Deniz Baykal’ın YAŞ’ta ortaya çıkan krizle ilgili sözlerini tepetaklak edip tamamen ters anlamlar çıkacak şekilde yorumlayanlar var.
Baykal; “Bu çatışma darbe ihtimalini önlemek için değil, o ihtimal ortadan kalktığı için ortaya çıkan bir çatışmadır” dedi.
Ters çevirenlerin yorumu ise şu;
“Bakın işte, bugüne kadar darbe ihtimali vardı, AKP’nin orduyu köşeye sıkıştırması, neredeyse tüm komutanlarını darbe suçlusu ilân etmesi sonunda ortadan kalktı. Bugüne kadar sağ iktidarların laikliğe zarar verici eylemlerine karşı TSK bir güvence olarak görülüyordu, artık bu güvence yok”...
Baykal’ın sözleri onlara göre bu anlama geliyormuş. Oysa Baykal büyük ihtimalle “Bugüne kadar yapılan darbe ve muhtıralar hep bazı partilerin mağduriyet yoluyla oy kazanmasına neden oldu. TSK’nın laik rejimi koruma adına siyasete müdahaleleri özellikle rejimle kavgalı partilere mağduriyetle haksız kazanç sağladı. Ama artık uzun yıllardır TSK’nın demokrasiye, hukuk devletine saygılı olduğu biliniyor. Bundan sonra ordu yoluyla oy toplama olamayacağı için bu kez orduyla kavga ederek, onu sürekli provoke ederek ‘Bakın onu biz demokratikleştirdik’ propagandası yapma fırsatı çıkarmaya çalışıyorlar” demek istedi.
Ya da; “Nasılsa TSK’nın demokrasiye saygılı davranacağından eminler, İlker Başbuğ bunu defalarca açıkladı. Yüzlerce emekli-muvazzaf askere tutuklama, yakalama kararı çıkardıklarında bile tek bir aykırı cümle sarf etmedi. Bu nedenle rahatça sıkıştırıp duruyorlar” demek istedi.
Aslına bakarsanız bu anlamda konuştuğu açıkça ortada ama her olayı, her konuşmayı gücü elinde tutanları mutlu edecek şekilde yorumlamayı görev edinmiş olanlar 2x2’yi 5 olarak bile gösterebiliyorlar.
İnananları kutlamak lâzım!
YARSAV da tu kaka!
Memleketlerinde artık tümüyle sivil baskı rejimine gidişin son taşları döşenir, son noktaları konarken gözleri görmeyenler, kulakları duymayanlar, üç maymunları oynayanlar hâlâ “referandumda oy kullansak mı, yoksa zahmet edip hiç gitmesek mi” diye sorumsuzluğun zirvesine çıkarken sıra YARSAV’a da geldi.
Başbakan Erdoğan “yargının içinde dernek kurulur mu, bunu da halledeceğiz” demiş.
Oysa Yargıçlar ve Savcılar Birliği yargının içinde değil, dışında bir sivil toplum kuruluşu niteliğinde. Ayrıca geçen yıl YARSAV’dan ayrılan “iktidara yakın ve dahi sözcüsü” yargıçların kurduğu “Demokrat Yargıçlar Birliği” için bu tür bir sözün sarf edildiği de hiç duyulmadı.
Şimdi merak etmez misiniz, neden sadece YARSAV rahatsız ediyor? Doktorlar, eczacılar, şoförler, gazeteciler (yeni kurulan ve iktidara yakınlık açısından Demokrat Yargıçlar’a pek benzeyen Demokrat Gazeteciler Derneği dahil), mimarlar, mühendisler kısacası her mesleğin sivil toplum örgütü olabiliyor da yargıçların neden olamıyor?
Bir soru daha: Siyasi konularda herkes bir şekilde susturuldu; medya “konuşmasın”, sivil toplum kuruluşları “kendi işine baksın”, üniversiteler
“otursun oturdukları yerde”, yüksek yargı; tepesine tokmakla inildiğinde bile “cüppeliler siyasete karışmasın”, ordu; hakaretlere dahi cevap veremeyecek kadar ezilsin ama cemaat liderleri ta Amerika’dan “ölülere bile evet dedirtin” diye akıl versin.
Bu siyaset denen şeyi kimin konuşup kimin konuşamayacağına “1 kişinin” karar vermesi Türkiye’den başka nerede görülmüştür?
Varsa söylesinler de merak edenler öğrensin!

