Danıştay kararına kızmayın

Haberin Devamı

Danıştay’ın son “Türban yasağı bütün sınavlarda geçerli ve üniversitelerde türban yasağının kaldırılması laikliğe aykırı” şeklindeki kararı her zamanki gibi eleştiriliyor, Devlet Bahçeli de “Danıştay gerginlik yaratacak bir karar verdi” filan diyor.

Aslında şu anda henüz iktidarın emrine girmemiş, bağımsızlığını koruyabilen Danıştay ve Yargıtay direnmekte ve ‘evrensel hukuki doğruları’ uygulamakta.. Burada Danıştay’ın “laikliğe aykırı” demesi de “türban laikliğe aykırı” anlamına gelmiyor. Tekrarlayayalım; “Devletin tüm dinlere eşit mesafede durması, eşit özgürlük ve hak tanıması, bunu sağlamak için devlet alanlarında bütün dinlerin kıyafetlerine sınırlama getirmesi” anlamını da taşıyan laiklik ilkesine göre “çoğunlukta olsa bile, sadece tek bir dine ait simgelere, kıyafetlere tanınacak özgürlüğün” bu ilkeyi ortadan kaldıracağını vurguluyor.

ÇÖZÜM; LAİKLİĞİ KALDIRMAK!

Bunu çevirip “Danıştay türbana karşı” haline sokmak, hukuku hiç mi hiç bilmemek olduğu gibi Danıştay’a da haksızlık oluyor. Ama siyasi olarak “birileri veya mahkeme türbanı yasaklıyor” demek, halkı aldatıp dini duygularını kışkırtmak bugüne kadar birden fazla partiye bol oy sağlamış olduğu için hep aynı terane sahnededir. Medya da hiç tartışmadan, irdelemeden elinden geldiğince bunu destekler.

Oysa kolayı var, kaldırırsınız devletin laiklik ilkesini, “bundan sonra Türk devleti tek bir dinin ve tek bir mezhebin devletidir, kimse de bunun aksini savunamaz” dersiniz. Devletin ona göre yönetileceği din kurallarını, istediği dini kıyafete tanıyacağı ayrıcalığı da ortaya koyarsınız olur biter. Zaten yakında başka çıkış kalmadığını herkes görecektir.

Zira hangi mahkeme ne yaparsa yapsın, bugünkü tartışmalar; “mahkeme ortamı gerdi” suçlamaları çok kısa süre sonra “devlet dairelerinde türban” ve “ilköğretimde hatta ana okulunda türban” için yapılacak.

(Aynenyıllarca “Kürt Sorunu, demokratik haklar” diye sürdürülen tartışmanın artık “özerklik” tartışmasına dönmesi gibi). Ve o gün geldiğinde zaten Danıştay ve Yargıtay kararları “artık iktidarın sözünden çıkmaz hale gelmiş” Anayasa Mahkemesi tarafından değiştirilebileceği için ve ayrıca “bireysel başvuru” yoluyla da geçersiz duruma getirilebilecek.

Bu nedenle ben şu sıralarda Danıştay’a kızılmasına hiçbir anlam veremiyorum. Görünen köye kılavuz aramaya, bitmiş sayabileceğiniz bir konuyu tartışmaya ne gerek var? Laikliğe güle güle, size iyi uykular!

CHP nasıl iktidar olur?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve bazı yardımcıları “tek başımıza iktidar olmaya talibiz” derken bir başka Genel Başkan Yardımcısı Avukat Sezgin Tanrıkulu Diyarbakır’da “Parti olarak sayısal çoğunluk peşinde olmayacaklarını, matematik üstünlüğün değil, insanların vicdanına seslenmenin önemli olduğunu” söylemiş. Vay, böylesi gerçekten hiç duyulmamıştı.

“Yüzde 50” alacağını iddia eden rakip parti karşısında hem “iktidara talibiz” deyip hem de “hedeflerinin yüzde 37 olduğunu” söylemek kadar zekice bir laf doğrusu.. Aynı zamanda “para kazanmanın, geçimin ne önemi var, önemli olan çalışmak” demeye filan benziyor..

