Emine Erdoğan'ın Cumartesi akşamı Esma Sultan Yalısı'nda "Medeniyetler ittifakında Kadın Kongresi" nedeniyle verdiği davete bizler çağrılmadık. Ne organizasyondan, ne de çağrılmayışımızdan haberim vardı, bunları Pazar sabahı konuştuğum bir kadın meslektaşımdan öğrendim.
O kadar çok davet yapılıyor ki, aslına bakarsanız günlük programlarım çok yoğun olduğu için çoğuna katılamıyorum. Akşamlarımı biraz dinlenmeye, okumaya, izlemeye veya arkadaşlarıma, aileme ayırmayı tercih ediyorum. Yani konu gitmek gitmemek değil.
Konu uluslararası bir kadın kongresinin davetine kadın yazarların, hele de "kadın hakları ve sorunları" konusunda yılların deneyimine, birikimine sahip yazarların çağrılmaması.
Bunun nedenini tahmin etmek güç değil elbette ama eğer ülke sorunlannın çözümü iyi niyetle isteniyorsa kişisel rahatsızlıkların, duyguların yabancı konukların karşısına deneyimli, konuya hakim isimlerin çıkarılmasını engellemesine izin verilebilir mi?
Davet Emine Hanım'ın evinde verdiği bir çay partisi, kadınlar günü olmadığına göre, davet edilecekler onun kişisel tercihi isimler olabilir mi?
Özel alan meselesi
Ülke Türkiye ise olabiliyor... Kadın konusuna girmişken Başbakan'ın bu konudaki iki açıklamasına değinmeden geçemeyeceğim:
Erdoğan "Meclis'e çok daha fazla kadının girmesi gerektiğini" söylemiş ve bu dönemde giremeyişlerinin nedenini de "seçimlerin, partisinin kuruluş aşamasına denk gelmesi" olarak göstermiş. Argo dille cevap verirsek "yemezler" demek gerekiyor. Partinin kuruluş aşamasında gereğinden fazla erkek vekil tek tek düşünülürken kadınların düşünülmesi çok mu zor geldi acaba?
Hükümet'e "Kadından Sorumlu Bakan" dışında kadın bakanın girmesi çok mu zordu?
"Medeniyetler İttifakında Kadın" kongresinde de Başbakan "Kadını özel alana hapseden, kamu alanından dışlayan baskıcı ve tutucu anlayışlar medeni olamaz" derken aslında yine laikliği eleştiriyor, kamusal alanda türban iznini kastediyor, birkaç gün önce karma namaz konusunda Cüneyt Zapsu'ya destek verirken söylediği "Laik bir düzende siyasetçiden dinle ilgili konuşma istenmez" tarzı sözleriyle çelişiyordu.
"Kadını özel alana hapseden" konusuna gelince... Kadının okumasını ve çalışmasını çok isteyen (!) AKP ve Başbakan Meclis'teki AKP milletvekilleri ve kendilerinin eşlerinden kaçının çalışmakta olduğunu, "eş ve anne" kimliği dışında kimlik sahibi eş sayısını da bir açıklasalar iyi olur diye düşünüyorum.
Belki yanılıyoruz ama bildiğimize göre bu rakam da Meclis'teki kadın milletvekili oranına benzer (belki daha az) bir durumda olmalı. Bakan Nimet Çubukçu kısa süre önce ders kitaplarında kadının tek görevini "ev kadını" olarak gösteren ifadelerin ayıklanmasını istedi. AKP'li siyasetçilerin eşleri aynı ifadeyi doğruluyor, bunu ne yapacak?
Konuşmalar kulağa hoş geliyor ama düşünmeden dinlerseniz... O da herkes için aynı ölçüde kolay değil.
"Bacımız, kardeşimiz"
Bir de Müftü var; kadınlara "camide yer olmadığı" gerekçesiyle sokakta namaz kıldırılması konusunda Diyanet İşleri Başkanı tarafından uyarılan ve özür dilemesi istenen Altındağ Müftüsü "Onlar bizim bacımız kardeşimiz. Hanım kardeşlerimizden özür diliyoruz" demiş. Bacılarına "yer ihsan ediyorlar" anlaşılan... Kimse kimsenin bacısı, hanım kardeşi filân değil, gerekenin yapılmasının nedeni de bu olamaz.
Eşit haklara sahip vatandaşlara eşit uygulama yapılmalıdır, olay budur.
Biri de çıkıp doğru bir lâf etse kurban keseceğim yahu, yetti artık!
Daha fazla kadın vekil!
Emine Erdoğan'ın Cumartesi akşamı Esma Sultan Yalısı'nda "Medeniyetler ittifakında Kadın Kongresi" nedeniyle verdiği davete bizler çağrılmadık. Ne organizasyondan, ne de çağrılmayışımızdan haberim vardı, bunları Pazar sabahı konuştuğum bir kadın meslektaşımdan öğrendim.
Haberin Devamı

