“Cumhuriyet resepsiyonu”nda türban... CHP’nin sorunu mu?

Haberin Devamı

Acaba biz de artık “Cumhuriyet” kelimesini ağzımıza almadan “resepsiyon meselesi” demek zorunda mıyız, yoksa o günler biraz daha sonra mı gelecek bilmiyorum ama Cumhuriyet’in “gidiş yoluna sokulduğu” artık gelişmelerden izlenebiliyor. Her neyse, benim değinmek istediğim konu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhuriyet resepsiyonu ile ilgili yaşadığı sorun. Bu yıl Cumhurbaşkanı Gül “eşli olarak” ve tek resepsiyon yapacağını açıkladıktan sonra hemen ‘Cumhuriyet değerlerini koruma sorumluluğu altında olan’ CHP’nin bu resepsiyona katılıp katılmayacağı tartışılmaya başlandı, partinin Grup Başkanvekili Muharrem İnce “katılmayacaklarını” söylerken Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu “Daha zaman var, belli değil” dedi, kısacası nurtopu gibi yeni polemiklerimiz ortaya çıktı. Malum onlarsız yaşayamayız, işimiz ortalığı karmakarışık edecek yeni tartışmalar yaratmak ve bunların yardımıyla istenen adımların atılmasına halkı alıştırmak. Bu arada tabii, siyasetçiler arasında en aklı başında görünen, güzel konuşmalarıyla sivrilen Muharrem İnce gibi bir isim de yıpratılırsa, istifaya filan zorlanırsa ne ala...

Çankaya’da resepsiyonların “eşsiz yapılıyor olması” yıllardır tartışma konusudur, haklı bir tartışma gibi görünmektedir çünkü cumhurbaşkanlığı konumuna çıkmış bir siyasetçinin eşinin ‘türban nedeniyle’ resepsiyonlarda onun yanında olamaması üzücü bir durumdur. Ama yine popülizmden ve siyasi taraf olmaktan uzaklaşıp olaya bilimsel şekilde baktığınızda (ben bilimci olarak eğitim gördüm, böyle bakarım, doğrusu da budur, bilimci olmaya bile gerek yok) Çankaya resepsiyonu meselesi “AKP şunu dedi, CHP bunu dedi, bakalım ne yapacaklar” meselesi değildir. Sonuçta popülist söylemler siyasette ve TV’lerde tekrarlana tekrarlana sadece Türkiye’ye özgü çözümler “anlık olarak ve sonuçları düşünülmeden” bulunmaktadır (son anayasa değişikliği de aynı yöntemin eseri, keyfi, demokratik kurallara temelde aykırı şekilde yapılmıştır) ama doğru yöntemin bu olduğunu gerçeklere saygılı hiç kimse söyleyemez.

‘BEN YAPTIM OLDU’ YÖNTEMİ

Evet, Bayan Gül’ün eşiyle birlikte resepsiyonlara katılmasını hemen herkes arzu eder, bununla birlikte; Gül bu göreve talip olduğunda “laik devlet özelliğini, devlet alanlarında özellikle de ‘devleti temsil eden’ konumda hangi şartların geçerli olduğunu” biliyordu. Şimdi aynen YÖK Başkanı’nın Meclis’te tartışılmadan, kesin bir karar, uzlaşma ortaya çıkmadan öne atılıp “bakın ben çözdüm bile” emrivakisi yapması gibi, bir emrivaki ile bu kararı vermesi tartışma götürmez de, sadece Muharrem İnce’nin tepkileri mi götürür diyeceğiz?.. Bu yanlıştır ve haksızlıktır. İnce “Bu yapılan, ilköğretimde ve kamuda da türban taktırmanın Çankaya’dan başlangıcı mı acaba” diye soruyor. Son günlerde yine üniversitede türban tartışmasının “ilk ve orta öğretimde, kamu dairelerinde türban”la birlikte yürütülüyor olması, TV’lerde, gazetelerde bazı yazar ve akademisyenlerin “buralarda da türban kaçınılmazdır, türbanlı hakim, öğretmen olsa ne olur” gibi kalıpları tekrarlayıp durması bu endişeyi gayet haklı kılmaktadır. Kimse “ben özgürlükçüyüm, onlar değil” kolaycılığının arkasına saklanmasın, türbanlı öğrencilere “çok daha rahat şartlarda yurtların sağlandığını, türbansız olanlardan bu imkanların esirgendiğini, seçim öncesi dağıtılan oy karşılığı hediyeler (!) gibi ‘türban takma karşılığı’ sağlanan çıkarları” öğrenciler yıllardır anlatıyor. Yani konu sadece “inancı için örtünenler” değil, bu da ilköğretim, orta öğretim ve kamu dairelerine türbanın tümüyle hakim kılınması için yapılacak özel çalışmalar sonunda gelinecek noktanın, tüm olasılıkların önceden düşünülmesi gerektiğini gösterir ki bu adımlar ilk kez Türkiye’de atılıyor değildir. Son olarak Gazze’lilerin Hamas için söylediği “önce bunun özgürlük hareketi olduğuna inandık, şimdi baskılardan başımızı kaldıramıyoruz, keşke onlara oy vermeseydik” sözleri bir süre önce TV’de gösterilmişti.

MALEZYA’YI TÜMÜYLE UNUTAMAYIZ

Kısacası bir kez başlatıldı mı, ülke “laik devlet” ilkesinden uzaklaştı mı arkası çok hızlı geliyor ve sonradan pişmanlıkları da kimse dinlemiyor (AİHM’nin Türkiye için verdiği kararlar da aynı noktaya işaret eder). Bu nedenle, olayı “ayırımcılık yapılıyor” benzeri kaçışlarla basite indirgemeden ve son gelişmelerle artan hassasiyetleri de dikkate alarak Cumhurbaşkanı Gül’ün de, Başbakan Erdoğan’ın da “Türkiye’ye yeni bir laiklik tanımı gerekli” çıkışının ve aynı sıralarda “tek Cumhuriyet resepsiyonu yapılması” kararının arkasında “ilköğretimden başlayarak tüm devlet alanlarında türbanın serbest bırakılacağının olmadığını” net şekilde ve en kısa zamanda açıklamaları gerekir. Bu endişe sadece Muharrem İnce’de değil, toplumun büyük kesimlerinde mevcuttur. Yapılan bilimsel araştırmalar Anadolu’da (her ne kadar birileri bu örneklere gıcık olsa da) Malezya’dakinden farksız ‘radikal dinci ve mezhepçi’ baskıların çoktan yerleştiğini göstermektedir, ayrıca bu baskılar dışında; eleştirel görüş bildiren (ki her dönemde gazetecinin görevidir) köşe yazarlarına, TV programlarına, STK’lara, Cumhuriyetçi olarak tanınan kişi ve kurumlara yapılan baskıları, haksızlıkları önleyecek hiçbir “sistem garantisi” kalmadığı ortadadır ve tüm bu nedenlerle popülist yaklaşımlardan uzak ciddi açıklamalar topluma karşı bir borçtur.

Sonuç olarak, Kemal Kılıçdaroğlu dahil herkesin bu yaklaşımlara aldanmadan karar vermesi ve gerçekçi, dikkatli açıklamalar yapması gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR