Hüsamettin Cindoruk gibi deneyimli, “akil adam” sıfatını hak etmiş bilgili, açık sözlü, önder özelliklerine sahip bir hukukçu/siyasetçi DP Genel Başkanlığı’na aday olduğunu açıkladı, kıyamet koptu... Her kafadan bir ses çıktı.
Neymiş efendim; artık yaşı ilerlemiş, Batı’da siyasetçiler 40-50 yaşlarındaymış da bizde yaş sınırı yüksekmiş. Bir kere herşeyden önce bu yanlış, liderleri genelde artık ‘daha genç’ olabilir ama her ülkede bu yaşların üstünde deneyimli parlamento üyelerinin, sözüne önem verilen diplomatların sayısı az değildir.
Türkiye’de yaşı 60-65’in üstünde ve aynı zamanda başarısız olmuş siyasetçilerin “siyasete dönmemesi” isteniyor -ki bu haklı bir istektir- ama Cindoruk için durum bu değil. Tam aksine o siyaseti bıraktığı günden bugüne kadar hep “doğru önerilerle” yol göstermiş biridir.
O zaman, hele de zaten ‘Senato’ kaldırıldıktan sonra daha eğitimli ve deneyimli siyasetçilerin denetiminden uzaklaştırılmış ve hatalara çok açık hale gelmiş, bu hataların yapıldığı da görülmüş bir ülkede Cindoruk neden liderlik yapmayacakmış? Bunu öne sürmek saygısızlık değilse nedir?
Bütün yazılıp çizilenler içinde, bugüne kadar akla yakın tek bir önerisi, olumlu hiçbir açıklaması duyulmayan Aydın Menderes’in anlamsız, kıskançlık kokan, DP’yi babasından dolayı “malı zannettiğini” anlatan ve
aslında dava açılmayı gerektirecek sözleri ile Nazlı Ilıcak’ın 8 Mayıs Cuma günü yazdığı “Cindoruk’a başarılar” başlıklı yazı da dikkat çekmeyecek gibi değildi.
Ilıcak, Hüsamettin Cindoruk’un bir hukukçu olarak (Sami Selçuk ve Haşim Kılıç’tan, “Baro”ların açıklamalarından farksız şekilde) Ergenekon soruşturmasındaki hukuksuzlukları dile getirmesine kızmış olmalı ki (muhakkak Selçuk ile Kılıç’a da kızmıştır) partinin başına geçtiği takdirde; “Ergenekonculara sahip çıkar gibi görünmesi, başörtüsü, İmam Hatip gibi kendi muhafazakâr tabanını ilgilendiren konularda sesini çıkarmaması ve Ak Parti iktidarıyla laik cumhuriyetin tehdit altında olduğu izlenimini yaratacak sözler sarf etmesi halinde başarı şansını azaltacağını” söylüyor, yazıyı “farklı bir istikamete yöneleceğini umuyoruz. Zira taç giyen baş akıllanır” diye bitiriyordu.
Herhalde Cindoruk okurken “bu saatten sonra sizden ders mi alacağım” demiş, bu önerilere de epeyce gülmüştür. Zira Nazlı Ilıcak neredeyse “AKP’nin yanında yer al, sen de ona destek ver, eleştirme” diyor.
DP’nin, muhafazakâr tabanı da olan (gerçekten, nedir bu “muhafazakâr” deyip durdukları, “dindar, inançlı” kastediliyorsa zaten her partinin tabanında çok sayıda dindar insan var. Bu vurgu, bu ayırım ne kadar anlamsız) AP’nin devamı olduğu belli ama her ikisi de “laik demokratik” rejime saygılı, onu değiştirmek için çalışmayan partilerdi.
Bugün “AKP iktidarıyla laik cumhuriyetin tehdit altında olduğu” gibi bir genelleme yapan yok ama böyle eylemler olduğunda, Anayasa Mahkemesi’nin “laikliğe karşı eylemlerin odağı” kararını da göz önüne alarak “partiler ile toplum” tepkisini elbette ortaya koyacaktır, koymak zorundadır.
“Taç giyen baş”lar başta olmak üzere!
****
“Mükemmelsin... Şimdi değiş”
Yıllar boyu Türkiye’de neden yeni müzikaller yapılmıyor, bu ülkenin sanatçıları My Fair Lady, Damdaki Kemancı, Don Kişot, Lüküs Hayat gibi gurur duyulacak müzikalleri başarıyla, Broadway düzeyinde oynamışlardır diye sorduk durduk, neyse genç müzik sanatçıları bu işe el attılar.
Zeki Alasya, Kazım Akşar, Melek Baykal ve Çağla Şikel’in rol aldığı Romantika ile Emre Altuğ ve Demet Tuncer’in oynadığı “Avenue Q” isimli müzikaller gurur duyulacak kadar başarılıydı, son olarak Profilo’da Enis Fosforoğlu Tiyatrosu’nun sahnelediği “Seni Seviyorum, Mükemmelsin, Şimdi Değiş”i izledim, onu da beğendim.
Son iki oyunun çalışması başlamadan önce yapımcılarının Londra Covent Garden’a, Broadway’e giderek orijinalleri izlemesinin, oyunların büyük bir titizlikle sahnelenmesinin alınan sonuçta kesinlikle etkisi olmuş.
Murat Evgin, Barbaros Büyükakkan, Sibel Tüzün, Başay Okay gibi başarısını kanıtlamış gerçek müzisyenlerin rol aldığı, müzik direktörlüğünü Burak Erkul’un yaptığı şarkı sözleri Zeynep Talu tarafından yazılan “Seni Seviyorum, Mükemmelsin, Şimdi Değiş” son derece sevimli bir anlatımla “genç kadın ve erkekler arasında ilişkilerin abartılı bir ‘kabullenme’ ile başlayıp sonra nasıl bir ‘değişime’ uğradığını” konu alıyor. Herkesin kendi hayatından kesitler bulacağı oyunu özellikle gençlerin zevkle izleyeceğini sanıyorum.
Tiyatro sezonunun sonu yaklaştığı için bu oyunları izleme şansı sınırlı, bu nedenle müzikal sevenlerin elini çabuk tutması gerekiyor.

