''Türkler" sergisi için Londra'ya gittiğimde Closer filmi oynamaktaydı ama tercihimi tiyatrodan yana kullandım ve kaçırdım. Onun için Türkiye'de gösterime girer girmez, Cuma akşamı gittim ve izledim.
Başrollerinde Julia Roberts, Jude Law. Clive Owen ve Natalie Portman gibi ünlü sanatçıların rol aldığı filmi farklı konusu, aşka ve cinselliğe bugüne kadar sinemada görülmemiş bir gerçekçilikle yaklaşması nedeniyle görmek istiyordum ama bir nedeni daha vardı. Alice'in (veya Jane, iki ismi var filmde) Dan'a söylediği bir cümle... Filmin İnternet'teki anlatımında gördüğüm bu cümleyi duymak istiyordum.
Birbirine aşık ve beraberce yaşayan bir çift onlar. Adam "yazar" sayılabilir, çok genç olan Amerikalı kadın ise "striptiz"ci... Pek de müsait olan işine rağmen Alice birlikte oldukları dönemde aşkına sadık yaşıyor. Erkek ise hiç hissettirmeden sevgilisini bir yıl süreyle aldatıyor. Bunu ona söylediğinde ve kadın gözyaşları içinde "Neden yaptın, biz birbirimizi seviyorduk" sorusunu sorduğunda Dan: "Aşık oldum" diyor. Alice'in verdiği cevap şöyle: "Not good enough! ... "Yeteri kadar iyi bir neden değil... Karar vermeden önce 'bir an'lık zamanın vardır, o bir an içinde ya teslim olursun veya direnirsin. Sen teslim oldun!"
Bu cevap, yetişkin olmanın sorumluluğunu taşımayı anlatı yor ve uzun açıklamalar yapılabilecek bir konuyu tek cümle ile özetliyor: "Kararının sonuçlarına da katlanmalısın!"
Uluç'un sorusu!
Aynı zamanda Hıncal Uluç'un sorduğu, Anadolu'da bir kadından Erkekçe dergisine gelen mektubun da cevabıydı bu...
1980'li yıllarda, yirmi yıllık evliliği ve 4 çocuğu olan bir kadının, "orgazm"ın varlığından habersiz yaşarken bunu Erkekçe'den öğrenmesi, sonra bir kadın komşusuyla ilişkiye girmesi, ilişkiyi uzun zaman isteyerek devam ettirdikten sonra dergiye mektup yazarak: "Ya çare bulun, ya intihar edeceğim" demesi...
Onlar da "Bu durumda kadın suçlanamazdı ki, ne cevap vermeliyiz" diye uzun uzun düşünmüşler. Bir insanın canına kıymasını kimse istemez, herkes çare arayıp yardımcı olmaya çalışır ama sorumluluğu dergiye atarak kenara çekilmek de bir yetişkine yakışmaz.
Seven ve biriyle beraberliği olan insanlar (bu yeterlidir ama) hele evlilerse ve ruhsal bozuklukları yoksa, bir başkasıyla ilişki düşündüklerinde bunun çözümünü bulmak kendi sorumluluklarındadır.
Ya filmdeki Dan gibi bunu açıkça söyler ve ayrılırlar, karşı taraf razıysa ve ikisi de istiyorsa beraberliklerini sürdürebilirler veya karakterleri, vicdanları izin veriyorsa aldatırlar. Sonucuna da katlanırlar.
Normal şartlarda, normal insanlar ilişkide ters giden bir şeyler yoksa başka birini düşünmezler. Haydi düşündüler diyelim bunu eyleme dökmezler. Dökeceklerse kartlarını açık oynar ve karşı tarafa bildirirler.
Hele 1980'lerin Anadolusunda erkek de kadın kadar bilinçsizdi cinsellik konusunda... Erkeğin de suçlanacak hali yoktu, o nedenle kadın (cahil bile olsa), samimiyetle isteseydi bu sıkıntısını eşiyle paylaşabilirdi. Muhakkak ki dergiyi okuyan herkes onun tercih ettiği yolu seçmemiştir.
