Çocuk tecavüzünü bile dine bağlama ayıbı!

Haberin Devamı

İhtiyar çocuk tecavüzcüsünü serbest bıraktıklarında yaratık “Hac’da gibi olmaktan,‘takdiri ilahi’den” bahsettiğinde yazmıştım.

Daha sonra “Kur’an’dan, ‘sünnet’ten başka bir şey tanımadığını” söylediğinde de... Ona arka çıkmaya çalışan kafası örümcekli bazı arkadaşlarının dini, inancı çocuk tecavüzüne bile alet etmesinde de...

Ve tabii sonunda dün Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in “Sanığın uluorta konuşarak mütedeyyin insanları rahatsız etmesi, bu davanın kamuoyu vicdanında açtığı yaradan daha önemli” anlamına gelen açıklamasında da yazdım...

Adalet Bakanı susmuş susmuş sonunda “Hiç konuşmasa daha iyiydi” denecek berbat bir açıklama(!) yapmıştı.

Bakan yalnız da değil aklı başında, doğruyla yanlışı kusursuz ayırdedebilen gazeteciler arasında bile benzer bir hatayı “doğru” gibi sunanlar var.

Meselâ Ahmet Hakan Pazar günkü yazısında önce “sanki kimin ne kadar dindar olduğunu, kaç kez namaz kıldığını” bilmek mümkünmüş gibi veya laik ya da katı laik olmak yani devlet ile din işlerinin karıştırılmamasını sağlayan rejime taraf olmak dindarlıkla karşıt bir durum yaratırmış gibi bir takım karşılaştırmalarla başlamıştı yazısına. Sonra da yine “Beş vaktine beş vakit katmasıyla maruf Hacı Mehmet Amca ile türbanlı gördüğünde öcü görmüş gibi olan Türkan Teyze” karşılaştırmasını yaparak hepsinin bir noktada “Hüseyin Üzmez’in utanmaz ve arlanmaz bir adam olduğu”nda birleştiklerini yazmıştı.

Bugün dini siyasallaştırmakla başlayıp rejim değiştiren ve laiklikten şeriata geçen Malezya (ve aynı yoldaki Endonezya)’dan sonra şeriatla yönetilmeyen tek İslam çoğunluklu ülke olarak kalan ve bunu da laik rejimin halâ korunuyor olmasına borçlu Türkiye’de siyasi İslâm’ın simgesi haline getirilen türbandan ürkmekle beş vakit namaz kılmak birbirinin karşıtı değildir.

Türbanın bin türlü yöntemle yaygınlaştırılması, diğer ülkelerde de aynı yöntemlerin kullanılarak şeriata giden yolun açıldığını bilen birçok kişiyi endişelendirebilir ama bu aynı kişilerin çoğunun Hacı Mehmet Amca kadar dindar olmasını engellemez.

Ve sonra asıl önemli konu bir tecavüzcüye, çocuk tecavüzcüsüne, bu iğrenç olaya tepki göstermenin türbanla, namazla, dindar olmak ya da olmamakla hiçbir ilgisi olamaz.

Bardakoğlu’nu dinleyin bari!

Salı günü gazetelerde “16 yaşındaki kızları evlenmekten vazgeçince anne, baba ve halasının kızı 32 yaşındaki damatla aynı odaya kilitleyip tecavüz ettirdikleri” haberi vardı.

Anne, hala, nişanlı kız ve nişandaki tüm kadınlar fotoğraflarda türbanlı... Peki şimdi bu çirkin, çağdışı olayla onların dindarlıkları (tabii eğer türbanı dindarlık işareti sayıyorsanız) arasında nasıl bir ilgi kurmalıyız?

Ya da kurmalı mıyız? Kurabilir miyiz, mümkün müdür?

“Din, inanç, Allah korkusu ‘takva’ ile kalbin temizliği, dürüstlüğü ile ilgilidir” diye boşuna söylenmemiş. Kul hakkının en büyüğüne sebep olanların Allah korkusuna kim inanır?

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Van’daki il müftüleri toplantısında

“Kız çocuklarının cinsel taciz ve istismara (ki olaylar açıkça tecavüzdür, taciz değil. R.M) maruz bırakılması hiçbir zaman kabul edilemez. Böyle çirkin ve utanç verici bir davranışın, dini referansla ve ondan argümanlar üreterek savunulmaya kalkışılması ise daha vahim bir durumdur. Küçük çocuklara cinsel tacizi topyekun kınamalıyız” demiş.

İşte gerçek bir Diyanet İşleri Başkanı böyle konuşur.

Aslında bir adalet bakanı da böyle konuşmalıdır ama olamadı işte!

Olamayınca, Adli Tıp veya Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararları da doğru olamıyor.

Adli Tıp “Öz babasının tecavüzüne uğrayan 12 yaşındaki kız çocuğunun ruh sağlığının bozulmadığı yönünde” de rapor vermiş.

Buna da dinsel bir açıklama bulabilen var mı?

Yüzsüzlükte dibe vurma ne zaman olur?

*****

Kılavuz Erdoğan olunca!


Başbakan Erdoğan, eşi Emine Hanım’la katıldığı Aile Şurası’nda yine “her aileye üç çocuk” istemiş. Dünyanın en zengin 8 ülkesinden biri olan Almanya’da “nüfusun çok yaşlandığını” Schroder’in ağzından söyleyerek...

Dünkü haber:

“Adana’da yeni açılacak bir fabrikanın iş ilanına bir haftada başvuran 1000 kişi arasında çok sayıda üniversite mezunu olduğunu gören fabrika sahibi şaşırmış. Çünkü bu üniversite mezunları paspasçı olmaya bile razıymışlar.”

Fabrika sahibi şaşırmasın, hemen Tayyip Bey’i arasın bence... Gırtlağına kadar borca batmış, işsizliği, yoksulluğu tavan yapmış ülkede “üç çocuk” diye dolanan Başbakan şüphesiz ona da kılavuzluk yapacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR