Hayırlı bir Ramazan ayı diliyorum hepinize sevgili okurlar. Her ne kadar dini-inancı tekelinde görenler kendi -siyasi- görüşlerini desteklemeyenleri iyi Müslüman saymıyorlarsa da Ramazan'in ilk sahur saatlerinde 4 evden 3'ünün ışıkları yanıyordu şüphesiz.
Aynen iftar saatlerinde tüm cadde ve sokakların bir ay boyunca bomboş kalacağı gibi... Her kesimden, her yaştan insanın dini görevini seve seve yaptığını gösteren bu belirtiler toplumu inanan, inanmayan, dindar, laik, Müslüman veya olmayan şeklinde gruplara bölme gayreti içindekilere hiçbir şey ifade etmiyor.
Meclis Başkanı'nın milletvekillerini anketlerle gruplara ayırmaya çalıştığı bir ülkede şaşmamak lâzım. "Tesettür Kur'an'da yok, bu söz, türban yorumla getirilmiştir" demelerine rağmen türbanlı olanlara mütedeyyin, inanan, dindar gibi tanımlamalar uygun görülüyor, türban takmayanlar ne oluyor bu durumda, belli değil. Beyler, hanımlar uygun görmüyorsa onlar kesinlikle "dindar" sınıfına alınmıyorlar. "Din ile devlet işlerinin" aynlması gerektiğine yemin edenler her Allah'ın günü insanların din duygularını sömürerek oya çevirebilmek için bu şart unutuyor, işlerine bakacaklarına ülkeyi karıştırıp insanları bir de kutuplara ayırıyorlar.
Necmettin Erbakan'ın dini siyasi sömürü aleti yapma konusunu iyice abartarak ağzından kaçırdığı "Refah Partili olmayanlar Müslüman değildir" sözü, bu partilerin devamı olmadığını "değiştiklerini" iddia edenler tarafından neredeyse tekrarlanma noktasına gelecek.
Şunu kafalarına sıkı şekilde vidalamaları gerekiyor ki, bu ülkede demokratik laik Cumhuriyet'in sahipleri nasıl belli bir kesim değil bütün Türk halkı ise, din ve inancın sahipleri de kendileri değil.
Herkesin dini kendisinin bileceği, "dindar"ları seçme, ayırma hakkı da yalnız Yaradan'ın bileceği bir konu.
Davete katılmamak
Din sömürüsü yapan partilerden sağladığı çıkarlar herkes tarafından açıkça bilinen isimler TV'ye çıkıp "dindarların haklarını savunuyorum" dediğinde ne kadar tepki alıyorsa, dini bahane ederek ülkeyi karıştıran siyasetçiler de o kadar tepki alıyorlar.
Cumhurbaşkanı Sezer Cumhuriyet Resepsiyonu'nu sadece milletvekillerine verip eşlerini hiç davet etmeyebilirdi. Davetiyede bir hata yapılmış ve kıyafet belirtmek yerine önlem olarak laikliğin gereği olan kıyafet zorunluluğuna uymayacağı bilinen eşler davet edilmemiş ise iktidar milletvekillerinin davete katılmayarak olay çıkarması son derece yanlıştır. Her gün ayrı bir milletvekilinin bu konuda konuşarak haber oluşturması daha da yanlıştır. Aksini söyleyenler açıkça provakasyon yapıyor.
Böylesine önemli bir milli bayram davetine katılmak onların görevlerinin bir parçasıdır. Türkiye'nin, tüm yaşadıklarından sonra yeni gerilimlere ihtiyacı yok.
Bunca acı deneyimden sonra hala öğrenilemedi ki hiçbir sorun bu şekilde halledilemez.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "lüks otellerde iftarı yasaklaması, onun yerine harcanacak paraların yoksullara dağıtılması için yaptığı çağrı"ya gelince.
Ne kadar doğru bir karar. Müslümanlıkta israf haramdır. Özellikle Türkiye gibi yoksulu bol bir ülkede, hele de Ramazan ayında israfa gidecek masraf fakirlere dağıtılmalıdır.
Peki, aynı Tayyip Bey bu kararı neden oğluna yaptığı 9000 kişilik düğünde de uygulamamıştır? Neden Erbakan ve öğrencileri en pahalı düğünleri yapıp en pahalı evlerde yaşamaktadırlar?
İnsanın aklına geliyor doğrusu. Elin ağzı torba değil ki büzesin!
Dediğimi yap, yaptığımı yapma!
Her ne kadar dini-inancı tekelinde görenler kendi -siyasi- görüşlerini desteklemeyenleri iyi Müslüman saymıyorlarsa da Ramazan'in ilk sahur saatlerinde 4 evden 3'ünün ışıkları yanıyordu şüphesiz
Haberin Devamı

