türk arşivlerini ve diğerlerini inceleme zahmetine bile katlanmadan, kulaktan dolma bilgilerle “Türkler 1,5 milyon Ermeni öldürmüştür” diye ortalara çıkmadılar mı? Bir ödüle ülkelerinin tarihini çarpıtanları görmedik mi?

Ve bunlar olurken Dışişleri Bakanlığı bu konuda yazılmış doğru bilgiler içeren kitapları diğer ülkelerin parlamenterlerine göndermeyi bile düşünmedi. Ancak işler son safhaya geldiğinde kızıyor, öfkeleniyor, çare arıyoruz. Şimdi kimbilir yıllardır Ermeni diasporasıyla kol kola çalışma yapan yazar ve akademisyenler ABD’deki durumdan ne kadar memnundurlar... Sonuçta Türkiye dünya ülkeleri tarafından “21’inci yüzyılın ilk soykırımcısı” olarak kabul edilip tarih kitaplarına bu şekilde girerse daha da memnun olacaklar.

Eh, bütün bunları düşününce ABD’ye filan kızmaya hakkımız olmadığını da düşünmek gerekiyor.

“BENİM YARGIM”

Bunun dışında “Yargı Reformu” adı altında yapılmak istenenler, eğer gerçekleşirse tam değişimi (!) sağlayacak. Örneğin “yüksek yargı”ya üye seçen HSYK’nın üye sayısını 21’e çıkarıp 7’sini Meclisin, 7’sini Cumhurbaşkanı’nın yani 14’ünü AKP’nin seçmesini istemek az değişim mi getirir? Anayasa Mahkemesi üyelerinin 4’ünü de bu yıl Cumhurbaşkanı Gül atayacağına göre “yargının yasamayı denetleme işlevi” büyük ölçüde kontrol altına alınmış olur. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in ve YARSAV gibi kuruluşların “yargı tümüyle yürütme baskısına giriyor” tepkileri boşuna değil.

PKK terörü ve ekonomi de dahil olmak üzere tartışılacak çok konu var ki bunlar arasında “seçimlerde (veya referandumda) sandık sonuçları güvende mi” sorusunu da unutmamak lazım.

Bu hafta yine Her Açıdan’da merak ettiğiniz sorulara cevap arayacağız. Konuklar; Meclis Anayasa Komisyonu Üyesi, CHP Mersin Milletvekili İsa Gök, SP Genel İdare Kurulu Üyesi ve Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Bahçeşehir Üniv. Anayasa Hukuku Öğr. Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum, Bilgi Üniv. Siyaset Bilimi Öğr. Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ve Bilgi Üniv. Ekonomi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Burhan Şenatalar olacak.

(7 Mart Pazar öğlen 12.30’da STAR’dayız. Hepinizi bekliyorum.)


***



Başbakan ‘Veda’yı gördü mü?

Son günlerde beni gördükleri zaman ‘Veda’ filmini izleyip çok beğendiklerini ve Zülfü Livaneli’ye bunu aktarmamı söyleyen o kadar fazla insanla karşılaştım ki... Filmin senaryosunu yazan ve yöneten Zülfü Livaneli’ye henüz söyleyemedim ve yazmaya karar verdim.

Sadece senaryosunun tamamlanması 3 yıl süren, büyük bir emekle hazırlanan, tam bir Hollywood yapımı gibi çekilen ve Atatürk’ün hayatından bazı kesitleri aktaran bu filmi sanki bir belgeselmiş gibi “O da yoktu, bu da eksikti” şeklinde oturduğu yerden eleştirenlerin haksızlık yaptığına hiç şüphe yok... Bir belgeselde her şeyi bulmayı isteyebilirsiniz veya belgesele yorum hele de yanlış yorumlar katılmasını eleştirebilirsiniz ama bir filmde her konunun eksiksiz yer almasını bekleyemezsiniz.

“Veda” çok daha uzun çekilmiş ve 160 dakikaya kısaltılmış. Kısaltılmasa muhakkak ki birçok olayı safhalarıyla, daha geniş olarak görmek mümkün olacaktı ama bu haliyle de son derece güzel ve zevkle izlenen bir film.

Burada bir başka noktaya değinmek istiyorum.

Başbakan’ın Eşrefpaşalılar filmini izlediği haberini görüp aynı sıralarda Ahmet Hakan’ın köşesinde Eşrefpaşalılar filminin “İzmir’in kabadayılarıyla ünlü bu semtine, bir hocanın atanması ile başlayan olayları” anlatan konusunu, başrolünde bir Yeni Şafak yazarının kardeşi olan Sinan Albayrak’ın oynadığını, en az üç milyon seyirciye ulaşması için cemaat dayanışması yapıldığını okuyunca aklıma geldi. Acaba Başbakan Erdoğan son günlerde gündemden düşmeyen ve çok beğenilen “Veda” filmini de gördü mü veya görmeyi düşünüyor mu?.. Keşke cevabı öğrenebilsek!

DİĞER YENİ YAZILAR