Kısa süre önce Arena’da duyuldu, sonra haber oldu ama çok önemli olmasına rağmen yeterince üzerinde durulmadı.
Adli Tıp’tan “Hüseyin Üzmez’in cinsel tacizine uğrayan kız çocuk için aynı rapor verilecek, ben bu suça ortak olamam” diyerek istifa eden çocuk psikiyatristi Doç. Dr. Ayten Erdoğan “Üzmez’in üzerine gitme, keseriz” diye tehditler aldığını belirterek koruma istemiş ve isteğine cevap bile verilmemiş.
Olacağı buydu tabii; medeni ve sivil toplumu uyanık bir ülke olsaydı asla serbest bırakılamayacak, en az 20-25 yıl hapis cezası istemiyle derhal yargılanacak bir suçlu, kendi ağzıyla suçunu itiraf etmiş bir çocuk tecavüzcüsü inanılmaz şekilde serbest bırakılıyor ve “Adli Tıp kararı bekleniyor” bahanesiyle hâlâ hiçbir işlem yapılmıyor.
Türkiye’de adaletin, hukukun ortadan kalktığını gösteren ve en çok tartışılması gerekirken unutturulan üçüncü olay budur (diğer ikisini tahmin edin)...
Dr. Ayten Erdoğan Adli Tıp gibi çok ciddi bir kurumda dönen çirkin dolapları büyük bir cesaret göstererek ortaya çıkardı. Hükümet acilen bu konuyu halletmesi ve doktorun korunmasını sağlaması gerekirken ses seda kesildi.
Ve şimdi bu rezaletin son sahnesi; “keseriz” tehdidi duyuluyor. Adalet Bakanı’ndan bu konuda derhal açıklama yapmasını bekliyoruz, tabii hâlâ “Bir Adalet Bakanlığı olduğuna göre adaletin hiç değilse kırıntıları olacağını” ummak mümkünse!
(Not: Bu olayın taciz değil düpedüz tecavüz olduğunun suçlunun serbest bırakıldığı gün kendi ifadesiyle ortaya konduğu açıkça belliyken “neden serbest”, neden rapor bekleniyor onu açıklamaları gerekiyor. Açıklamaları gereken bir şey daha var; hukuk, adalet bu durumdayken Türkiye’de çocuğa ve kadına karşı şiddeti, tecavüzü hangi çözümle önlemeyi düşünüyorlar?.. Çocuk tecavüzlerinin nasıl hızla arttığına bakılırsa bu onları hiç ilgilendirmiyor belki de. Yeni Kadın Bakanı ve kadın milletvekilleri neyle meşguller?
Tek park bırakmayacak mısınız?
Helikopterle şehirlerimizi tepeden izleseniz hemen hepsinin taş yığını haline getirildiğini görürsünüz. Medeni ülkelere batığınızda uçaktan, helikopterden yemyeşil, kalemle çizilmiş gibi şehirler, kasabalar görünür, bizde çarpık çurpuk üstüstte binalar...
Nedeni malum, belediyelerin/hükümetlerin bir yandan milyonlarca kaçak yapıyı, gecekonduyu “oy deposu” olarak görmesi, bir yandan da bu yapılardan kim bilir kaç trilyon rant sağlanması... Ne onlar acır yok edilen doğaya, yeşile, ne de kaçak yapıları her yere, her boş alana çatır çatır dikenler.
Bu nedenle yasalara saygılı insanlar bakakalır, ömürleri boyunca çalışsalar bile bir ev edinemezken işini bilenler ve kural tanımazlar deniz manzaralı villalara (ya da gecekondulara) bile kolayca sahip oluverirler.
Türkiye bu halde; kanun tanımazlar ülkesi!
Hepsi bu kadar da değil, apartman dairelerine hapsolmuş halkın nefes alacağı bir park varsa belediyeler ve açgözlüler o parklara bile çekinmeden, utanmadan göz dikebilirler.
Belediyeler için hele de “seçimde o semtte kendileri kazanamamışsa” olay bitmiştir, mutlaka ceza gelecektir.
