Cumhurbaşkanı özür dilerse...

Haberin Devamı

Efendim, Perşembe akşamı Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programında Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi Hayrünnisa Hanım’ın Christian Louboutin ayakkabılarından söz ettim.
Dinimizin israftan kaçınmayı ve paylaşmayı önerdiğini, bu kadar aç insanın yaşadığı bir ülkede “dindar bir cumhurbaşkanı eşi”nin de Christian Louboutin ayakkabı yerine daha ucuz olan yerli markaları tercih edebileceğini söyledim.
Haber bütün gazetelerde çıkmış, ayakkabı evire çevire gösterilmiş (bu kırmızı tabanlı ayakkabıların Louboutin olduğu biliniyor, kopyasından kimsenin haberi yok), bu durumda herkes kamuya malolmuş bir kişiyle ilgili haberi gündeme getirebilir.
Ertesi gün ayakkabıların 450 Euro’luk Fransız ayakkabı değil, 270 YTL’lik yerli ayakkabı olduğu ve alındığı marka vs. açıklandı.
İyi, güzel, biz de mutlu olduk. Elbette konumu dolayısıyla Hayrünnisa Gül’ün veya aynı yerde bulunan bir başka ismin (ki önceki cumhurbaşkanı ve başbakan eşlerinin de kuaföründen takı alışverişlerine, çantasından fularına kadar her yaptığı, giydiği, taktığı yakından incelenmiştir, Emine Erdoğan’a hediye edilen takı da tartışılmıştır) giyimi, kuşamı, harcamaları konuşulacaktır. Bunlar arasında sorumlu, dikkatli olanlar takdir edilecek, diğerleri eleştirilecektir.
Burada da en pahalı ayakkabı yerine daha uygun fiyata bir yerli ayakkabının tercih edilmesi olumludur. İnşallah Köşk’e yapılacak masraflarda da aynı özen gösterilir.
Ama... Programı izleyenler arasından birkaç kişi (dün en az 50 mektup+mail geldi, birkaç tanesi) ayakkabıların fiyatını ve yerli olduğunu bildiren haberi bana postalamış, özür dilememi istiyorlar.
Ben haberleri yorumlarım, haberin yanlış olduğu bildirilirse onu da yazarım. Özür dileyecek olan haberi yapanlardır.
Eğer mutlaka dilememde ısrar ederlerse şöyle diyeceğim; bu iktidar döneminde ülke yönetenlerin bir gün söylediğini ertesi gün kendisinin yalanladığını çok duyduk ama hiç özür duymadık.
Örneğin; Cumhurbaşkanı Gül’ün YÖK’ü suçladığı konuşması... Yanındaki bütün gazeteciler duydu, bütün gazeteler yazdı, o ise sadece “Ben YÖK demedim” cevabıyla yetindi.
Kendi sözünü yalanlayanların hepsi özür dilerse benden de söz; haberi yapanlar yerine özür dileyeceğim.

*****


Abdüllatif Şener Her Açıdan’da!

Bu Pazar siyasetteki son durumu, ülke sorunlarını Başbakan Erdoğan’la uzun yıllar “en yakınındaki kişi” olarak birlikte siyaset yapmış, geçen 4,5 yıllık iktidar döneminin en önemli isimlerinden biriyle konuşacağız.
Eski Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener gündemin merak edilen konularıyla ilgili görüşlerini açıklarken Ankara Üniversitesi SBF öğretim görevlisi Prof. Alpaslan Işıklı da “Türkiye’de nasıl bir değişim yaşanmakta” olduğunu anlatacak.
Her Açıdan’ın ikinci bölümünde ise PKK’yla mücadelede çok önemli görevler üstlenmiş, başarılar kazanmış bir komutan var. Tamburalı tüfeği nedeniyle “Tamburalı Hasan Paşa” olarak tanınan Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı “Güneydoğu’da neler oluyor, ABD kendi projesini geliştirmek için Türkiye’yi oyalıyor mu, Türkiye’nin Kuzey Irak politikasında bir değişiklik mi var” gibi soruları cevaplayacak ve Fikret Bila’nın “Komutanlar Cephesi” kitabında da yer alan PKK liderlerinin akıl almaz açıklamalarından söz edecek.
Ben olsam kaçırmazdım, sizi de bekliyorum. Her Açıdan Pazar günü STAR’da öğlen 12.15’de!

*****


Bir küçük karışıklık!

CHP genel başkanlığına aday olan velakin diğer muhaliflerle birlikte Deniz Baykal’ın önüne çektiği setler nedeniyle geçit bulması zor görünen Haluk Koç’la tanıştım.
Ciddi, saygılı, birikimli, donanımlı bir siyasetçi. Tıp doktoru olduğunu da biliyorum ama (sanırım kafamda CHP Konya Milletvekili Atilla Kart’la karışmış olacak) dün Deniz Baykal ve CHP ile ilgili yazımda ondan ‘iyi bir hukukçu aday’ şeklinde söz etmiştim.
‘İyi bir tıp doktoru aday’ olmalıydı, düzeltiyorum.
Bu arada Haluk Koç’u destekleyen muhaliflerin CHP Parti Meclisi’nde “Mahkemelerin verdiği iade kararlarının hemen uygulanması” yönündeki önergesi, PM’nin olağanüstü toplanması, boş MYK üyeliklerine seçim yapılması gibi istekleri de yine Deniz Baykal ve taraftarlarının çabalarıyla önlenmiş.
Doğrusu demokrasiye ne kadar önem verdiklerini, ne kadar demokrat olduklarını bundan daha iyi gösteremezlerdi.
Ama nereye kadar? “Uzatmalar”ı nereye kadar oynayacak, nereye kadar bin türlü oyunla koltuğu elde tutacaklar?
Zorla güzellik olmayacağını anlamaları gerekiyor artık. Giderek daha itici görünmeye başladı tablo!

DİĞER YENİ YAZILAR