“Şanlıurfa’da son iki günde hastaneye başvuran 11 kız çocuğunun hepsi hamile”, haber böyleydi. Aslında hangi medeni ülkede olsa “dehşet verici” bir haber ama bizde yeni bir olay değil, onun için de dehşet verici sayılmıyor.
Daha televizyonculuğa ilk başladığım yıllarda (1989-90) çekimler için Anadolu’yu dolaşırken, başlık parası için “dedeleri yaşında ihtiyarlarla evlendirilen 13-14 yaşında kız çocuklar” olduğunu duymuş ve işte o zaman dehşete kapılmıştım. Bakın aradan 20 yıldan fazla zaman geçti hala aynı sefillik sürüyor.
SAPIKLARDAN FARKSIZ!
Eğer bir yaşlı adam çocuk yaşta bir kızla evlenmeyi ya da ilişkiyi düşünebiliyorsa sapıktan farkı yoktur. Tamam, Türkiye’de artık her tür sapıklığı da makul göstermeye çalışan birileri çıkıyor, bunlar toplum değerlerinin büyük ölçüde erozyona uğramasına da önemli katkıda bulundular ama sınırsızlık da bir yere kadar.
Şanlıurfa’da kızları hamile bırakanların yaşları dede yaşı değil ama hamile bırakılanlarınki çocuk yaşı; 14-17 arası.. Yasalara göre suç olduğu için medeni nikah kıyılamıyor, aileler işi “imam nikahı” ile hallediyorlar.
VİCDAN AZABINDAN KURTULAN AİLELER..
Yani bu aileler “çocuk”lara dini nikah yaparak hem vicdanlarını rahatlatıyor, hem başlık parasını cebe indiriyor, hem de bu; bir anlamda “çocuk tecavüzü” olayını toplum gözünde meşrulaştırmış oluyorlar. Önü alınmadığı takdirde yakında iyice yaygınlaşacağına da hiç şüphe olmadığı Şanlıurfa örneğiyle görülüyor, aynı anda 11 hamile çocuk.
Bunlar tesadüfen hastanelerin fark ettikleri, kim bilir aynı ilde ve diğerlerinde kaç bin kız çocuk var benzer durumda..Kaç bin kız çocuk var, anlaşılmasın diye “evde doğum yaptırılan”..
Çocukları hamile bırakanlar “Reşit olmayanla ilişki kurma” suçuyla adliyeye sevk edilmişler. Cezaları ne olacak acaba merak ediyorum. Hükümet’te hiç merak eden var mı, onu da merak ediyorum.
Basın için kayıp!
Değerli meslektaşım Ferai Tınç’ın Hürriyet’te çok uzun yıllar yazdığı köşeyi bıraktığını yazısından öğrendiğim anda onu aradım, ulaşamadım. Asistanım telefonunun açılmadığını söyledi.
Ertesi gün de bulamadım ama aklımdan çıkmadı. İki nedenle; birincisi yazısında “gazeteciliğin artık eskisi gibi tat veren bir meslek olmaktan çıktığı” anlamı vardı ki aynı satırları ben de yazmıştım maalesef, ikincisi Ferai Tınç akıllı, birikimli, olayları doğru değerlendiren ve benim de okuru olduğum gerçek bir gazeteciydi.
Eğer medyadan tamamen kopacaksa bu esaslı bir kayıptır. Herşeye rağmen kararına saygı duyuyor ve ona bundan sonraki yaşamında mutluluk diliyorum zira en önemlisi bu bence, her şart altında mutlu olabilmek.. Ve hiç üzülmesin, duygularında da yalnız değil!
Orda bir barınak var uzakta...
O barınak bizim barınağımızdır, hepimizin, yüreğinde hayvanlara karşı da sevgi ve acıma duygusuna yer olanların.. Dün anlattım, kışın Maçka’daki Şişli Belediyesi parkından tesadüfen geçerken (ki burada kediciklere uzun süredir bakılıyor) kar altında, burunları akan, gözleri enfeksiyondan kapanmış, ısınmak için birbirine kenetlenmiş gördüğüm kedilere üzülmüş, kendi cebimden önemli miktarda (kimse ucuza iş yapmıyor artık) para ayırarak bir marangoza onlar için harika bir kedi evi yaptırmıştım.
ÇAMAŞIR SUYUYLA YAKANLAR!
Duvarın üstünde incecik, yeşil renkli bir barınakcık. Dikkatle bakmazsanız ağaçların arasında fark etmezdiniz bile.. Onun içinde hem verilen kuru mamaları yiyor, hem de ısınıyor veya güneşten kaçıyorlardı. Arkadaki evlerde oturan bazı hayvansevmezlerin, bahçeye girdikleri için “bu kedileri attıracağız, kedi evini yıktıracağız” tehditleri sonunda kedilerin çoğu ortadan kayboldu. Bazıları sopalarla kovalandıkları için sakatlanmış, bazı kedi yavrularını ise ölü bulmuşlar (evleri tehditler nedeniyle parktan birinin mi, onların mı yıktırdığı ise bilinmiyor. Şimdi bütün düşüncem, hiç değilse geride kalan yavruları bulabildiğim ilk barınağa- parka alarak kurtarmak.)
Anlatmıştım, 20’den fazla annesiz minicik yavruyu ve onların hepsine annelik eden (inanılmaz bir olaydı, hepsine sırayla süt verişini, onlar rahatsız olmasın diye yemek bile yemeden yatışını, diğer kedilerden korumasını görmeliydiniz) kediyi o parktan alıp kısa süre bakmak için bahçeme getirmiştim, hala bendeler.
İyi ki de almışım, almasam belki de çoğu “bahçelerine kedi girmesin diye onları dövdüren, öldürten, üzerine çamaşır suyu attırtarak yakan” insafsızların kurbanı olacaklardı, kurtuldular ve tam bir kedi yavrusunun olması gerektiği şartlarda büyüdüler. Sevgi ister onlar ve nasıl bir sevgi ve huzur verirler bilseniz.. Hissedebilenlere..
NİLGÜN SÖNMEZ, İLK O DÜŞÜNDÜ!
Sarmaş dolaştık, aylar boyu birbirimizi çok sevdik ve şimdi (benim için çok zor ama) artık ayrılma zamanı geldi, yakında gidiyorlar. Bir aksilik olmazsa ünlü kalp cerrahı Prof. Dr Bingür Sönmez ve eşi Nilgün Sönmez’in Silivri’de yaptırdıkları barınağa gidecekler. Onlar hepimizden önce düşündüler bunu..
Anlatacağım, daha çok şey anlatacağım size.. Örneğin Şişli, İstanbul Büyükşehir, Beşiktaş, Bodrum, Milas gibi belediyelerin katıldığı “sokak hayvanları rehabilitasyonu”na Sarıyer Belediyesi’nin de nasıl katıldığını anlatacağım. Kucağımda beslediğim iki küçük kediciğin bir günde neden öldüğünü de..

