Demokrasi deyince, şeffaflık, dürüstlük deyince ortaya atılan demokrat meslektaşlarımız yeni Anayasa taslağının bir sır gibi saklanması konusunda neden bu kadar sessizler acaba?
Belli gazetelerin belli yazarları dışında neden kimsenin eli bu konuya değmiyor?
Değinenlerin bazıları ise bölük pörçük, kırık kırpık basına sızdırılan taslak parçalarının eskisinden pek de farklı olmadığını iddia ediyorlar.
Oysa o bölümleri de dikkatle okuduğunuzda “daha sonra çıkarılacak yasalarla ters düşmemesi” için bazı boşlukların bırakıldığını görmek mümkün... Tanımları evirip çevirerek, kelime oyunları yaparak gelecekte kendi iradelerine karşı bir durumun ortaya çıkmaması için gereken önlemler alınıyor gibi...
En azından toplumda böyle bir algılama yaratıldı. İstediği her yasayı hiçbir engelle, hiçbir denetimle karşılaşmadan tek başına çıkaracak şekilde tüm gücü eline geçirmiş bir iktidarın ülkenin bugününü ve geleceğini şekillendirecek Anayasa konusundaki bu gizliliği giderek daha büyük bir endişe, bir tedirginlik yaratıyor.
AKP Anayasa’yı kendi seçtiği bir grup bilim adamına hazırlatıyor. Bunların arasına Anayasa’yla veya tümden hukukla hiçbir ilgisi olmayan bazı isimlerin de zaman zaman katıldığı basında yer aldı.
İstanbul Üniversitesi bir duyuru metni yayınlayarak hazırlanan taslakta “Cumhuriyet kazanımlarından ödün verilmemesine”, laikliğe, hukuk devletine dikkat çekmiş. Bugüne kadar hazırlanan Anayasa metinlerine büyük katkı sağladıklarını oysa bu kez kendilerinden hiçbir görüş istenmediğini belirterek “Bizi yapılan çalışmalarla ilgili aydınlatsınlar” demiş.
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Yalçındağ’ın uyarısı da şeffaflık konusundaydı. O da “toplumun bütün katmanlarında Anayasa metninin yeterince tartışılmasını, alternatiflerin ve uzlaşma formüllerinin ortaya çıkması için gerekli zamanın tanınmasını” vurguluyordu.
Anayasa hukukçuları da şeffaflığın ve tartışma süresinin önemini dile getiriyorlar.
O zaman neden hâlâ bu “sır” havası sürdürülüyor ve ne zamana kadar sürdürülecek?
Anayasa’nın bir “emrivaki”ye, “oldu bitti”ye getirilmeyeceğini, buna susulmayacağını düşünüyorlardır umarız.
Cumhurbaşkanı oruç tutmuyor mu?
Abdullah Gül Siirt’te Ramazan’ın ilk günü yaptığı konuşma sırasında önündeki su bardağını kaptığı gibi sonuna kadar içti.
Ve hemen anında TV’lerde ve internette sanki kıyamet koptu; “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kazayla nasıl su içti” haberleri birbirini kovaladı.
Geçen Ramazan’da Cumhurbaşkanı Sezer’in konuşma yaparken önünde su bardağı olmadığını gören bir köşe yazarı beraber katıldığımız 32. Gün’de “Oysa biz onun oruç tutmadığını biliyoruz” dediğinde nereden bildiğini, nasıl bu kadar emin konuşabildiğini sormuştum.
Bunu söylemek ne kadar anlamsızsa, Gül’ün kazayla içtiğini söylemek veya bunu büyük bir mesele haline getirmek de o kadar anlamsız bence...
Bir kere oruç da diğer ibadetler gibi Allah’la kul arasında bir konudur. İkincisi belki o gün seferî olduğu, çok dolaşacağı, çok konuşacağı ve yorulacağı için Cumhurbaşkanı oruç tutmamıştır, belki kaza orucu tutacaktır.
Veya rahatsızdır, ilaç alması gerekmektedir.
Bu aşırı ilgi ve haberlerin bile nasıl bir baskı oluşturduğunu fark ediyormuyuz bilmem!

