Cumhurbaşkanı “kindar”mış, ya diğerleri?

Haberin Devamı

Bir ülkenin parlamentosunun saygınlığı önce kendi vatandaşlarına güven verir, emin ellerde olduğunu hissettirir. Sonra da her ülkenin ve elbette Türkiye gibi Batı medeniyetleri arasına girme yolunda olan bir ülkenin dünya gözündeki imajı vardır ve bu imaj çok önemlidir; her olayda, her kararda karşısına dikilir.

Gelin görün ki zaten son haftalarda ayyuka çıkmış, dünya medyasında da yerini almış “devlet zirvesinde kavgalarla” imaj kaybı yaşayan Türkiye hâlâ dibe vurma (ve hatta dibi delerek magma tabakasına varma) yolundan dönmeye niyetli değil.

Dün yine Meclis Genel Kurulu’nda yumruklar, tekmeler, küfürler Sulukule kavgalarını aratmayacak şekilde birbirine karıştı... Öyle karıştı ki Meclis TV yayınını kesmek zorunda kaldı.

Kavga DP’den çıkarıldığı için şu anda Bağımsız Denizli Milletvekili olan Ümmet Kandoğan’ın Cumhurbaşkanı Sezer’e “cumhurbaşkanını halkın seçmesi” ile ilgili Anayasa değişikliğini veto ettiği için hakaret içeren sözler söylemesi üzerine CHP’lilerin tepki göstermesiyle başlamış.

Oturuma başkanlık eden Meclis Başkanvekili İsmail Alptekin Kandoğan’ı uyarmış ama dinletememiş ve milletvekilleri kafa-göz demeden birbirlerine girmişler...

Aslına bakarsanız Türkiye’de seçim öncesi dönemde ön plâna çıkarak genel başkanların “gözüne” girmek, böylece listelerin baş köşelerine geçebilmek için milletvekilleri ne imaj dinler, ne vatandaşın huzurunu...

Hele de partisinden ayrılarak bir başka partiye geçmiş, oradan da ihraç edilerek eski partisine geçme yolları arayanlar için her yol geçerlidir. Ama bu olayda kavgaya karışan veya sükûnetini bozan CHP milletvekilleri de en az kışkırtıcılığı yapan kadar eleştiriyi hak ediyor. Toplum, olayları gayet iyi görüyor, bırakın görsün. Siz Cumhurbaşkanı’nın avukatı mısınız?

HALKI ALDATMAYIN!

Koskoca adamların, üstelik Meclis’e girmiş, ülke yönetiminde yer almış koskoca milletvekillerinin bu tür bir kavgaya karışması hiçbir şekilde bağışlanamaz. Parlamentosu böyle olan ülkenin vatandaşları da medeniyet ölçüsünü bilmez ve işte bugünkü kaos görüntüsü ortaya çıkar. Konuşarak anlaşma unutulur, yerini şiddet alır.

Böyle bir Meclis’in “şiddeti önlemek için” ceza yasaları çıkardığını düşünün... “Önce kendi içindeki şiddeti önle” derler adama.

Gelelim Cumhurbaşkanı Sezer’e duydukları öfkenin nedenine... Kandoğan “Sayın Cumhurbaşkanı’nın bakışları kin ve nefreti çok iyi tahlil ediyor” demiş. Öncelikle doğruyu ortaya koyalım; şehit cenazesinde saf tutarken de, İzmir’de tatbikat izlerken de Cumhurbaşkanı ile Başbakan asılı suratla ve birbirlerine bakmadan, konuşmadan yan yana durdular (Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’la da Başbakan aynı durumdaydı o başka... “Zirve”nin yarısı, öbür yarıya küs...) Yani, yüzlerde “sevgisiz bir ifade” varsa bu hepsine ait...

Bir cumhurbaşkanına “art niyetli”den başlayıp, “Çok ayıp, görevi bittiği halde orada oturuyor”a varırsanız yüz ifadesinin sevgi dolu (!) olmasını bekleyemezsiniz.

Yeni Şafak gazetesi de manşetten yazdı, Abdullah Gül de aynı şeyi söyledi:

“Görev süresi bitti ama hâlâ orada oturuyor”... Gazete ayrıca Sezer’in açıklamasında “Gerekli sistem değişikliği yapılmadan” kısmını da çıkararak “Güçlü yetkilerin halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanınca kullanımı rejim yönünden sakıncalıdır” sözünü de kullanmış ve ciddi bir saptırma yapmış:

“Kullandığı yetkiye sakıncalı dedi”...

Hayır, öyle demedi; “cumhurbaşkanını halka seçtirecekseniz önce yetki sınırlarını belirlemeli ve gerekli denetim sistemini kurmalısınız, bunu yapmadan seçerseniz rejim yönünden sakıncalıdır” dedi.

Meclis cumhurbaşkanını seçemeyip genel seçime giderse Cumhurbaşkanı’nın “yenisi seçilinceye kadar göreve devam edeceği” de Anayasa’da açıkça yer alıyor. Yani “iktidar bittiyse cumhurbaşkanlığı da bitti” değil...

Gerçeklerden neden kaçıyor ve konuyu iyi bilmeyenlere yutturmaya çalışıyoruz ki?

DİĞER YENİ YAZILAR