Cumhuriyet aşıkları yoldaydı!

“Millet”i nasıl tarif ediyorlar bilmem ama benim gördüğüm “millet” oradaydı

Haberin Devamı

“Millet”i nasıl tarif ediyorlar bilmem ama benim gördüğüm “millet” oradaydı. Binlerle, on binlerle ölçülemeyecek bir kalabalık seller sular gibi akıyordu Tandoğan Meydanı’na... Kundaktaki bebeğiyle, elindeki, omzundaki çocuğuyla, yaşlısı genciyle akın akın...

Daha önce böyle bir manzarayı hayatımda hiç görmemiştim, onun için de bir yandan yürüyor, bir yandan da hayretler içinde insanların büyülenmiş gibi Ata’larını anarak onunla ilgili şarkılar, marşlar, sloganlar söyleyerek büyük bir aşkla Anıtkabir’e doğru ilerleyişini seyrediyordum.

10. Yıl Marşı’ndan, Dumlupınar’a, oradan Dağ başını Duman Almış’a atlıyor, biter bitmez Kiziroğlu Mustafa Bey’e geçiyorlardı.

“Genciz, güçlüyüz Atatürkçüyüz”, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”, “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Ne mutlu Türküm diyene” diye inletiyordu Ankara’yı on binlerce ses aynı anda...

Görünen tüm binaların pencerelerine bayraklar asılmıştı, bu da yetmemiş aynı pencerelerden uzanan yüzlerce el küçük Türk bayrakları sallıyordu.

Tekerlekli sandalyede gelenler, karnı burnunda hamile kadınlar, zorlukla yürüyen yaşlı gaziler, Mersin’den İzmir’den, Gaziantep’ten Edirne’den geldiğini söyleyen aileler vardı.

Yanında kol değnekleriyle bir duvarın üstünde oturan yaşlıca hanım “iki bacağında da platin olduğunu ama Cumhuriyet yürüyüşü için Yalova’dan geldiğini” söylerken gözleri bunu yapabilmiş olmanın mutluluğuyla parladı.

Saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan bu coşkulu insan seli arasında Anıtkabir’e yürüdük. “Neden buradasınız” diye mikrofon uzattığımız insanların hepsi aynı şeyi söylüyordu:

“Cumhuriyet’i, laik rejimi korumak için”...

“Bunu yapacağımızı, susuyorsak yapılanları kabul ediyor olmadığımızı göstermek için”...

“Evlatlarımıza bırakacağımız Türkiye’nin İran’a döndüğünü görmemek için”...

Sonra “Atatürk” diyorlar, “şehitlerimiz” diyorlar ve sözün bir yerinde gözyaşları yanaklarından süzülüveriyordu.

Önümde bir genç açlıktan ve yorgunluktan bayıldı. Biri hemen baklava uzattı ağzına. Gözlerini açar açmaz “kalkmak istiyorum, bırakın yürüyeceğim” diyerek doğruldu, tekrar sendeledi ve düştü.

Gördüklerimi, ne kadar etkilendiğimi kelimelerle ifade etmem çok zor.

Saat 14.00 sıralarında Anıtkabir’e vardığımızda arkamızda kilometrelerce uzanan insan seli akın akın gelmeye devam ediyordu. Bir yanda önce gidip dönmeye başlamış bir kalabalık, bir yanda gelenler. Ve yukarda, Ata’nın huzurunda merdivenlere dizilmiş, tüm alanı doldurmuş onbinlerce insan (bu arada bir görevli Anıtkabir’i doldurmak için en az yüzelli bin kişi gerektiğini söyledi...)

Ankara’daki tabloyu kim nasıl değerlendirecek bilmiyorum. Ama ben dün orada çok kararlı, ülkesine, rejimine sahip çıkan, güvenli bir ülkede yaşamak için gereken her şeyi yapacak Türk insanını gördüm.

Biraz da kendini yalnız hisseden meclisine de, medyasına da kırgın bir millet. Ne olursa olsun “14 Nisan 2007” mutlaka tarihe geçecektir. Atatürk Türkiye’sinin uyanışı ve tekrar dirilişi olarak!

Not: Sevgili okurlarım dün Ankara mitinginde gördüklerimi ve röportajları, Cumhuriyet Yürüyüşü’nün değerlendirilmesiyle birlikte bugün öğlen 11.50’de, Star TV’de Her Açıdan programında bulacaksınız.)

DİĞER YENİ YAZILAR