Her ne kadar “değiştiler, değiştiler” ise de Başbakan Erdoğan hâlâ Necmettin Erbakan’ın savunduğu iki kadın hakkını aynen savunmayı sürdürüyor.
Birincisi Müslüman kadın için dinin “olmazsa olmaz” şartı haline getirerek toplum üzerinde baskı kurdukları ve oy aracı olarak gördükleri türban hakkı (ki devlet alanları dışında hiçbir dinî kıyafet kısıtlaması yok ama hep varmış gibi kutuplara ayırdılar)...
İkincisi “çok çocuk doğurma” hakkı. Erbakan zamanında “doğurun doğurabildiğiniz kadar” diyorlardı şimdi üçe-dörde indirmişler.
Tayyip Erdoğan kadının türbanı konusunda “Kimsenin özgürlük sınırına tecavüz etme niyetimiz yoktur. Kimsenin de bizim özgürlük sınırlarımıza tecavüz etmesine tahammülümüz yoktur” cümlesini kullanarak ve bir başbakanın böyle bir “siz-biz” ayırımını ülke vatandaşları arasında yapmaması gerektiğini unutarak toplumu bölmüştü.
Kadının doğurma hakkı konusunda ise kadınlara “Sakın bu tuzaklara düşmeyin. Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyor. Sevgili hanım kardeşlerim bir dertli kardeşiniz olarak konuşuyorum en az 3 tane doğurun” diyor.
SORULAR
Bir kere “bunlar” dediği kim? Nüfus planlaması yapılması ve ailenin “bakabileceği kadar çocuk sahibi olması” gerektiğini söyleyenler mi? Kim Türk milletinin kökünü kazımak istiyor, bu nasıl bir düşmanca ifade, nasıl bir suçlamadır!
Başbakan eğer kadın haklarını ve özellikle “doğurma hakkı”nı, çoğalmayı savunmak istiyorsa önce nüfusu 75 milyona doğru hızla ilerleyen ülkede evde oturan ve hiç çalışmayan genç kadın sayısının 5.5 milyona yaklaştığını, 2004’le 2007 yılı arasında kadın istihdamının yüzde 27’den yüzde 24’e neden düştüğünü incelesin.
Sürekli olarak “doğurun” ve “üniversite açacağız” derken ülkedeki işsizliğin ve yoksulluğun artışına, üniversite mezunları arasındaki işsizliğin oranına baksın.
“Çoğalın, benim 4 çocuğum var, keşke daha fazla olsaydı” demek yetmez, herkesin çocuğunu ABD’de bursla okutacak zengin ahbapları, işadamları yok. Diğer çocuklar “gemicik” alamıyor, yumurta, mısır veya bilgisayar işleri kuramıyor.
Ülke yoksulluk içindeyken, onbinlerce kişi açlık sınırı içinde yaşarken Başbakan’ın “halkın çözülmesi gereken sorunlarını çözememekten” dolayı dertli olması gerekir ama “bir dertli kardeşimiz olarak” tek derdi çoğalmak gibi görünüyor.
Çok çocuk daha çok “muhtaç ve eğitimsiz” kitleler demektir, istediği bu mu?
O kitleleri “ödüllerle, masallarla ve düşman kutuplar yaratarak” tarafına çekmek daha mı kolay oluyor?
Başbakan kadınlara “çoğalın” diyerek hak savunuyor görüneceğine kadın nüfusun yarısının boşandığı zaman beş parasız sokakta kalmasına neden olan ve 5 yıldır düzeltmedikleri Medeni Kanun Mal Rejimi’ni düzeltsin.
Kanunu aldığımız İsviçre’de bütün kadınlara eşit uygulanan yasayı bizde neden ikiye böldüler onu anlatsın.
Kadınlar neden eşit iş imkanı verilmeyerek evde oturtuluyorlar onu araştırsın.
Önce mevcut kadınların hakkını versin, tecavüzden/cinayetten, şiddetin her türlüsünden koruyacak ortamı yaratsın, SHÇEK yuvalarında devlete emanet edilmiş küçücük kızlara taciz, tecavüz, istismarı önlesin ondan sonra çoğalmaktan söz etsin.
“Hanım kardeşler” bunları bekliyor. Bir de yukardaki soruların cevabını!
Baykal kendini seçtirecek mi?
Önceki gün CHP’nin yaklaşan kurultayı öncesinde parti içinde yaşanan baskıları ve antidemokratik uygulamaları yazmıştım, devam ediyorum.
Nisan’da yapılacağı söylenen kurultayda kendisinin seçilmesini güvenceye almak için 50’ye yakın il ve yüzlerce ilçe yönetimini görevden aldığı, 9 Mart’ta yapılacak Balıkesir kongresine merkez ilçe ve Edremit’i sokmayacağı söyleniyor.
Şimdi 2 soru var;
1- Böyle şartlarda yapılan kurultay sonucuna kim inanır?
2- Kimse inanmasa da Baykal yine kendini seçtirecek mi?
Ortada muhalefet olarak tek partinin kaldığı bir dönemde Deniz Baykal’ın yeterinden fazla genel başkanlık yapmasına ve kendisi nedeniyle partisinin oy kaybediyor olduğunu da bilmesine rağmen yeniden aday olması sadece CHP’ye karşı değil, tüm ülkeye ve o ülkenin geleceğine karşı büyük bir sorumluluk, daha da doğrusu büyük bir yanlıştır.
Partisine ve ülkesine karşı gerçekten sorumluluk taşıyan, onun kurumunda bir genel başkan Margaret Thatcher’ın yaptığını yapar, hemen çekilir ve hatta kendisinden sonra en iyi isimlerin kazanması için gayret gösterirdi.
Bunu beklemek hayal ama hiç değilse aday olmamayı düşünmesi de şart!

