Sevgili Selahattin Duman... Onun yazılarına bayılırım ben... Enteresan bir bağlantı olarak benim yazılarımı seven okurlarımın çoğu onun köşesini de kaçırmazlar. Nereden mi biliyorum? Bildiriyorlar bana, oradan.
Durum böyle olmakla birlikte dün "Seni takdir ediyorum, çünkü hıyarsın" başlıklı yazısıyla hiç aynı fikirde değilim. Bir okulun "Maraton" adlı spor programına ödül vermesini TV'de izlediğini anlatarak başlamış yazısına. Yine muhteşem anlatımıyla beni güldürdü ama aslında (birazcık deriin baktığınızda) öfkeli bir yazı.
"Yayın tekeline sahip kuruluşun 'tek tabanca' konumundaki programı çok başarılı ilân ediliyor(....) Zaten 'Haydi ben de en başanlı spor programına bir ödül vereyim' desem ikinci bir program yok. Ya Maraton'a vereceksin ödülü, yahut eve götürüp hanımın kafasına ('atacaksın' diyecek zannettim ama demiyor. R.M.) göre süslediği büfeye koyacaksın." Bunu söyledikten sonra ödülü "münasebetsiz" olarak adlandırıyor ve biraz aşağıda benim bir yazımdan söz ediyor.
Birkaç gün önce yayımlanan, VATAN gazetesinin Tuncay Azaphan İletişim Meslek Lisesi ile Bil Dershaneleri'nin 600 öğrencisi tarafından 'yılın en iyi gazetesi' seçilmesini anlattığım yazıdan... "Haydi Ruhat arkadaşımız.. Yüz yüze geldiğimizde neden böyle düşündüğümü şifahen anlatırım. Peki 'iletişici' yetiştiren o meslek okulunun böyle bir ödül vermesine çanak tutan hocalarına 'bu işin yakışıksız olduğunu' kim anlatacak?" diyor ve sebep olarak da dünyanın her yerinde çırağın ustayı değil, ustanın çırağı takdir ettiğini gösteriyor.
Tümüyle farklı görüşteyim. Bu hesaba göre çocukların anne ve babalarını, öğrencilerin öğretmenlerini, vatandaşların ülke yönetenleri takdirlerinin de hiçbir anlamı olmamalı. O zaman "usta", "büyük" ya da "üst" durumunda olanların takdir toplamak için küçük parmaklarını bile oynatmasına gerek yok demek ki. O pozisyona bir kez geldiler mi iş bitecek.
Oysa yok böyle bir rahatlık. "Usta" ların çıraklara "iyi örnek olma", "model sunma", "başarılı, düzgün, dürüst, tarafsız" çizgilerini koruma zorunluluğu vardır. Usta olmak kadar ve hattâ daha çok, "usta kalabilmek" önemlidir. Kalamadığınızda daha iyi ve beğenilen bir usta yerinizi kapıverir. Bu yer kapma da genellikle "çırakların beğenisi"yle bire bir ilişkilidir.
Özellikle medyada! Onun için de sevgili meslektaşım, arkadaşım Selahattin Duman bana yüzyüze anlatır da, ikna etmesi zor olur. Eğer rakibi olmayan bir programa ödül veriliyor ve buna kızıyorsa onu kabul ederim. Bazı ödüllerde bizim anlamadığımız PR gayretlerinin etkisi olduğunu filân anlayabilirim ama ciddi kuruluşlarda bu genellikle olmaz. Eğer VATAN gazetesini bir iletişim meslek lisesinin 600 öğrencisi "yılın en iyi gazetesi" seçmişse bu önemli ve memnunluk verici bir olaydır ki ben o yazımda VATAN'ın üniversitelerden de aynı takdiri aldığına değinmiştim.
iletişim lise ve fakülteleri geleceğin medyacılarını yetiştiriyor. O öğrenciler de seçimleriyle "ideal" gördükleri gazete ve gazetecileri belirliyorlar. Bu aynı zamanda diğerlerine bir uyan mesajı da verir. (Her şeyden bir mesaj çıkıyor demeyin yine, çıkar, çıkar.) Nasıl oluyor da eski, oturmuş, güçlü medya dev grupları arasında yepyeni ve TV desteği de olmayan bir gazete gençlerin bu kadar beğenisini topluyor? Keşke "iletişim" öğrencileri şu televizyon programları hakkında da bir şeyler yapsalar.
Sabahtan akşama kadar bir takım adam ve kadınların salya sümük ağlayarak sevgilileri, kocaları, karılan ile ilgili sorunları ortaya döktüğü, sunucuların da akıl verip, arabuluculuk yaptığı programlar veya "kızlara koca bulma" programları yakında aklı başında insanları TV'den tümüyle nefret ettirecek. RTÜK'ten filan hala ses çıkmadığına göre birilerinin gerçeği anlatması gerekiyor!
Çıraklar ustaları seçebilir mi?
Sevgili Selahattin Duman... Onun yazılarına bayılırım ben... Enteresan bir bağlantı olarak benim yazılarımı seven okurlarımın çoğu onun köşesini de kaçırmazlar. Nereden mi biliyorum? Bildiriyorlar bana, oradan
Haberin Devamı

