Böyle bir şüpheye düştüğümüz için hiç kimse bizi suçlayamaz. İki gün önce Adalet Bakanı Cemil Çiçek’le telefon görüşmesi yaparken aynı şüpheyi ona da aktardım.
Bebek tecavüzcüsü sapıkların ve maalesef “anne” adı taşıyan bir dişi canavarın cezasız kalması korkusunu taşıyoruz.
Arasına girmeye çalıştığımız Avrupa ülkelerinin birinde olsaydık bu korkuyu taşımazdık, çünkü o ülkelerde tek bir suçluyu yıllarca izleyerek 20 yıl sonra bile olsa cezasını veriyorlar. Af yok, zaman aşımı yok, hafifletici neden gibi budalalıklar yok; duruşmalarda takım elbise giyip kravat taktığı için “iyi hali görüldü” gibi saçmalıklarla cezalar indirilmiyor.
Sadece “tecavüz”den ömür boyu hapis cezasını verdikleri için suça yeltenen de kurtuluşu olmayacağını peşinen biliyor.
Bizde ise küçük çocuklara toplu tecavüzde bulunan kazık gibi yaşını başını almış sapıklar serbest bırakılıyor.
Kadınlara tecavüz ettikten sonra öldürenler bile serbest bırakılıyor. Ve biz, toplum olarak elimizde mumla adalet arıyoruz.
PORNO DA BİRİNCİ!
Çocuk pornosu konusunda internetteki arama oranında dünya birincisi olmamız bile yeterince utandırmıyor, şaşırtmıyor bizi (hayvan pornosunda da “ikinci”ymişiz!) Sapıklığa prim verilen, sapıkların korunduğu bir ülkede sayılarının bu kadar artması neden şaşırtıcı olsun?
Aramızda “içinde bunca sapık barındıran bir toplum”un bireyi olmaktan utananların sayısı az değil, biliyorum. O zaman neden biz kazanamıyor ve bu toplumsal kirliliği, yozluğu temizleyemiyor, eğitimle, hukukla, gereken her ne ise onunla adil, temiz bir topluma ulaşamıyoruz?
Nedir bu iğrenç yozlaşmanın nedeni?
Neden biz çocuk pornosunda daha önce ilk sırada olan Rusya’yı bile geride bırakıyoruz da o sırada Avrupa ülkeleri yok?
Nedeni basit; cezasız adalet olmaz. Batı ülkelerinde çocuk pornosu da tecavüz gibi ömür boyu hapisle (suçlunun hadım edilmesi de uygulanıyormuş) cezalandırılıyor. Bizdeki gibi yeni kurbanlar bulmaları için anında sokağa salıverilmiyor.
HADIM EDİN ALÇAKLARI!
Kusura bakmasınlar ama bugüne kadar verilmeyen cezalar ve şimdi de “17,5 aylık bebek tecavüzü” konusunda yapılanlardan sonra, birçok vatandaş gibi benim de bu ülkede olan adalete inancım esaslı şekilde zedelenmiştir.
İzmir’de 3 kişinin tecavüzüne uğradığı iddiası toplumu günlerdir ayağa kaldıran bebek için şimdi “tecavüz yok, zorlama var” deniyor.
Oysa haber ilk olarak “Adli Tıp muayenesi akıllara durgunluk verecek gerçeği ortaya çıkardı. Bebeğin defalarca tecavüze uğradığı belirlendi” şeklinde çıkmıştı. Çocuğun üstünde sperm bulunduğu açıklanmıştı.
Şimdi bunlar yalanlanıyor ve tecavüz için “iddia” deniyor.
Olayın açıklaması inandırıcı şekilde yapılmadıkça, ortadan kaybolan anne tutuklanmadıkça, o ve diğer üç suçlu cezasını bulmadıkça ve bebek hasta ruhlu “biyolojik anne”den alınmadıkça toplum vicdanı asla rahatlamayacaktır.
Gelen 4 mektuptan 3’ünde suçluların “hadım edilmesi” isteği yer alıyor.
Bu tür suçlarda Batı’da uygulandığına göre bizde neden olmasın?
Günün birinde başka masumların hayatını karartsın diye mi saklanacak bu sapıklar?
Ermeni iddiasına doğru cevap!
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Yayıncılar Birliği toplantısında Ermenistan milletvekili Manukyan’a verdiği cevap doğrusu alkışı hakediyor.
Bu kadar net, doğru ve yerinde bir cevap olabilir.
Kinle, nefretle, kaçak güreşerek bir yere varılmaz. Bizim arşivlerimiz açık. Ermenistan da açsın. Tarihçileri de tartışmadan kaçacağına ortaya çıkıp ortak araştırma yapsınlar ve gerçek anlaşılsın.
Bunları söyledikten sonra “Biz tarihimizle hesaplaşırız, siz hesaplaşabilecek misiniz? Cevap yok” demesi de hedefi tam 12’den vurmuş.
Bravo Sayın Erdoğan. Keşke her konuşmanızı böyle alkışlayabilseydik!
Şu evlilik konusu!
Tuğçe Baran’ın günlerdir yazdığı “evli çiftlerin ayrı evlerde oturması” konusunda bir şeyler söylemek istedim, bir türlü sıra gelmedi.
Avrupa’da bunu uygulayan çiftler var ve bazıları problemsiz yürüyor. Ama Türkiye’de maalesef verilen söze sadakat, ilişkide karşılıklı güven, evlilik kurumuna saygı gibi konular özellikle son yıllarda anlamından çok şey kaybettiği için zor. Ayrıca... Biz Türkler kıskanç bir milletiz. Yıllar önce Hürriyet gazetesinin bir kadın yazarı (ki kendisi bugün klasik evliliğin en ateşli savunucusu olmuştur) benzer bir uygulamayı savunduğunda ve haftanın belli günlerinde eşiyle farklı plânlar yapmayı uygulamaya kalktığında ben; “Aşk varsa olmaz. Yürümez. Muhabbet kuşları bile birbirini kıskanır” demiştim.
Aradan aylar geçti ve bir akşam, bir restoranda söz konusu kadın yazar bu parlak (!) buluşun yürümeyeceğini anladı. Sonra da “Ruhat Mengi haklıymış” diye yazdı.
Naçizane hatırlatayım dedim. Teoride “uygun” görünen her şey pratikte “uymayabiliyor”.

