Çıplak gözle bakış!

Okurlarımdan gelen mektupları okumak benim en büyük keyiflerimden biridir

Haberin Devamı

Okurlarımdan gelen mektupları okumak benim en büyük keyiflerimden biridir. Hani insanların rahatlamak, dinlenmek için gittikleri kafelere, eğlence yerlerine gitmeye bile ihtiyaç hissetmem onlar olunca. Alırım elime bu mektupları, çekilirim sessiz bir köşeye, yüzüme geniş bir gülümseme yayılır ve gözlerim parlayarak okurum yazılanları tek tek.

Bana kızanlar bile gülümsetir beni. Demek ki okurum yazımı dikkatle okumuş ve tepkisini ortaya koymuş. Herkes benimle aynı fikirde olmak zorunda değil ya... İnanın bana, okurken kafamda bu mektupların çoğunu köşemde yayınlanıyorken görürüm. İmkânım olsa çoğunu yayınlamak isterdim. Bunu yapamıyorum ama, onları özümseyip, genel eğilimin hangi yönde olduğunu görüp onların dileklerini de dile getirmeye çalışıyorum. Sonuçta yazarken elbette kendi düşüncelerim dökülüyor satırlara ama okurlanmdan etkilendiğimi de itiraf ediyorum.

Öyle dikkatli, öyle sorumlu yazılıyor ki mektupların çoğu.

İşte Muammer Sokullu isimli okurumun mektubu: "Değerli Ruhat Hanım,

Gazetelerde yazmak ve televizyonlarda konuşmak tekeline sahip olanlar, 70 milyona hitap ederken günlük hayatta evimizde, işimizde, sokakta hiç kullanmadığımız terimlerle konuşmalarını sürdürüyorlar.

Laiklik, çağdaşlık, demokrasi, din ve vicdan hürriyeti, insan hakları vs...

Bu terimlere amaç olarak saplanmış vaziyetteler.

Oysa bütün bunlar araçtır.

Olaylara halk gibi bakmasını beceremiyorlar.

Sözünü ettiğiniz Avukat Hanım'ın (Kezban Hatemi) bir cümlesi gözden kaçtı. 'Annem dindar biri idi, beş vakit namaz kılardı. O yüzden başı örtülüydü'.

Şu cümlenin felâketine bakın.

Kendisi gibi başı açık olanlar dindar değil.

Beş vakit namaz kılmazlar.

Resmi dairelerde, okullarda ve sair yerlerde neden türbanlı dindar, ben dinsiz görüleyim?

Kız öğrenciler, dini açıdan türban takıyorlarmış.

Ben de Kur'an'dan çıkan erkek asgari kıyafeti olan dizlerimle göbeğimi örten bir pantolonla ayaklarım ve belden yukarım çıplak olarak okullara, resmi dairelere gidebilir miyim?

Biz halk olarak bunu görüyor, düşünüyor ve sorulmasını istiyoruz.

Eşim beş vakit namaz kılar, başı açıktır. Günün muhtelif saatlerinde Türkçe mealinden Kur'an okur.

Sabah namazı saatlerinde evimizde ışık yanar.

Denizde namaz saati gelince eve gidilir, namaz kılınıp dönülür (yazlık).

Başı açık bizlerin evinde bunlar yapılırken bizler de:

- Türbanlıların evlerinde sabah namazı saatinde ışıkların yanmadığına,

- Türbanlı kadınların deniz kenarında, namaz vakti gelmiş olmasına rağmen oturup denize girenleri seyretmesini hayretle izleriz.

Neden hayret ederiz biliyor musunuz?

Türban takan hanım Allah'ın;

'Gözlerinizi haramdan sakının' emrine rağmen, tanımadığı erkekleri çıplak olarak nasıl seyrediyor diye...

Dedim ya biz 'halk'ız.

Olaylara çıplak gözle bakarız.

Gözlerimizde terimlerin gözlüğü yoktur."

Türbanlı Başbakan ve bakan eşlerinin sanki Türkiye'de türbansız kadın vatandaş veya siyasetçi yokmuş gibi grup halinde bizi temsilen ABD'ye gidecekleri sıralarda Muammer Sokullu'nun mektubu ilginç geldi bana.

Tabiî bu mektup başını örten herkes için bir genelleme asla değil. Kişisel bir görüş. Onu da hatırlatmış olayım.

Ciwan Haco'nun Apo'yla ilgisi ne?
Bu yazıyı tamamen izleyici ve okuyucu olarak yazıyorum. 'Haberler'de Suriye asıllı, Alman vatandaşı ama Kürt popçu Ciwan Haco'nun İstanbul konserini duyuyor, okuyoruz. Büyük bir ilgi gösterilmiş ama o arada hükümlü terörist Apo'ya da tezahürat yapılmış konserde...

Şimdi bir pop veya rock sanatçısına sevgi ve ilgi gösterisinde anlaşılmayacak bir şey yok. Ama böyle bir konserde veya herhangi bir konserde 30 bin (genç, yaşlı, çocuk) kişinin ölümünden sorumlu teröriste tezahüratta anlaşılmayacak şey var doğrusu.

Türkiye'de Türk, Kürt ayırımı yapılmıyor. Kürt vatandaşlar da herkesin sahip olduğu haklardan aynen yararlanıyorlar. İstedikleri işe giriyor, milletvekili, bakan, Meclis başkanı da oluyorlar. Ana dillerinde yayın, eğitim gibi -istedikleri diğer- haklar da verildi. O zaman bir yabancı şarkıcının konserinin "sanat olayı" halinden çıkarılıp "siyasi bir şov" a dönüştürülmesi ve hele azılı ve hükümlü bir teröristin reklâm şovuna dönüştürülmesi insana garip geliyor.

Bence bu duruma önce Ciwan Haco'nun kendisi karşı çıkmalı ve "Bu tezahüratı durdurun. Konserimi siyasi gösteri fırsatına çevirmeyin" demeliydi.

Bunu dememesi onu seven birçok müziksevere saygısızlık olduğu gibi biraz da bu özgürlüğü kötüye kullanma anlamına geliyor.

Kendisiyle birlikte, ona destek veren, ziyaret edip fotoğraf çektiren doğulu Türk sanatçılarını da zor duruma sokuyor.

Sanat olaylarına bile gölge düşürülmesini anlamakta güçlük çekiyor insan!

DİĞER YENİ YAZILAR