Dedikodu önemlidir!

Ahmet Hakan iki gün önce "Aykırı şehir dedikoduları" başlıklı yazısında moda olan ve olmayan olayları "out" ve "in" şeklinde magazinci diliyle yazmış. Ama dedikoduda dahi bir doğruluk payı olmalı.

Haberin Devamı

Ahmet Hakan iki gün önce "Aykırı şehir dedikoduları" başlıklı yazısında moda olan ve olmayan olayları "out" ve "in" şeklinde magazinci diliyle yazmış. Ama dedikoduda dahi bir doğruluk payı olmalı.

Yalçın Küçük tarafından Sabetaycı ilân edilmek ona göre "in'miş... Aynı paragraf şöyle devam ediyor:

"Bu yüzden son zamanlarda bazı yazarlar Yalçın Küçük tarafından 'Sabetaycı' olarak ilân edilmeseler de 'Ben soyumu sopumu araştırdım, bizim kökenimizde Sabetaycılık yok' diye yazılar döktürerek olaya davetsiz misafir olarak dalıyorlarmış. (Bakınız Ruhat Mengi'nin yazdığı son 8 yazı)"

Bunu okuyunca insan 'Bakınız demeden önce siz bakınız Ahmet Bey' diyor hemen. Ben demesem okuyucularım der zira onlar neden söz ettiğimi, kaç yazıyı hangi aralıklarla yazdığımı benim kadar iyi bilirler.

Bay Yalçın Küçük tarafından "in" olacak şekilde Sabetaycı ilân edilmediğimize çok üzgünüm(!) tabii. O ayrı konu. Ama "dedikodu" yazan bir gazetecinin bile en azından dedikoduyu sağlam bir kaynaktan alması ve doğru aktarması gerekir. Hele de bir meslektaşı ile ilgiliyse...

- Bu konuda 8 değil 6 yazı yazdım. 20 güne yayılmış şekilde, üst üste değil.

- Soyumu sopumu araştırmadım; benim bilmem yeter, bildiğimden farklı şeyler bilen varsa belgeleriyle ortaya koyar. İsim yazıp da ispatlayamayan 'yalancıdır' dedim. 20 gün de fazladan süre vermeme rağmen ispat gelmediği için sütunumda onları "Siyasi amaçla yalan söyleyenler" olarak ilân ettim.

- Davetsiz misafirlikten hiç hoşlanmadığım için konuya davetsiz misafir olarak dalmadım. Bu konu ile ilgili internet sitelerinin birkaçında "Basındaki Sabetaycılar" listelerinde ismim en başlara yazılmıştı. Gayet emin şekilde...

Burası bir korsanlar ülkesi olmadığına göre kimsenin ismi, ömrünü verdiği kimliği korsan siteler tarafından yağmalanamaz değil mi Sayın Ahmet Hakan?

Onlar dava açılması ve olayın büyümesi için yapıyorlar bunu ama benim başımda yeterince dava var, bir de onlara açıp bekleyemem. Dava yerine sütunumu açtım ben de...

Olay bundan ibaret. Basın etiğine önem veren bir gazeteci olarak, bundan sonra dedikodularınıza da daha saygılı devam edeceğinizi umuyorum.

"Bakınız" demeden önce bir bakıvermenizi de!

(Not: Yazısında konuyla ilgili ikinci paragrafı da benim yazılarımdan birinden alınmıştı. 20 gün önce "Bu ülkeye hizmet etmiş, başarılı, ünlü herkesi Sabetaycı ilân etmişler. Neredeyse ismini listede göremeyenler 'ben niye alınmamışım, beni adam yerine koymuyorlar mı' diye komplekse kapılacak" sözlerini de bir yazımda ben yazmıştım. Sonra başka yazar arkadaşlar da kullandılar.)

''Yarından sonra'' gerçek mi oluyor?
Ankara'da otomobilleri, kamyonları uçuran, 3 kişinin ölümüne 21 kişinin yaralanmasına sebep olan bir hortum felâketi yaşandı. Aynı gün, Hazira'ın ortasında İstanbul'da araçların tepesine kadar çıkan bir sel... Türkiye'de hiç görülmemiş doğa olayları.

"Yarından Sonra" isimli, küresel ısınmanın yaratacağı felâketleri anlatan filmde de vardı hortum... Ani hava değişiklikleri, yer kabuğunun kısa sürede ısınması ve soğuması veya biri ısınırken diğerinin soğuması ile ortaya çıkan basınç farkları gibi etkenler beklenmedik afetler yaratıyordu.

Küresel ısınmanın en önemli faktörünün de ağaçların azalması ile yeryüzündeki oksijen azalmasına bağlı olduğu bilimsel olarak açıklanmıştı.

Defalarca yazdık bunları. Tema ve Başkanı Hayrettin Karaca da senelerden beri "Türkiye çöl oluyor" diye çırpınıyor.

Ve hepimiz bir film izler gibi izliyoruz bu önemli tehlikeyi de. "Birileri çıksın ve önlesin, bize ne"...

İşin kötüsü, aynen deprem beklentisinde olduğu gibi devletin kendisi de aynı anlayışta...

İyi, bekleyelim bakalım. Ellerimizi kavuşturalım TV'lerimizdeki eğlencelere dalalım. Dolce Vita arkadaşlar...

"Yarından Sonra" filminde de devlet ve halk uyarılara inanmamıştı. Hâlâ inanmayanlar filmin sonunu izlesinler!

DİĞER YENİ YAZILAR