“Darbe Anayasası” duruyor!

Haberin Devamı

Telefonlar geliyor; İstanbul sokaklarında araçlardan mikrofonla ‘referandum beyin yıkaması’ yapılıyormuş. Ekranlarda (gerçekleri anlatan sesleri susturduktan sonra) 24 saat yapılan beyin yıkamalar yetmemiş olmalı... Bu “devlet imkânlarını kendi çıkarı için seferber etme” kampanyasına karşılık yazarak ne kadar anlatabiliriz bilmiyorum ama deneyeceğiz. Dün AKP’nin “Anayasa değişikliği paketi” ile ilgili açıklamaları yazmaya başlamıştım, devam ediyorum.

‘Anayasa değişikliğinde 2 önemli nokta vardır;

1- Hazırlanışı, 2- İçeriği’ demiş ve bir toplum sözleşmesi demek olan değişikliklerin hazırlanışında diğer partilerin, barolar, STK’lar, üniversiteler ile tüm kurumların dışlandığını yazmıştım. Avrupa ülkelerinde parlamentoları liderler değil halk seçiyor, yani milletvekilleri liderin emir eri durumunda değil, demokrasi tam ama buna rağmen “yüksek yargı üyelerini seçmek” gibi çok önemli konularda toplumun tüm katmanlarının katılımı sağlandığı gibi meclisin 2/3 nitelikli çoğunluğu mutlaka aranıyor. Türkiye’de ise ‘iktidar partisi çoğunluğu’nun tüm kararları tek başına alması demokrasi olarak yutturuluyor.

Eğer bu değişiklikle amaçlanan, söylendiği gibi “daha çok demokrasi” olsaydı paketin içinde mutlaka “seçim kanunu, yüzde 10 barajı, dokunulmazlıklar” gibi konular da yer alır, her şeyden önce “milletin vekilini millet değil, lider seçecek” şeklindeki çağdışı, demokrasi dışı israr sürdürülmezdi.

Anayasa değişikliğinin içeriği konusunda “modern hukuk devletine, evrensel ilkelere uygun olup olmadığı”na bakılıyor. Oysa bu değişiklikte Batı demokrasilerinden fersah fersah geride olan bu garip yöntem ve kurallarda israr edildiği gibi “12 Eylül Anayasası” denilen 82 Anayasası ile gelmiş olan yüzde 10 barajının kaldırılmasına “toplumun hazır olmadığı” şeklinde garip bir mazeret öne sürüldü.

Anayasa hukukçularının asıl “Bu değişmedikçe 12 Eylül Anayasası değişmez” dediği madde ise Hakim ve Savcılar Kurulu’nun başına 12 Eylül Anayasası ile getirilen Adalet Bakanı ve müsteşarının israrla orada tutulması.

YÖK BU ANAYASA’YLA GELDİ

Bugüne kadar 17 kez değişiklik yapılan, bir seferde 30’dan fazla maddesi değişen Anayasa için hâlâ “12 Eylül Anayasası’nı biz değiştireceğiz” deniyor ve o Anayasa ile getirilen “hukuk üzerinde iktidar baskısı” korunmaya çalışılıyorsa durup esaslı şekilde düşünmek gerekir.

“12 Eylül’ün mağduru olduk” yarışına girenler, ‘darbe hazırlığı yapılıyordu’ diye ülkeyi, kurumları ters yüz eden, yüzlerce kişiyi cezaevlerine tıkanlar 27 Nisan muhtırasını veren kişiyi ödüllendirmişse, sorgulamıyorsa bu büyük çelişkiyi düşünmek gerekir.

82 Anayasası’na ‘darbe Anayasası’ diyenlerin bu Anayasa’nın getirdiği YÖK sistemine (artık iktidarın kurumu gibi çalıştığı için) hiç dokunmaması, hatta değinmemesi bir başka büyük çelişkidir.

Bunların hepsi 12 Eylül’e denk getirilen referandumla “12 Eylül Anayasasını demokratikleştiriyoruz” iddiasında bulunanların gerçeği anlatmadığını gösteriyor. Yarın devam edeceğim.

***


Göz yaşartan Baykal sevgisi

Referandum yaklaşırken iktidar partisi üyelerinin ve her eylemde destekçileri olan gazetecilerin Baykal’a istifasından sonra birdenbire duydukları aşırı ilgi ve sevgi öyle arttı ki insan gülsün mü, ağlasın mı kestiremiyor.

“Referandum sonucuna göre Baykal’ın geri dönme ihtimali”nden söz edenler bile var. Bir yandan gayet mütevazı bir yaşamı olan ve Kılıçdaroğlu’nu “birkaç yıllık siyasetle karun gibi zengin olan” siyasetçilere karşı zorla havuzlu villa sahibi yapmaya çalışırken bir yandan “halkçı Kemal” lâkabının beğenilmesine sinirleniyor, onu her fırsatta aşağılamayı görev ediniyor, diğer yanda Baykal’ın nasıl da haksızca gönderildiğini empoze etmeye çalışıp “geri döneceğini” gündemde tutmak istiyorlar.

İstifa ettiği güne kadar Baykal’ı yerden yere vuranların bu ani sevgisinin nedeni nedir acaba? Baykal “daha kolay bir rakip” miydi? Yoksa ona uzun siyaset geçmişi ve duruşu nedeniyle “statükocu, seçkinci, (27 Nisan muhtırasını desteklediği için) orducu, agresif” gibi etiketleri daha kolay yapıştırdıkları için mi?

Aslında halkın kendine yakın hissettiği, bir eksiği yamuğu olmayan, siyasi hataları görülmemiş bir isim bunların her ikisini de çok zorlaştırıyor tabii. Mesele bu...

Baykal olsa referandum kampanyasında da, seçimde de onun kamera olayından, 27 Nisan muhtırasına karşı çıkmamış olmasına kadar tüm açıklarını, “toplum değerlerini” her konuşmalarında hatırlatarak ne güzel kullanırlardı değil mi? Aksini kimse söyleyemez... Deniz Baykal bundan sonra da partisine deneyimiyle yarar sağlayabilir ama -hiç kızmasın- tekrar liderliğe soyunması CHP’nin harakiri yapması olur. Nokta son.

DİĞER YENİ YAZILAR