Benim görüşüm, 21. yüzyılda; insanların seksle ilgili aydınlatılması yazarak, çizerek yapılamaz. Sadece "korunma metodlarını" bile şehir şehir, köy köy dolaşmadan öğretemediler millete... Bu konular uzman kişilerin il ve ilçelerde yapacakları panellerle, bilgilendirme konferanslarıyla çözülebilir.
"Closer" gibi filmlerin etkisini de küçümsememek lâzım... Benim cevabım yukardaki gibi olurdu, Erkekçe'nin ne cevap verdiğini merak ediyorum doğrusu!
Almanlar aralarında anlaşsalar artık!
Senelerdir 'Ermeni sorunu kapımıza dayanacak, Avrupa'ya, Amerika'ya olayları belgeleriyle, kendi arşivleriyle anlatın artık' diye yazmaktan elimizde, dilimizde tüy bitti. Yapmadılar...
'Bırakın arşivleri, bu bilgileri toplamış olan yerli ve yabancı kitapları gönderin bari' dedik, isimlerini verdik, onu da yapmadılar. Ermeniler bir yandan masaya oturup sonuca ulaşmaktan kaçarken, bir yandan diğer ülkelerin siyasetçilerini, gazetecilerini "yanlarına alma" çalışmasını yoğun şekilde sürdürdü.
Bir süredir Tek çaremiz kaldı, o da masa... Dünyaca ünlü, bu konuda uzmanlaşmış tarihçileri de alarak iki tarafın masaya oturmasını Avrupa'dan istemeliyiz' demekteydim. Dışişleri'nden yine ses çıkmadı ama TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu "Masaya oturmayı BM'in sağlamasını isteyelim" teklifini yaptı, Zülfü Livaneli ise UNESCO Büyükelçiler Toplantısı'nda benzer bir isteği dile getirerek kendisine düşeni fazlasıyla yaptı.
Başlangıç tamam, şimdi devletin bu konudaki ısrarı sürdürmesi, hiçbir Avrupa ülkesinin de "tarihte olmayan, gerçekleşmemiş böylesine ciddi bir suçlamayı kabul etmeyeceğini" bildirmesi lâzım.
Almanya'nın Hıristiyan Demokrat Parti Başkanı, Türkiye düşmanı Angela Merkel Hanım "Ermeni soykırımı"nın kabulünün Türkiye'den istenmesi konusunda Meclis'ine önerge verirken, aynı partinin milletvekili Willi Zylajew "Soykırım olmadığını" söyledi. Bununla birlikte olayın "soykırım" olarak Alman ders kitaplarına girmesi için de karar alındı Almanya'da, ki bu büyük bir haksızlık. İspatlanmamış bir konuda kabul edilmez bir dayatma. Almanya, besbelli Yahudi soykırımı ile tarihte yalnız kalmamaya kararlı. Ama bunu sağlamak için Türkiye'yi kullanmasına izin verilmemeli.
Soykırım olduğunu iddia ettikleri "tehcir sırasında" olaylar Kürtlerle Ermeniler arasında geçmiş. O yıllarda Türk erkeklerinin hepsi ülkenin her kösesinde cephede olduğu için Ermeniler erkeksiz köylere saldırmış, yollarda tuzaklar kurmuş. Bunları anlatmak ve Ermeni liderlerin anılarını da onlara okutmak gerekiyor.
Alman milletvekili 'soykırım yoktur" derken, Fransa'da "olmadığı"nı anlatmaya çalışan gazeteciler varken, kendi tarihini bilmeden konuşan, Merkel'lere yardımcı olan Türk aydınları(!) ise apayrı bir sorun tabiî.
Apayrı bir şanssızlık mı demeliyiz yoksa?
"Closer"...
''Türkler" sergisi için Londra'ya gittiğimde Closer filmi oynamaktaydı ama tercihimi tiyatrodan yana kullandım ve kaçırdım. Onun için Türkiye'de gösterime girer girmez, Cuma akşamı gittim ve izledim
Haberin Devamı

