Başbakanımızın pek enteresan bir demokrasi anlayışı var; Herhangi bir kural veya yasak kendisine zarar veriyorsa ya da işine gelmiyorsa o kural yanlış ve değiştirilmeli, başkalarına zarar veriyorsa bir mahzuru yok.
Keşke böyle bir demokrasi örneği yeryüzünde olabilseydi. Ama yok ve bu tür yönetimlere daha çok "dikta yönetimi" deniyor.
Okurlarım "Türkiye'ye özgü felâket haberleri" ni sıraladığım yazımdan sonra "Başbakan'ın son sözlerini atlamışsınız, asıl felâket orada" mailleri göndermişler. Bir de dün benim 'Bu da aynı gün köşemin altındaki haberdi' diyerek yaptığım "Kız arkadaşının omzuna elini koyduğu için kafa atılan öğrenci" haberinin yorumu ile aynı gazetede birinci sayfada çıkan "Töre adına arkadaşıyla gezen kız öğrenciyi vurarak bitkisel hayata girmesine, arkadaşının da yaralanmasına neden olan canavar genç" haberi var tabii...
Eksik kalıyor ama hangi birini yazalım ki? Bir veya birkaçını yazarken dehşet haberleri yağmur gibi yağıyor maazallah, yetişemiyoruz.
Düşmana ihtiyaç yok
İnanın bana şu ülkenin güzelliklerine bakmaya, yaşamaya vakit bulamıyoruz, bulduğum anlarda ise kendi kendime yüksek sesle 'Allah bize böyle güzel bir vatan vermiş, onu nasıl koruyup geliştireceğimizi düşüneceğimize birbirimizi parçalayıp duruyoruz. Düşmana bile ihtiyacımız yok, ne vahşi milletiz' diye söylenir oldum.
Tarihte de hep böyleymiş maalesef; Türklerin birbirlerine kazık atma, sırtından vurma veya rehavete kapılıp her şeye boşverme huyları yüzünden iç kavgalarla, yönetim boşluklarıyla elimizdekileri kaybetmişiz. Düşmanlarımız hep bu ortamlardan yararlanmışlar.
Hâlâ değişen bir şey yok.
Yine takiyye!
Başbakan Erdoğan'ın "Kökten dincilik" konusunda söylediği "Bu marjinal grupların Türkiye'de ağırlıklı esintisi yok. Medeniyetler ittifakı anlayışı içinde şunu anlamamız lâzım; olay fikir bazındaysa buna tüm insanlığın katlanması lâzım, silâhlı eylem bazındaysa karşı çıkmalıyız" sözlerinin evrensel olarak da, Türkiye için de kabul edilir, anlaşılır yanı yoktur.
Bir kere "medeniyetler ittifakı;" bu demek değildir, tümüyle anlamından saptırılmaktadır. Zira köktendincilik zaten anlamı itibarıyla şiddet, baskı içermektedir. Örneklerinden sadece ikisi: Afganistan ve İran'dır. Talibandır, mollalardır.
"Fikir" ve "silahlı eylem" konusunda ise... Köktendincilik "silahlı eylem bazı"na geldiği anda 11 Eylül'ler, HSBC ve İngiliz Konsolosluğu gibi olaylar ortaya çıkıyor ki "karşı çıkmak" için biraz geç oluyor.
'Kedi' ne bazında!
Ayrıca Tayyip Bey şiir (hem de eyleme teşvik, halkı kışkırtma anlamında) okuduğu için yargılandığında bunun demokrasiye aykırı olduğunu ülkenin her köşesinde haykıran ama kendisini kediye benzeten karikatüriste dava açan, şikâyette bulunan vatandaşlara hakaretle karşılık veren bir anlayışa sahip...
Kedi benzetmesi gibi masum bir mesleki olay "düşünce bazında" sayılmıyor demek ki ama sonucunda eylem olduğu bilinen bir anlayış "medeniyetler ittifakı" na giriyor.
Bu nasıl bir çelişkidir sormak lâzım.
Töre adına beraber dolaşan gençleri vuranlara gelince; bu kadar vahşi cinayet girişimlerinin cezası doğrudan idam olmalıdır aslında... Ama haydi idam kaldırıldı, hiç affa uğramayacak "ömür boyu hapis" olmalıdır.
Bu cezaları uygulamadığımız sürece daha nice gençlerimizi kurban vereceğiz.
O suçluları hafif cezalarla kurtaranların da aynı suçu paylaştığına ve en azından ilahi adaletle cezalandırılacağına inanıyorum ben!
Dediğimi yap, yaptığımı yapma!
Başbakanımızın pek enteresan bir demokrasi anlayışı var...
Haberin Devamı

