Çözenler ve sızlananlar

Kayıplar, sorunlar öyle arka arkaya diziliyor ki birine üzüntümüz bitmeden, olayın nedenleri yeterince tartışılıp anlaşılmadan başka bir konu geliyor ortaya

Haberin Devamı

Vali Recep Yazıcıoğlu'nu genç yaşta kaybettik, Allah rahmet eylesin. Kayıplar, sorunlar öyle arka arkaya diziliyor ki birine üzüntümüz bitmeden, olayın nedenleri yeterince tartışılıp anlaşılmadan başka bir konu geliyor ortaya. Ateş düştüğü yeri yaktığıyla kalıyor.

Yazıcıoğlu da hepimiz gibi Türkiye'nin eksiklerinden, sistem yanlışlarından söz eden bir idareciydi. Ama onun bizden farkı, bir yandan yüksek sesle, kafa göz girişerek bu yanlışları parmağıyla gösterirken diğer yanda kendi elinden geleni yapmak üzere derhal işe koyulmasıydı. Yaşadığı sürece görevinin sağladığı imkânlarla bulunduğu yere düzgün yaşam şartlarını getirmeye çalıştı.

Onun gibi insanlan düşünürken, elinde ondan daha fazla imkân olmasına rağmen sadece lâfla peynir gemisi yürütmeye çalışanlara sempati duymak zor doğrusu... Öyle hükümetler, öyle bakanlar geçti ki bu ülkeden sadece şikâyet etmekle kaldılar. Milli Eğitim Bakanları eğitimden, Çevre Bakanları çevreden, Turizm Bakanları turizmden yakınıp durdular. Buyrun şimdi de aylardır Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in adalet konusundaki sızlanmalarını dinliyoruz.

"Bankaların içi boşaltıldı" diyor.

"Toplum, ortaya çıkan 56 milyar dolarlık faturanın sıkıntısını çekecek" diyor (Açıkça "onlar ödeyecekler" demese de anlaşılıyor sanırım.)

"Vatandaş yolsuzluk meselesinin nasıl çözüleceğini bilmek istiyor." diyor. Güzel söylüyor da bunlan zaten halk biliyor, ek bir açıklama, yürek ferahlatıcı bir gelişme yok bu sözlerde. Vatandaş aynı şeyi söylüyor, biz her fırsatta aynı şeyleri yazıyoruz. Değişen ne?

Banka soyanların hepsinin keyfi yerinde, mal mülk yerinde, gezme tozma deseniz, beyler o davetten bu davete koşup duruyor ve baş tacı ediliyorlar, 56 milyar doların tek bir "milyar doları" bile yerine dönmemiş. Bu durumda Bakan'ın her fırsatta "Çalacaksan büyük çal ayıbını temizleyelim" demesi neyi değiştirir?

İktidar partisi, Meclis çoğunluğunu elinde tutmanın verdiği güçle toplumun istemediği veya hiçbir önceliği olmayan konularda son derece hızlı ve etkin hareket etmeyi gayet iyi başarıyor. O zaman "Adalet" konusunu da başarsın. Üniversitelerle uğraşıp duracağına ve topluma sürekli bir çekişme izleteceğine ön kayıt yaptırmak için kucak dolusu para yatırdığı halde okullara giremeyen öğrencilere, yani eğitimin temel sorununa çözüm yaratsın.

Bakanlar sızlanmak için seçilmezler. Hiç değilse bu hakkı vatandaşa bıraksınlar!



Fetva veren başbakan!
Dün 'Başbakan'a protesto" başlıklı yazımın sonunda Tayyip Erdoğan'ın "4 eş"le ilgili olarak Berlin'de yaptığı konuşmanın CHP tarafından Meclis'e getirileceğini belirtmiştim.

İlginçtir ki Başbakan Erdoğan bazı konuşmalarında laik, demokratik yönetime, Çumhuriyet'e saygılı görünür ve hatta "Laik bir Avrupa Birliği içinde yer almak isteriz" derken birden bire "Bazı durumlarda 4 eşe izin var" gibi anlamsız ve Türkiye'nin laik hukukuyla bağdaşmayan bir açıklamayı da Avrupa'da yapabiliyor.

Yapabiliyor ve Türkiye'ye doğru bir imaj kazandırma amacıyla sporundan müziğine, tiyatrosuna, siyasetinden turizmine boğuşup duran bir toplum buna sessiz kalıyor. Böylelikle istenen mesajlar "Alışırlar, alışırlar" mantığıyla periyodik olarak verilebiliyor.

Eh, CHP'yi yerinde ve yeterince muhalefet yapmamakla suçlayanlar bilmeli ki muhalefet partisi bu kez sessiz kalmadı. CHP Kadın Kolları Başkanı Güldal Okuducu dün bazı gazetelerde yer alan zehir zemberek bir basın açıklaması yayınladı. Başbakan'ın fetva vermekten vazgeçmesi gerektiğini bildiren açıklama şöyle bitiyor;

"80 yıllık Cumhuriyetin devrimlerine bağlı Atatürk kadınları olarak bu açıklamalardan utanç duyuyor ve Başbakan'ı protesto ediyoruz. Sayın Başbakan laik Türkiye Cumhuriyeti'ni bir İslâm Cumhuriyeti olarak görme özleminden bir an önce vazgeçmelidir. Eğer bu niyet ve tavırlarını sürdürecekse, derhal Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlığını bırakmasını ve kendisine uygun bir şeriat ülkesine iltica etmesini öneriyoruz."

Zehir zemberek olsa da zamanında bir tepki hiç değilse, ne dersiniz?

Haydi şimdi, uykuya devam...



Athena!
Rock'n Coke Müzik Festivali'nde Athena'yı izledim. Solist Gökhan belden üst kısmı çıplak çıktığı konserde kollarındaki dövmeleri bol bol gösterme fırsatı buldu. Grup olarak Türkiye için ilgi çekici bir görüntüleri olduğu kesin.

Ama dediğim gibi; Türkiye için... Türk gençlerine göre... Yoksa Avrupa'da bu tür gruplardan, kolları, vücutları dövmeli, kulağı, burnu, dili küpeli müzisyenlerden binlerce var. Son 20 yıldır da bıkkınlık getirecek rakamlara ulaştı sayıları.

Kısacası Athena önce görüntü, sonra da müzik olarak Avrupa için en ufak bir yenilik, farklılık taşımıyor. Bu tarz müzik çok duyuldu, çok dinlendi. Üstelik gençler arasında da belli bir kitlenin beğenisine hitap ediyor. Yanlış anlaşılmasın ve bu sözlerden benim Athena'yı
beğenmediğim sonucu çıkmasın. Sadece Eurovision Şarkı Yarışması için çok çalışmaları gerektiğine inanıyorum. Yanılgıya düşmemeleri lâzım, burada dinleniyor ve beğeniliyor olmaları Avrupa'yı garantilemiyor.

Ben yine de gereken çalışmayı fazlasıyla yapacaklarını umuyor ve şimdiden başarılar diliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR