Tam iki ay önce yazmıştım bu konuyu; "AKP'nin yeni nüfus planlama yöntemi" başlığıyla... Bu bilgiyi Avukat (ve önde gelen kadın haklan savunucularından) Hülya Gülbahar'dan almıştım.
Sabah gazetesinin 11 Temmuz Pazartesi günü aynı konuyu, Hülya Gülbahar'la yapılan röportaj ile manşete taşıdığını görünce "Bizim yazı yeterince telaşlandırmadı onları, bakalım bir gazete manşeti hesap vermelerini sağlayacak mı" diye düşündüm.
Bakın ne yazmışım 10 Mayıs 2005'te: "Türkiye yoksulu çok bir ülke... Açlık sınırının altında milyonlarca insanı var. Bu nedenle organlarını satışa çıkaranlar bile var (...) İnsan özel uçaklarla gezip lüks içinde yaşayınca unutabiliyor. Ne demişler; tok açın halinden anlamazmış.
Sıkı durun, şimdi bu fakirlerin yanlızca organlarını değil, canlarını vermelerini sağlayacak yeni bir yasa geliyor. Türk Ceza Kanunu hazırlanırken, sivil toplum kuruluşları ve hukukçuların itirazları sonucu CHP ile AKP'nin anlaşarak tasandan çıkardığı bir madde sessiz sedasız yeniden TCK maddeleri arasına ilave edilmiş.
Nedir madde: Sağlıklı çocukların tıbbi deneylerde denek olarak kullanılması. Bundan sonra, sonucu, etkisi belli olmayan tedavi şekilleri ve ilaçlar çocuklar üzerinde denenebilecek. Elbette bu çocuklar, pahalı tedavileri sağlayabilecek, gerekirse yurtdışına gönderilebilecek zengin çocukları olmayacak. Sağlıklı fakir çocuklar ailelerinden para karşılığı alınacak izinle kullanılacak.
Avrupa'da, Amerikada bırakın tıbbi malzeme ve tedavi yöntemlerini, makyaj malzemelerinin hayvanlar üzerinde denenmesine bile hayvan haklan savunucuları karşı çıkıyor.
Bu madde sessizce kanunlara eklendi mi? Eklendiyse yeni bir nüfus planlama metodu (!) olarak mı düşünülüyor, bilmek istiyoruz. Bilmek yalnız bizim değil, tüm toplumun hakkıdır. Evet, burası vatandaşın hayvanlarla karıştırıldığı bir ülke ama yine de sahipsiz değil!"
Bunları yazmış ve bu soruları sormuşum. Sağlık Bakanlığı'nın konuyu bilmesi, bilmiyorsa (!) araştırarak halkı bilgilendirmesi gerekirdi değil mi, ama onlardan hiç ses çıkmadı.
Simdi bakalım ne olacak?
Çocukların kobay olarak kullanılması engellenecek mi yoksa yine "Biz memnunuz" diyerek susacaklar mı?
Haraç ve rüşvet!
Bülent Akarcalı'nın Salı günü (dün) VATAN'da "İşgal altında olsak daha mı çok kazıklanırız" başlıklı harika bir yazısı vardı.
"Türkiye'de kamu kurum ve kuruluşlarını, dernek ve vakıftan ele geçirenlerin saltanatını", bürokrasinin yaptırdığı binaların ihtişamını anlatıyor ama buraların sade vatandaşa kapalı olduğunu söylüyor ve çok önemli bir noktayı hatırlatıyordu: "Rüşvet performansında dünya dördüncüsü" olduğumuzu...
Hemen sonra ATO'nun yaptırdığı araştırmadan çıkan "Vatandaşın devletten - bürokrasiden, hakkı olan yasal hizmete ulaşmak için 70'i belediyelere olmak üzere tam 430 değişik harç ödemesi gerektiği" sonucunu alarak "Neden harç deniyor ki buna, haraç denmesi gerekir" diyordu Akarcalı.
Vatandaşa dünyanın en yüksek vergilerinin, petrole, elektriğe, doğalgaza en pahalı fiyatlarının ödettirildiğini, bunun üstüne bir de "dünya dördüncüsü" olacak, BM üyesi 200 ülkeden 196'sını geride bırakacak düzeyde rüşvete mahkûm edildiğini söyledikten sonra da şöyle bitiriyordu yazısını;
"İşgal altında olsak, acaba işgal kuvvetleri vatandaşımıza bu kadar az hizmeti bu kadar pahalıya verir miydi? Pek sanmıyorum (...)"
Ve aynı gün VATAN sürmanşet olarak, bir inşaat izni vermek için Beykoz Belediyesi'nin geçen yıl w 2002'deki müdür ve Başkan danışmanının aldığı para tomarlarının fotoğraf ve diğer belgeleri yayınlamıştı.
Nihayet 12 yıl hapsi göze alarak bu suç belgelerini yargıya veren bir müteahhit sayesinde. Bu belediye ve o kişiler söz konusu müteahhit sayesinde duyduğumuz nadir örneklerden biri... Ya diğerleri? Beykoz gibi "dindarlığı" nı duyuran bir belediye, Allah korkusu olmadan bunlar: yapabiliyorsa kimbilir diğerlerinde neler oluyor? Artık insanların belediyelere bu yolsuzlukları yapmak için seçilmek istediğini hepimiz biliyoruz. Peki kim denetleyecek bunları?
Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması başta olmak üzere ülke çapında bir "Temiz Eller Operasyonu" başlatılmadıkça ve herkes ama herkes yargıda hesabını verip, sade vatandaş gibi gerekirse hacizle veya ömür boyu çalışarak o aldığı paraları geri ödemedikçe yolsuzluk sorunu asla halledilmeyecek...
Susmayın, sustukça ülke elden gidiyor!
Çocukların kobaylığı!
Tam iki ay önce yazmıştım bu konuyu; "AKP'nin yeni nüfus planlama yöntemi" başlığıyla... Bu bilgiyi Avukat (ve önde gelen kadın haklan savunucularından) Hülya Gülbahar'dan almıştım
Haberin Devamı

