Cinayeti gören kadınla konuştum

Adalet Bakanı Cemil Çiçek “Bu cinayet mahalle çetesi işi değil, teşkilat işi” demiş. Ben ilk günden beri buna inananlardanım

Haberin Devamı

Adalet Bakanı Cemil Çiçek “Bu cinayet mahalle çetesi işi değil, teşkilat işi” demiş. Ben ilk günden beri buna inananlardanım.

Üstelik bu teşkilatın aslında “ırkçı milliyetçilik” maskesi altında tümüyle farklı bir şey olabileceğini, milliyetçilik hikâyesinin Türkiye’yi tuzağa düşürmek ve bazı şeyleri kabul ettirebilmek için kullanılabileceğini de düşünüyorum.

Hrant Dink cinayetinin tam işlendiği anda orada olan ve katil Ogün Samast’la burun buruna gelen kadınla konuştum.

Onun varlığını “yakından tanıyan ve olayı ondan dinleyen” bir arkadaşımla konuşurken öğrendim ve hemen o gün kendisiyle de görüştüm. Olay anında tesadüfen binanın önündeymiş ve katil yaklaşarak silahını çıkardığında bir an için gözgöze gelmişler. Cinayeti işledikten sonra oradan hemen ayrılmadığını, durup bir süre “emin olmak için” beklediğini, sonra da koşar adımlarla yandaki yola girerek izini kaybettirdiğini söylüyor.

Cinayeti “iki kişinin işlediğinden” hiç söz etmiyor. Yani son iddialardan birinde söylendiği gibi Yasin Hayal’in de orada olduğu bu en yakın tanığın ifadesine göre doğru değil.

Kimsenin ilgilenmediği, katili takip etmediği de doğru değil çünkü kadın “5-6 kişi olarak arkasından koştuklarını” anlatıyor. Belki silahlı olması nedeniyle korkarak fazla yaklaşamamışlardır ama izlemeye çalışmışlar.

Daha sonra polis bu kadınla birlikte diğer görgü tanıklarını da alarak uzun uzun sorguya çekmiş. Hatta “bir zindana indirilip orada sorgulandıklarından” da söz ediyor. “Sonuçta onu ben teşhis ettim zira burun buruna gelen ve en yakından gören bendim” diyor.

Şimdi bu kadar kesin bir anlatım varken, olaydan günler sonra neden yeni bir iddia ortaya atıldı orasını (şu anda yazıyı yazarken) bilmiyoruz tabii. Ama bu çelişki, dinlediğim tanıktan sonra beni daha da çok şaşırttı doğrusu...

Söyleyin bakalım, “cinayetin görüntü kasetlerinin değiştirildiği” bile iddia edilirken hangi olayda neyin doğru olduğuna ve soruşturma sonuçlarına nasıl inanabilir, nasıl emin olabiliriz?

Hadi buyrun, dinliyoruz?

*****

Emniyet, jandarma ne farkeder?
Katil Ogün Samast’la çekilen fotoğrafların jandarma karakolunda değil Emniyet’te çekildiği açıklanmış şimdi de... Dünkü yorumlarımızdan dolayı özür mü dilemeliyiz acaba?

Fotoğraflardaki jandarmalar, “şapkanı çıkart, saçını düzelt” konuşmaları ortada... Tamam, elbette orada çekilmemişse “karakolu suçlamak” haksızlık olur ama fotoğraf çektiren jandarmalar suçlu değil mi?

Emniyet’te çekildiyse bile polis de, jandarma da sorumlu ve suçlu değil mi, bu polis ve jandarmalar görevden uzaklaştırılmadı mı? (Jandarmaların görev yeri değiştirilmiş nedense...)

Burada önemli olan devlet güçlerinin bu tür büyük bir hatayı yapabilmiş olmasıdır. Birkaç adamın yanlışının Jandarma’yı, Emniyet’i ve sonra toptan şekilde devleti yıpratmış olmasıdır.

Eğer bir ülkenin başbakanı 4 yıldır iktidarda olmasına rağmen “Bu tür bir yapı var, bugüne kadar üstüne gidilmediği için bedelini hem millet, hem devlet olarak ödedik” diyebiliyorsa o başbakana ‘bunca yıldır ne yaptınız’ diye sorarlar.

Magandasından katiline, tecavüzcüsüne ortada cirit atarken, hepsi cezasız kalır ve yeni kurbanlar ararken, çeteler istediği adamı İstanbul’un en gözde caddelerinden birinde vuracak özgürlüğü bulurken, PKK ülkeyi uyuşturucu pazarına çevirirken neyle meşguldünüz?

*****

Bu hafta “milliyetçilik”
Sevgili okurlarım, geçen program için üç dört gün içinde, çoğu programın tekrar yayınlanmasını veya devamını isteyen yüzlerce mektup gönderdiniz. Sağolun, varolun. Bugün öğleyin saat 12’de Her Açıdan’da “milliyetçilik ve derin devlet” konularını tartışacağız.

Konuklar; CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz, BBP Milletvekili, eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Yardımcısı Eser Karakaş, ve Bugün Gazetesi Yazarı Gülay Göktürk... İlgilenenlere duyurmuş olayım.

DİĞER YENİ YAZILAR