Ben de umutla bekleyenlerdenim aslında, bu kez gerçekten değişebileceklerini umarak heyecanlı bir beklenti içine girdim.
Yüzde 46.5’luk bir büyük kesim AKP iktidarının uygulamalarından, gidişinden, Türkiye’ye vereceği yönden memnunsa ve güveniyorsa bu kesime medyanın, iş dünyasının, entelektüellerin bir büyük çoğunluğu da dahilse artık geçen dönemdeki “siyasi İslâm”cı, “laiklik tanımından veya Atatürk’ten rahatsızlık duyduğunu anlatan” çıkışlarını yapmayacağı beklenebilir diye umuyorum.
Zira Cumhuriyet kurumlarını ve her ne kadar seçim sonrası iyice küçümseme havasında iseler de yine bir büyük kesimi tedirginliğe, korkuya sevk eden eylemler bunlar ve benzerleriydi. Seçimle birlikte hafızamızı da geride bırakmamız gerekmiyorsa böyleydi.
Artık bu büyük çaplı güven gösterisinden sonra da AKP’nin herhalde Türkiye’yi yeniden bir demokrasi tehlikesine çekecek uygulamalardan, söylemlerden kaçınması, birleştirici, uzlaşmacı, Başbakan’ın söylediği gibi “kendisine oy vermeyenlerin mesajını da alan” bir tutum içine girmesi gerekir.
Siyasete dışardan müdahalelere, demokrasiye inanan herkes karşı çıkar, aklı başında hiç kimse hele de bunca deneyimden ve acıdan sonra bunu onaylayamaz, destekleyemez. Ama buna ve seçim başarısına güvenerek daha önce verilmiş işaretleri, uyarıları görmezden gelmek ve aynı inatla “Anayasa’nın değişmez hükmü” denilen ilkelerin, unsurların üzerine gitmek son derece yanlış olur.
Tabii bu konuda ben de dahil birçok kimse “Vay efendim ne demek, seçilmişlerle atanmışlar... Üstelik ortada AB ve ABD’nin desteği de var. Halkın iradesi de var” tepkisini anında verebiliriz.
Ama neyi değiştirir bu? Yine böyle bir gerilime yol açacak adımlar atılırsa, istediğimiz kadar “artık o dönemler geçti” diyelim, o noktada kim kimi dinler?
AKP’ye katılan “sol” isimlerden Prof. Zafer Üskül daha seçimin üstünden bir hafta geçmeden yeni Anayasa için önerilerde bulundu.
ATATÜRK’Ü DE SİLELİM Mİ?
Anayasa’da ve milletvekili yemininde geçen “Atatürk milliyetçiliği, Atatürk ilke ve inkılapları”nın çıkarılması, Anayasa’nın renksiz ve tüm ideolojilere eşit mesafede olması gerektiğini söyledi. İyi ama bunlar bir ideoloji değil ki, bunlar Türkiye’yi insan üstü bir güç ve inançla yoktan var eden bir önderin, dünyanın da (kendi vatandaşlarından çok) hayranlık duyduğu bir liderin kendi kurduğu Cumhuriyet’e koyduğu “birleştirici” tanımlar... Prensipler... Yaptığı çağdaş reformlar...
Atatürk milliyetçiliği dediğiniz şey ırk ayırımı yapmadan tüm ülke vatandaşlarına aynı hakkı tanıyan bütünleştirici bir kavram.
Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu “Bu Üskül’ün şahsi düşüncesi, böyle bir çalışmamız yok” demiş ve umarız öyledir ama AKP’nin bu “tepkilere göre, bir adım ileri, bir adım geri” siyaseti daha önce maalesef görüldü. Onun için de ummak yeterli olmayabilir.
Prof. Üskül “Yeminde de var” diyor. Yemini değiştireceklerse orada “vatanın bölünmez bütünlüğü” de var. Leyla Zana ve diğer bazıları da bundan rahatsız oluyor. Acaba başlamışken..?
Zafer Üskül’ün daha henüz Anayasa değişikliği gündeme gelmeden yaptığı bu “öncü operasyon” şimdiden kendi partisini de zora sokacak bir sıkıntıya sebep oldu. Ama dış basının, son olarak The Economist’in baş yazısının yaptığı kışkırtmalarda Türkiye’yi daha da ciddi bir siyasi krize itme çabası görülüyor.
Onlar laikliğin ve hatta artık Atatürk’ün unutulması gerektiğini pompalıyorlar.
AKP’nin ve muhalefetin çok dikkatli olması gereken bir dönemdeyiz!
Dakika bir, gol bir!
Haberin Devamı