Acaba “sayısal çoğunluğu olmayan” bir partinin ülke sorunlarını, hele de kimsenin dinlenmediği bir ortamda nasıl çözeceğini, “açılım” ve “Anayasa değişikliği” deneyimlerinin de ışığında millete açıklarlar mı? Açıklayamazlarsa saçma sapan açıklamalardan vazgeçeceklerini açıklasınlar da millet rahat etsin!

Fenerbahçe ve Beşiktaş da protestoda!

Dün sporseverler toplu olarak Taksim’den Galata’ya yürüyerek Galatasaraylılara “stat açılışındaki protesto nedeniyle” yapılan baskı ve hakaretleri protesto ettiler.

Bu tepkiye Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarları da destek vermiş. “FenerbahCHE.biz” isimli sosyal paylaşım sitesinde yapılan açıklamada “Türkiye’de protesto kavramının iktidar eliyle ‘hak’ olmaktan çıkarılıp ‘yasa dışı eylem’ haline getirildiği ve buna tepkisiz kalınamayacağı” vurgulanmış.

Bu giderek yayılan, artan tepkiler aslında hiçbir hükümetin ‘özgürlüğe alışmış’ bir toplumda üniversiteden sporseverlere kadar her kesime ve her eleştiriye, protestoya yaptığı, yapacağı baskılara susulmayacağını gösteriyor. Bu yanılgıya düşülmemesi gerektiğini..

Şimdi Galatasaray’da başlayan öfkenin diğer takımları da etkilediği bu kadar net görülürken Adnan Polat’ın veya Emniyet ’in “ıslıkçıları tek tek tespit edip yakalatma” gayreti neye yarar? Binlerce kişiye hangi cezayı verecekler ki bütün maçlarda benzer protestolar yayılmasın?

Diyelim ki hiçbirini maçlara almadılar, aldıklarının aynı protestoyu yapmayacağını veya protestoların stat dışında sürmeyeceğini kim garanti edebilir?

Burada da ‘demokrasiyi tümüyle kaldırmak’tan başka bir çözüm yoktur. Zira sadece demokrasinin adı duruyor olsa da “özgürlüğüne karışılan kalabalıkların” buna vereceği tepkiyi hiç kimse önleyemez. Polis şiddeti bile!

Böyle olacağı ilk günden belliydi ama görmek istemeyen göz görmüyor maalesef.

Hizbullah lideri ve Davutoğlu!

Cuma günü Ahmet Hakan köşesine “Hizbullah lideri, Katar Dışişleri Bakanı ve bizim Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun bulunduğu” bir fotoğraf koymuş ve bir soru sormuştu; “Madem ki Türkiye’nin dış politikada müthiş bir oyun kurucu rolü aldığı söyleniyor, Hizbullah lideri neden Türkiye gibi etkili bir ülkenin dışişleri bakanını değil de Katarlı Bakanı muhatap almış gibi görünüyor, Nasrallah neden onu yanına almış, onunla konuşuyor da Davutoğlu danışmanın karşısında oturuyor?”

Aynı gün bir ziyarette tesadüfen Siyaset Bilimci Prof. Dr. Hasan Köni’yi görünce cevabını merak ettiğim bu soruyu ona sordum, şöyle cevapladı; “Türkiye İran’a karşı ‘Füze Kalkanı’nı Türkiye’ye yerleştirdi. Wikileaks’te hükümetin ‘Biz İran’a karşı Sünni dengesi oluşturuyoruz” dediği yayınlandı. Bu durumda, kendisi de Şii olan Hizbullah liderinin Türkiye’ye güvenmesi beklenebilir mi?

Bunları yapanların gidip Şii sorununu çözmeye çalışması olabilecek şey değildir”.

Wikileaks ve Füze Kalkanı bizde umursanmadı, iç politika ve yolsuzluklar konusunda ABD büyükelçilerinin yazdıkları kapatılıverdi ama dış politikada etkilerinin kalıcı olduğunu gösteren iyi bir örnektir bu!

DİĞER YENİ YAZILAR