Cumhurbaşkanı Gül kararnameleri nasıl imzalıyor?

Haberin Devamı

Ben günlerdir bu sorunun cevabını merak ediyorum. Soru, acaba Antalya’da seçimi kaybetme ihtimalinden korktuğu için midir bilinmez Başbakan Erdoğan’ın (ki kendisi adeta genel seçime gidiliyormuş gibi “oyunuzu bana verin” demektedir) Antalya’nın AKP dışındaki belediye başkan adaylarına öfkeyle verip veriştirirken söylediği bazı cümlelerden aklıma takıldı.

Bu cümleleri sadece Antalya’da değil başka il ve ilçelerdeki mitinglerde de tekrarlamış olması ise endişesinin büyüklüğünü gösteriyor belki... Örneğin CHP’nin Belediye Başkan Adayı olan eski Üniversiteler Arası Kurul Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın için parti olarak ve kişisel olarak daha önce yaptıkları tehditleri tekrarlıyor ve “Yaparsa Hoca yapar diyorlar, nasıl yapacakmış, yapsın da görelim” diyor. Bu da yetmiyor Akdeniz Üniversitesi’nde rektörlük seçimleri öncesinde (hepiniz hatırlayacaksınız) Ömer Ulusoy isimli, daha önce başka olaylarda da rol aldığını itiraf eden (bir liseye silahlı baskın bile var) sakallı ve silahlı bir provokatörün başrol oynadığı kampus çatışmasıyla, dürüst, çalışkan bir rektör olan Akaydın’ı suçlayarak “Üniversitesini yönetemediği için biz onu rektör atamadık” diyor.

Burada da öncelikle -aynen basına yapıldığı gibi- bütün rektörlere ve rektör adaylarına bir gözdağı verme var. Sonrası da enteresan; “Biz onu rektör atamadık” cümlesi Cumhurbaşkanı Gül’ün kararnameleri imzalarken özgür iradesini kullanmadığını, hak edene değil siyasi iradenin ne dediğine baktığını ortaya koyuyor. Bağımsız olması gereken Cumhurbaşkanı için çok olumsuz bir imajdır bu... Ciddi bir yanlıştır.

BİTMEYEN SORULAR

Bu hafta Her Açıdan’da “Seçim öncesi Türkiye’de neler oluyor” sorusuna cevap ararken bu konuyu da inceleyeceğim. Diğer bazı başlıklar ise şöyle:

Seçim “T.C. kimlik numarası” sorunuyla hileye daha açık hale mi geldi, son bir haftada neler değişebilir, demokrasi ölçülerinin dışına çıkan “yargıya ve basına siyasi baskılar” bundan sonra önlenebilir mi, Başbakan Erdoğan “seçimden sonra” dediği Anayasa değişikliği ile neyi kastediyor, ekonomik kriz ve işsizlikteki son durumla ilgili gerçekler ve son rakamlar nedir, “kredi kartı kullananlar dürüst değil” sözü toplumu nasıl etkiledi, Cumhuriyet mitingleri Ergenekon iddianamesine nasıl “darbe kışkırtıcı” olarak girdi, hukukta “çifte standart” nasıl uygulanıyor?..

Sorular ve sorunlar ne kadar çok, görüyorsunuz değil mi? Hepimizin cevaplarını merak ettiği bu soru ve sorunları;

Kamuoyu Araştırmacısı Bülent Tanla, Eski ÜAK Bşk. ve Antalya CHP Bel. Bşk. Adayı Mustafa Akaydın, Siyaset Bilimci Prof. Dr. Nurşen Mazıcı (M.Ü), Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum, Disk-Tekstil İş. Sen. Bşk. Rıdvan Budak ve programa telefonla katılacak olan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok’la birlikte tartışacağız.

Her Açıdan her zamanki gibi Pazar günü öğlen saat 12.30’da STAR TV’de. Yine hepiniz davetlisiniz... Yoksa “geleceğine önem verenler” mi demeliydim?



***




Deniz Feneri davasına tepkiler!

Dün Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’nin bana dava açtığını anlattığım yazıma gelen tepkilerin arkası kesilmedi. Türkiye’nin her köşesinden, Avrupa’dan ve hatta Amerika’dan gelen mesajlarda hem baskıya karşı kızgınlık hem de çeşitli öneriler vardı.

Birçok sevgili okurumuz, üstelik böyle ağır bir kriz döneminde “Size tazminat cezası verirlerse bir aylık maaşımı vermeye hazırım” derken (aralarında emekli aylığını teklif edenler var), Osman Tuğ gibi “Siz yazmaya devam edin. Her gün gazetenizi internette tıklayan insanlar birer (1) lira versek her gün yüzbinlerce liralık tazminat ödeyebilirsiniz. Durmak yok, yazmaya devam Sayın Mengi” diyenler de mevcut.

Hepinize sonsuz teşekkürler. Ama merak etmeyin, ben hâlâ yargıya güveniyorum. Bir aksilik olursa da bugüne kadar olduğu gibi başımın çaresine bakarım.

Abdurrahman Dilipak tarafından Müjde Ar’ın şahsına yapılan ağır hakaretlerde bile “kamu yararı” görülebilmişse bizim Alman yargısının kararını yazmamızda da görülür herhalde.

İlginize tekrar teşekkür ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR