Darbeye karşıyız, hukuka değil!

Haberin Devamı

Geçen Pazar gecesi geç saatlerde VATAN’ın internet sitesinde bir başka yazının üzerine yanlışlıkla benim ismim ve fotoğrafım konunca olmuş karışıklık.

Yazıları internetten okuyanlar benim o mitinge katıldığımı zannetmişler. Aslına bakarsanız bir yazar ve televizyoncu olarak her toplantıya, mitinge katılıp gözlem veya çekim yapmamız son derece doğaldır. Ama şu anda Türkiye’de “yargıya, yüksek mahkemelere karşı bir hareket” yürütüldüğü, rejime duyarlılık gösteren üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına, medya kesimine olduğu gibi görevi Anayasa’ya uygunluğu korumak ve Anayasa’yı yorumlamak olan Anayasa Mahkemesi’ne de “orduyla ilişkili” etiketi yapıştırılmak istendiği için bu dönemde mesleki nedenle bile böyle bir mitinge katılmam.

Eğer gerçekten ortada bir darbe ihtimali olsa, ilk tepki gösterenlerden, en önde yürüyenlerden biri olurdum. Türkiye’de gerçekleşmiş darbelere bugüne kadar yazılarımda gösterdiğim tepkiler, Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’a ABD’de onu izleyenlerin “Kurtar bizi Paşam” diye bağırması haberi üzerine yazdığım “Aman Paşam, bu kez biz kurtaralım” başlıklı tepki yazım üzerine Genelkurmay’ın “orduya karşı yazarlar” listesine alınmış biri olarak neye karşı (orduya değil, darbeye), neye taraf olduğum ortada zaten...

Bırakın bunu, babası 27 Mayıs darbesinde Yassıada’ya götürülmüş, 12 Eylül darbesiyle siyasi hayatının zirvesindeyken buna son verilmiş bir siyasetçinin kızı olarak da farklı davranmam beklenemez.

Ama bütün bunlar kendi ülkemin ordusuna düşman olmamı, ilgili ilgisiz her olayda ona tepki göstermemi de sağlamaz.

Bir darbe tehlikesi görsem konuşurum ama siyasi hatalara hukuk yoluyla, demokratik kurumların, kuralların işlemesi yoluyla çözüm bulunmasına (asıl bu şekilde bir ordu müdahalesinin önünün tıkanmasına) karşı çıkan ve cumhuriyete sadık kim konuşsa (üniversite darbesi, yargı darbesi gibi) darbe yakıştırması yapanlara da destek vermem.

Genelkurmay belgesi diye bahsedilen ve “medyanın, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin kullanılacağı” da belirtilen (tesadüf bu ya, hep rejime duyarlı kesimler ordu tarafından kullanılıyor) belgeler de beni hiç ilgilendirmez.

Benim bildiğim aklı başında, kendinden emin, konuşacağı kişileri, katılacağı toplantıları dikkatle seçen insanları hiç kimseler kullanamaz. Bugüne kadar da kullanamamıştır. Basında -her şeye, tüm kuşatılmışlığına rağmen- böyle insanların sayısı az değildir.

Ama çeşitli nedenlerle kullanılan, kullanılmaya hazır olan ve hatta “Ben de varım, kullanın” diyenlerin bunu anlaması da beklenemez tabii!

*****

Ben Fırat’ı konuştururum

AKP’nin MYK toplantısında Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat konuşturulmamış. New York Times’a yaptığı bir konuşmada geçen “Atatürk devrimleri Türk halkında travma yarattı” sözleriyle her kesimden tepki alan Fırat’ın bu konuda açıklama yapmak istemesine Başbakan “konunun uzatılmamasını istediği için” izin vermemiş, bazı MYK üyeleri ise böyle bir demecin bu süreçte gündeme gelmesinin doğru olmadığını belirterek “Konuşmaya gerek yok, biz konuyu televizyondan izledik” demişler.

Aslında hem Başbakan böyle bir konunun uzatılmamasını istemekte haklı, hem de MYK üyeleri böyle bir demecin bu süreçte gündeme gelmesinin yanlışlığı konusunda haklı. Ama MYK üyeleriyle ilgili bir çelişki de açıkça görülüyor “televizyondan izledik, yeterli” kısmında...

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianameyi “google’a bakarak hazırladığını” savunmasında tepki şeklinde dile getirmiş bir partinin (ki iddianameye karşı savunma imkanı var) mensuplarının “televizyondan izledikleri haberin yeterli olduğunu” söylemesi kendileriyle çelişkiye düştüklerini gösterir. Fırat’ın açıklamasını dinlemeleri, ona bu fırsatı vermeleri gerekirdi.

Onlar vermemiş ama ben eğer isterse Dengir Mir Mehmet Fırat’a 29 Haziran’daki Her Açıdan programımda bu imkanı sunmaya hazırım.

Buyursun açıklasın, hepimiz merakla dinleriz söyleyeceklerini!

DİĞER YENİ YAZILAR