Dün Türkiye’de son bir yıl içinde artan çocuk tecavüzlerinden söz etmiş ve “erkeklerin iç yüzünü” genelleme yaparak anlatan bir erkek okurumuzun mektubunu vermiştim.
Son bir hafta içinde 7 ve 9 yaşındaki kız çocuklara toplu tecavüzleri duyduk yine... Annelerinin elinden tutmuş mahkemeye giden, giderken yüzünü utançla kapişonunun altına gizleyen tecavüze uğramış zavallı küçük çocukların fotoğraflarını gördük. “17 aylık bebek” vahşeti, çocuk yuvalarında çocuklara, yatılı okullarda “ağabeyleri” tarafından daha genç öğrencilere yapılan tecavüzler de çok taze haberler...
Bunun yanında kocaları tarafından canavarca dövülen veya tehdit edilen, kocaları sevgilileri tarafından öldürülen kadınlar, arka arkaya intihar eden gençler, ayyuka çıkmış gasp, kapkaç, hırsızlık olayları ve daha ne tür rezalet, felâket varsa hepsi bu ülkede mevcut.
Ve sonra bakıyorsunuz bu suçları işleyenler bin türlü indirimle kısa süre sonra salıverilmişler (indirimler arasında katil ve tecavüzcülere “iyi hal indirimi” gibi bir rezalet de var ki Avrupa ülkelerinde de var olduğunu ileri sürüyorlar. Oysa o ülkelerde bu tür ağır suçlarda asla kullanılmıyor).
İki gün önce belediyenin kepçe aracını kullanma hevesi sonucu bir işçinin ölümüne neden olan Konya Beyşehir’e bağlı Yeşildağ Belde Belediye Başkanı Yüksel Ergun’un tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını da okuduk.
Memlekette böylesi bir başıboşluk, had safhada bir can ve namus güvensizliği mevcutken ülkeyi yönetenler topluca neyle meşgul; cumhurbaşkanlığı seçimi ve türbanla.
Hiç ama hiç kimse de onlara “Yeter artık, susun ve toplumun haline bakın” demiyor. Sizi bilmem ama ben 21. yüzyılda bu saçmalığa vatandaş olarak daha fazla dayanamayacağımı hissediyorum. Bir Tayyip Erdoğan’ı dinliyoruz, bir Deniz Baykal’ı... Sorumsuzca kendi çıkarları için ağız kavgalarıyla ülkeye zaman kaybettiriyor, sorunlara acil çözüm arayacaklarına daha önceki dönemlerde de yaşadığımız, gördüğümüz günlük tartışmalarla dikkatleri başka yöne çekiyorlar.
Son olarak Meclis Başkanı Bülent Arınç konuşmuş ve sözüm ona “yaptığı cumhurbaşkanı tarifiyle kendini anlatmış”... Adaylığı konusunda “16 Nisan’ı bekleyin” dediği için şimdi tartışmaya o da katıldı.
BENCİL SİYASETÇİLER
Ne demiş efendim Arınç; “Cumhurbaşkanı geçmişte aktif siyaset içinde yıpranmamış biri olmalıdır” demiş. Peki kendisi hiç yıpranmamış bir isim mi oluyor? Turgut Özal ve gayet başarılı bir cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel daha önce uzun yıllar siyasetin içinde değiller miydi?
Eğer gerçekten samimi olsalar her şeyden önce “Türkiye’de huzuru sağlayacak, devletin zirvesine ciddi tartışmalar ve uyumsuzluğu taşımayacak, yaratacağı huzursuz ortamla ülkeyi krizlere sürüklemeyecek bir isim olmalı” derlerdi.
Eğer gerçekten samimi olsalar bu seçimi ülkeye zaman kaybettirmeden, kendileri düşünerek ve aralarında uzlaşma sağlayarak, toplumu yormadan, üzmeden, kutuplara ayırmadan yaparlardı.
Kendinden çok ülkesini seven ve düşünen böyle hareket eder. Düşünmeyen ve sevmeyen ise aylarca “367 olmalı mı, olmamalı mı”, “Türbanlı olur mu, olmaz mı”, “Ben mi, sen mi” tartışması yapar. Ama haklılar, devletin zirvesini ele geçirmek çok önemli!
Hesap da öyle uygun yapılıyor ki mesela Erdoğan cumhurbaşkanı olsa da, olmasa da kazanmış olacak sonunda...
Nasıl mı? Seçilmesi önlenirse “mağdur” durumunda kalacağı için bu kez genel seçimde AKP’nin oyları artacak. Bu kadar basit.
Tabii benzer hesaplar “en büyük alternatif parti”nin başkanı olarak Baykal için de geçerli...
Bu arada üzülen, sıkılan halk, yani bizler ne olacağız?
Her zamanki gibi... Satranç oyununun önemsiz piyonları maalesef!
Cumhurbaşkanlığı seçimi hepsini kurtarıyor!
Dün Türkiye’de son bir yıl içinde artan çocuk tecavüzlerinden söz etmiş ve “erkeklerin iç yüzünü” genelleme yaparak anlatan bir erkek okurumuzun mektubunu vermiştim
Haberin Devamı

