Çıplaklık güzellik mi?

Biz Ramazan'da açılıp saçılan şarkıcılar, artistler, mankenler için yazarken ve 'Madonna bile bu kadar soyunmuyor artık' derken sosyetik genç hanımlar çıplaklık yarışına girdi...

Haberin Devamı

Biz Ramazan'da açılıp saçılan şarkıcılar, artistler, mankenler için yazarken ve 'Madonna bile bu kadar soyunmuyor artık' derken sosyetik genç hanımlar çıplaklık yarışına girdi. Bakıyorsunuz üstelik düzgün bir aileye mensup bir genç kadın neredeyse çırılçıplak gazetelerin birinci sayfasında... Ne kadar güzel ve dikkat çekici olabildiğini dünya âleme ispatlıyor.
Oysa yanılmakta. Bu kadar ortalara dökülüp saçılmış bir güzellik kadının tüm cazibesini, gizemini yitirmesine neden oluyor. Bunu Türk güzeli Azra'nın dünya güzeli seçilmesindeki nedenlerle ilgili yazımda da anlatmıştım. Diğer güzeller sofistike, çok bilmiş kadınlar gibi, seksi havalarda çıkarken o doğal güzelliğiyle tam yaşının kızıydı. Ve bu ona puan kazandıran noktalardan biriydi.
Gazetelerde, sosyete dergilerinde çıkan çıplak sosyete (sözüm ona) güzellerine ise bakıyorsunuz, daha henüz 23-24 yaşındaki kızlar sanki başka hiçbir özelliği olmayan ve dekoltesiyle dikkat çekmeye çalışan figüranlar gibiler... İnsan onları görünce merak ediyor, acaba ma-gazinciler, mankenlere yaptıkları gibi mikrofonu onlara da uzatsalar ve bir iki basit soru sorsalar. Hani artık "genel kültür" falan da değil, "özel kültür". Yaşadıkları ülkenin "bilinenleri", "bilinmek zorunda olanları", "çocukların bile bileceği" gibi şeyler. Mesela "Türkiye'nin ilk Cumhurbaşkanı Kimdir?"... Gülmeyin, bu soruyu "Kim 500 Milyar İster"de bir üniversite öğrencisi bilemedi. Bunlar o sorulara ne cevaplar verir acaba?
Sadece dışı süslenmiş bir kafayla çıplak bir vücut genç bir kadını nereye kadar taşır?
Hayatta en önemli şey gösteriş yapmak ve magazin köşelerinde yer almak mıdır? Bu soruları
arada bir kendilerine sormalılar.
Hiç değilse Amerika'larda, Avrupa'larda eğitim yapmış, ailelerinin bu uğurda kucakla dövizi yurtdışına akıttığı isimlerin sorması lâzım. Ayrıca... Unutmasınlar ki artık birçok genç kız da, kadın da güzel vücut var. Çıplaklık desen maşallah Batı ülkelerini aştı. Giyim kuşam desen bizde bulunanların oralardan geri kalır hali yok.
O zaman, nedir bu rezalet? Çıplaklıklarını, özel yaşamlarını kendilerine saklasınlar ve topluma kötü örnek olmasınlar. Zira onların bu görmemişlikleri ülkenin siyasetini bile etkiliyor. Din, görgü, gelenek sanki çoğunluk tarafından unutulmuş gibi gösterilerek kullanılıyor.
Oysa hepsi topu topu (bazılarının, aynı tarzı benimseyen ailelerini de katsanız bile) bir avuç insan.
Fotoğraflara dikkat edin, üç beş isimden fazlası yok ortada. Bu ülkenin "sosyete"si, daha doğrusu "sonradan görme sosyete"si birkaç özenti, hepsi o kadar!

Türbanı lütfen aşmayın
Yeni hükümetin kurnaz vurkaç yöntemleri arasında ordu, üniversite yönetimleri, cumhurbaşkanlığı gibi kurumlarla birlikte medyanın da yıpratılması var.
Laf arasında taş gediğine doğru sallanıveriyor;
"Biz türbanı aştık, medya halen bunlarla uğraşıyor."
Oysa medyanın zaman zaman türbanı gündeme getirmeye devam etmesinin nedeni var. Medya biliyor ki her fırsatta kenarından köşesinden, protokol toplantısından, üniversitesinden türban olayı ön saflara fırlayıverecektir. Nitekim diğer Müslüman ülke liderlerinin modern eşleriyle bizimkilerin karşılaştırılması Türkiye'deki yeni yönetiminin Mısır, Ürdün, Lübnan gibi ülkeleri bile geride bıraktığını gösteriyor.
İran, Afganistan kadınları bile 'çağdaş kadın' görüntüsünü kazanmaya çalışırken biz kafaları sıkıştırdıkça sıkıştırıyoruz. Ve ayrıca AKP'nin genel başkanı türbanı "aşarken", Meclis Başkanı örneğin aşmıyor. Ortada bir çelişkiler kumkuması öylece durmakta.
Onun için türbanı aşmasınlar, çözsünler. Yapacakları gayet kolay. Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan; "önemli hizmetleri ile ilgili" kitapları dağıtırken bir de açıklama dağıtmalarını (veya TV'lerden yapmalarını) istesinler, şöyle;
"Birçok önemli din uzmanı Kur'anda baş örtme şartının olmadığını, el sıkmanın yasak olmadığını söylüyor. Doğruyu millete açıklar mısınız?"
Bu kadar basit! Yapmadıkları takdirde medya sırası geldikçe konuyla ilgilenecektir. Vazife olarak!

Güç odakları
Hep derim ya biri susuyor 'muş gibi' yaparken diğeri başka bir köşeden çıkarak söylemek istediklerini söylüyor diye. Biz bunları daha önce yaşadık, bu filmi gördük. İşte aynı film tekrar gösterimde.
Partinin genel başkanı "Türbanı aşarken", TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı sakallı Mehmet Elkatmış hükümetin demokratikleşmeyle ilgili programını beğenmiyor. Sebep: "Program türbanı aşmış."
Beğenmediği için de önemli (!) bir açıklama yapıyor;
"Türkiye'de demokratikleşmeyi istemeyen güç odakları var..."
Elkatmış'ın bu vurgusuna aynı cevap gerekli; "Diyanet İşleri Başkanı'na sorun..."
Konuşmasında yine çok önemli bir vurgu daha var;
Yaş kararlarının yargı denetimine açılması gerektiğini tekrarlıyor. Tamam, bunu isteyebilir. Ama madem ki demokratikleşmeli miyiz, demokratikleşmemeli miyiz tartışması sürdürüyoruz, "Herkese eşit haklar verilsin" diyoruz aynı pakete "dokunulmazlıkların kaldırılmasını koyarak yargıyla sorunu olan AKP'li bakan ve milletvekillerine de her vatandaşın eşit muamele görmesi imkânını tanımıyorlar.
Bu ayrıcalıklı Siyasetçiler şimdi kendilerini "farklı" görerek kötü hissetmezler mi?

DİĞER YENİ YAZILAR