Eşinin İngiltere’de Türk öğrencilerin sorduğu “ilkokulda türban konusunda ne düşünüyorsunuz” sorusuna “olamaz” cevabı vermesi, kendisinin de eşiyle aynı görüşte olduğunu açıklamasından sonra Başbakan Erdoğan’la ortaya çıkan ters durumdan canının sıkıldığı anlaşılan Cumhurbaşkanı Gül açıklamalarına devam ediyor. “Türban konusundan bıktığını” söylüyor, “nedir bu konuş, konuş, herkesi serbest bırakın isteyen istediğini giysin. Zaten bu konu üniversitelerle ilgili, onun dışında bir tartışma yok” diyor, “Türkiye hak ve özgürlüklerde AB gibi bir ülke olacaktır” diyor. Hepsi de önemli cümleler, öyle “dinle, geç” sözler değil ama iyice irdeleyerek dinler veya okursanız. Ki öyle yapmak zorundayız çünkü çok basitmiş gibi gösterilen konuların derinliğinde binbir sonuç, binbir anlam var.
Bir kere hep tekrarladığım gibi “türbana özgürlük” olarak başlatılarak bugüne getirilen konuyu “bırakın herkes istediğini giysin” diye açıklamak yanlıştır, bu yanlış siyasetçi tarafından yapılınca halk da yapıyor ve ortaya “birileri çok özgürlükçü de, başkaları onlar gibi değil” şeklinde yanlış bir değerlendirme çıkıyor ki 2011 seçiminin ana malzemesidir. Oysa şu anda Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan dahil birçok siyasetçi, yazar, akademisyen yaptıkları açıklamalarla “özgürlükçü” bir görünüm sergiliyor değiller. Bir yanda sanki parçası olmaya çalıştığımız Batı’daki diğer laik devletlerde “dinlere eşit mesafede durma ve devletin tek bir dine ayrıcalık tanıyor görünmemesi, her inançtaki vatandaşa eşit hak ve özgürlük tanınması” için kurallar yokmuş, bunlar Batı’da yıllar önce düşünülüp “insan hakları” sözleşmelerine konmamış, Türkiye bunları yine yıllar önce imzalamamış da “sadece türbana birileri yasak koymuş” aldatmacası topluma senelerdir enjekte edildi.
Türkiye gibi “çoğunluğu Müslüman” olan ülkelerde demokratik rejimlerin İslam diktatörlüğüne geçişinin hep önce kadınların tesettüre sokulmasıyla başlatılıp yayıldığı, bunun sonucunda Türkiye’nin yeryüzünde “demokratik rejim”e sahip tek ülke olarak kaldığı, o nedenle laik devlet kurallarını “aynı şartlarda olmayan” Batı ülkelerinden de daha sıkı uygulamak zorunda olduğu anlatılmadı. Çünkü din konusu oy almak için en kolay konuydu ve halka “devlet alanlarında dini kıyafet yasağı”nın bilimsel açıklamasını yapmak yerine, bunu yapmaya çalışanlar için “Bakın diğer partiler sizin türbanınızı yasaklıyor” demek müthiş kazançlıydı. Yıllardır yapılan budur ve hala sürüyor. Mesele “türban yasaklaması” değil, mesele “dini kıyafetlerin eğitim kurumları ile devlet dairelerinde giyilip giyilmemesi”...
SEÇİM MALZEMESİ YAPMAYIN
Yani sizin söyleyip durduğunuz gibi “herkes istediğini giysin”in gerçekteki açılımı “her din ve inanıştan olanlara, aynı dinde de türban ve çarşaf gibi- farklı kıyafetleri giymek isteyenlere” serbestlik tanınması... Bunu açıkça söyleyebiliyor musunuz, hayır... Çarşafı ağzınıza alıyor musunuz, hayır... “Sadece türban için özgürlük” nasıl açıklanıyor o zaman? Daha doğrusu neden açıklanmıyor, devamlı sorduğumuz halde anlatılmıyor? (12 Eylül darbecileri ile 27 Nisan muhtıracısının hiç ağza alınmadığı gibi...)
Cumhurbaşkanı Gül istediği kadar “söz konusu yalnızca üniversitelerdir” desin, yeni anayasada böyle olmayacağını o da biliyor. Ama madem ki sıkılmaktadır ve “başka önemli konular var” demektedir o zaman şimdiden partilere “2011 seçiminde türbanı propaganda malzemesi yapmamaları, din konusunu siyaseten istismar etmemeleri” için bir çağrıda bulunsun. “Konunun sadece üniversitelerle ilgili olduğunu onların da açıklamasını” AKP hükümetinden istesin, zaten bunu yaptıkları anda CHP ile anlaşarak çözmeleri mümkün olur.
Ama dinin siyaseten istismarı böylece biter mi, tabii ki hayır. O zaman da “laikliğin anlamını millete dinsizlik olarak anlatmaktan başlayıp farklı mezheplere uzanan” başka istismar malzemeleri çıkarılır, işte laiklik de tam bunun için gereklidir zira din bir kez siyasete, devlete karıştı mı işte böyle sonu gelmiyor... Cumhurbaşkanı toplum yararına bu çağrıları yapmalıdır, en azından kimlerin uymadığı anlaşılır!
Cumhurbaşkanı’nın türban sıkıntısı!
Haberin Devamı