İstanbul’un Yeşilyurt semti de şimdi aynı tehlikeyle karşı karşıya... Geçen hafta Çınar Otel’in karşısındaki Olimpiyat Parkı’na belediye ekipleri gelerek güzelim çınarları ve diğer ağaçları kesmeye başlamışlar. Semtin nadir nefes alma noktalarından olan parklarına yapılanı gören halk, kadın-erkek-çocuk demeden parka koşturmuş. “Nasıl kesersiniz, nasıl kıyarsınız” itirazlarıyla durdurmaya çalışırken Büyükşehir Belediyesi memurlarından şu cevapla karşılaşmışlar:
“Kesilip bitince görürsünüz nasıl olduğunu, buraya katlı otopark yapılacak!”
KADİR TOPBAŞ’A ÇAĞRI
“Nereye başvursak, nasıl önlesek” diye panik içinde düşünen vatandaşlar belki bir faydası dokunur ümidiyle dertlerini medyaya anlatıyorlar, beni de aradılar... ‘Hemen yazarım, gerekirse TV’den de Türkiye’ye duyururum’ dedim ve bunu yapacağım.
Zira artık insanların kendi memleketlerinde kendilerini her konuda çaresiz, yalnız hissetmelerinden, hiçbir sorunda başvuracak merci bulamamalarından, görevlilerin de vatandaşa haydut gibi, eşkıyadan farksız davranışlar sergilemesinden hepimiz bıktık usandık.
Buradan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş’a çağrıda bulunuyorum; Bize lütfen açıklasın, acaba kim veya kimler bu katlı otoparktan büyük kazançlar elde edecek ki Yeşilyurt’a bu eziyet yapılıyor?
Türkiye’de insanların iki yeşil ağacı, gökyüzünü görme, bir parkta oturma hakkı yok mu ki ağaçlar, parklar acımasızca yok ediliyor, “yeşil alan”lar otoparka veya ticaret merkezine çevrilebiliyor? Koskoca şehirde başka alan mı kalmadı?
Ve son olarak; bu belediye memurlarının halka karşı saygısızlığı nedir, cesareti nereden alıyorlar?
Cevap bekliyoruz.
Not: Yeşilyurtlular bugün sabah 9.30’da parkta toplu bir eylem gerçekleştirecekler. İstanbul’da doğanın katledilerek taş yığınlarına dönüştürülmesine karşı çıkan herkes bu eyleme destek vermeli!
Türk kahvesi yasaklanmış!
Geyre’nin tarihi değerlerinin korunması ve Afrodisias Müzesi’nin kurulması için yıllardan beri çok önemli çalışmalar yapan Modacı Vural Gökçaylı kısa süre önce gittiği bölgede gördüklerini hayretler içinde anlatıyordu.
Turistlerin akın akın geldiği Afrodisias Müzesi’ndeki kafeteryada, gelenlerin doğal olarak hemen sorduğu Türk kahvesi yokmuş. Nedenini merak edenler “Kaymakamlık müsaade etmiyor” cevabını alıyormuş.
Onun yerine ise bulaşık suyundan farksız bir nescafe veriliyormuş ki “tebrikler”, işte bunun için İstanbul gibi dünyanın 8. harikası bir şehirde bile turisti parmakla sayıyoruz.
Bu şehir ve diğer tarihi yerlerimiz bir Avrupa ülkesinde olsaydı görürdük turist sayısını... İktidarı, muhalefeti, insanları birbirlerini parçalayacağına ellerindeki tüm imkânları turist çekmek için seferber eder, ülkeyi turizmle kalkındırırlardı.
Her neyse, Afrodisias Müzesi’nde Türk kahvesi yok, Geyre Köyü’nde hiçbir kafede yok, Denizli Havaalanı’nda yok... Haydi Geyre’de Kaymakamlık yasaklamış, ya Havaalanı? Orada da Denizli Valisi mi yasakladı; ne saçma, ne anlamsız bir durumdur bu?
Biliyor musunuz Yunanistan kahvemizi, lokumumuzu, dolmamızı boşuna almıyor, onları bizden çok daha iyi pazarlayacağına emin olduğu için alıyor.
Bu abuk yasağın nedenini öğrenmek istiyorum, umarım kahveyi de “keyif verici madde, dinen yasak” filan saymamışlardır?

